Reklam
Reklam
Anlamsızlık Arayışı
Dilek Demir

Dilek Demir

Anlamsızlık Arayışı

13 Ağustos 2021 - 09:38

Hayatı anlama çabasında insanoğlu, kâinattaki her detayı anlamak için birçok yola başvurdu. Gâh okudu, gâh araştırdı, gâh yazdı, gâh deneyler yaptı, bilimsel çalışmalarda bulundu. Hep bir anlam çabasıydı bu koşuşturma.

Eksik kusurlar olsa da hayatı anlama çabası süregelmiştir insanlık tarihi boyunca.


Kimileri kendi çağını anlamaya çalışırken kimileri de geçmiş çağları anlamaya çalıştı. Kazılar kazıldı, arkeolojik çalışmalar yapıldı. Geçmişe ait bulgular ve yapıtlarla yeni yeni anlamlar bulunmaya çalışıldı. 


Bilimin başına geçti birileri, güneşi, ayı, havayı, toprağı, kök hücreyi anlattılar bize içinde bulunduğumuz dünyayı anlamak adına. Hatta başka gezegenlerde yaşam var mı? İnsan kopyalanır mı? Vs. diye sorularla meşgul etti bizleri birileri. Sonra sinyaller, veriler, siber saldırılar, uydudan izlenen bir dünyadan bahs etti birileri!  Hep bi anlama çabasıydı geçici olan şu dünyayı. 


Evet, hayatı anlama çabasıydı bu ve netice de olması gereken; işi olmayan işi olmayanı çok iyi anlamalıydı, evi olmayan evi olmayanı, çocuğu olmayan kendisi gibisini anlamalıydı. 

Eğitim camiası çok net verilerle eğitimli eğitimsizliğe bir çare bulmalıydı. Büyük şirket sahipleri işçiler konusunda hem fikir olmalıydı.

 Kişi başına düşen gelirden bahs ederken kişiler sınıflandırılmamalıydı.

 Asgari ücretten daha asgar ücret alanların geçimini anlamalıydı birileri.

 Kadın, erkek, çocuk, yaşlı sınıflandırılmadan önce insan olarak anlamalıydı herkes birbirini. Mezhep, ırk,  din, dil, renk tartışmalarından öte olmalıydı insan olmak. 

Allah’ın verdiği canı almak için canileşmemeliydi hiç kimse, kadına el kalkmamalı, erkeğe de kulak verilmeli, masum çocuklar korkutulmamalıydı bunca anlam arayışından sonra. 


İnsanın anlam arayışı denildiğinde felsefik cümleler kurmak, saatlerce tartışmak,  makaleler yazmak, kitaplar sergilemek değil di aslında arayışımız. 


 İnsanın yaratılış gereği anlam arayışına saygı gösterilmeliydi öncelikle. 

 İnsanın anlam bulmaya çalıştığı yer bu dünya ve bu insanlar ise,  birbirini en çok anlaması gereken yine insan ve bu dünyadaki yaşamın gerçekliği olmalıydı.


 İnsana ve dünyaya zarar verenler neyin arayışındalar acaba! 

Hangi anlam arayışı anlamsız kıldı bu hayatı!

İçinde bulunduğumuz dünyaya, ülkeye, şehre, mahalleye, eve, aileye ve iç dünyamıza zarar vermek ne zamandan beridir anlam arayışının bir parçası oldu. 


Bu ne anlamsız bir anlam arayışı! 

Kimse kimseyi anlamıyor.


Aynı şartlarda olanlar bile birbirini anlamamaya başladı. Herkes ütopik hayaller ve hayatlar peşinde. En uzaktaki yaşanmamış hayatlara gıpta edilerek içinde bulunduğumuz hayatlar hiçe sayıldı. İçinde bulunduğumuz şartları anlamaya çalışmak yerine, hiç yaşamadığımız bir hayatın hayalini ve oradaki mutluluğu anlama çabasına girmişiz hepimiz. 

Zorluğunu bilmediğimiz, görmediğimiz hayatlar daha şık, daha çekici geliyor bize.


 Oysa bu; insanın anlam arayışındaki büyük anlamsızlık anlamına geliyor.

Yaşamaya başladığımız her hayatın zorlukları vardır ve olmalıdır. Salt ütopik hayallerle yaşayamayız bu günü. 

 Hele de içinde bulunduğumuz hayatı, şartları ve gerçekliği bir kenara itip, yaşanmamış belki de hiç yaşanmayacak hayatlar üzerine dostluklar, aile, iş vs. hayatlar kuramayız değerli dostlar.


Düşünüyorum da; bu muydu insanlık tarihi boyunca insanın anlamlandırmaya çalıştığı dünya ve kurtulmaya çalıştığı anlamsızlık?


Sanki anlam bulma çabası değil bizimki, anlamsızlık arayışı sarmış her insanı.


Oysa basit değildi insanın anlam arayışı, zira eğitimin, ekonominin, siyasetin, savaşların, kazançların, kayıpların, ailenin, dostluğun, iş kurmanın, işçi olmanın,  komşu olmanın, okuduklarımızın, yediklerimizin, içtiklerimizin kısaca insana dair her şeyin temelinde insanın anlam arayışına dair ipuçları vardır. Bu arayışımızın nasıl sonuçlandığını görmek istiyor isek, insanlık adına insanlara ve dünyaya yapılanlara bakmalıyız.

Çünkü doğal felaketler doğal değil artık, hastalıklar doğal değil, ilaçlar doğal ilaç değil, hayatlara dahil olunan onca yapaylık içerisinde insanlık doğal değil artık.


İnsan, kendine ait değil artık!

Özgür irade, tutsak beyinlerin, fikirlerin elinde!


İnsan ailesine ait değil artık!

Kültüründen uzak yabancıların elinde!


İnsan bilinçli değil artık!

Yapay, kirli, hazır bilgilerin tutsağı halinde!


İnsan insan değil artık!

Nefsinin hobilerinin ve bazı hayvani güdülerinin kölesi halinde!


Bunca anlamsızlık içerisinde tekrardan sorgulamalıyız hayatı ve kendimizi, belki de hayatın anlamını kaybettik tekrardan bulmalıyız onu. Belki de var olan her şeye göz yumar olduk anlam arayışından öte.


 Unuttuk! 

Neyi niye anlamlandırmak istemiştik?


Bir şeyin bizim için anlamlı olmasının mahiyeti neydi?


Bir damla sudan meydana gelen insanın anlam arayışının azizliğini unuttuk!


Tekrar tekrar sorgulamalıyız kendimizi, çağımızı, dünyamızı ve hayatın gerçekliğini.


Ve hatırlmalıyız! 

Hayatların en anlamsız dönemlerinde İlahi sevgi ve muhabbet gereği toplumlar peygamber ve ilahi kitaplarla anlam bulmuştur.  Bunca anlamsızlığın tek nedeni HZ Peygamber ve onun peygamber dostlarının yaşadığı hayatların  gerçekliğinden uzak durmak ve Kitabullah’tan bihaber olmaktır.

Naçizane anlam bulmak için peygamber kıssalarını ve bol bol kuran  ( anlamak için de meal ) okumalarına dikkat etmeliyiz dostlar. 


Derdi ki bir büyüğümüz.   ‘’ ALLAHSIZLIK ANLAMSIZLIKTIR’’.


O halde;  İnsanı ve anlamı yaratan yaratıcı bu iki ulvi hakikatin birleştiği ruhlara tecelli eder. Ve hayat ancak onun tecelli ettiği kadar güzel ve anlamlı olur. 

Çünkü 

HÜKÜM ANCAK ALLAH’INDIR ve ONDAN BAŞKA İLAH YOKTUR.

YORUMLAR

  • 4 Yorum