Reklam
Reklam
Bacası Tütmeyen Yürekler
Dilek Demir

Dilek Demir

Bacası Tütmeyen Yürekler

26 Ocak 2022 - 16:40

İnsan barındığı ortamına bağlıdır. Bağlılık barınmakla yakından alakalıdır. Barınabilmek, bağlılık için yeterli bir sebeptir. Gerek bir evde, gerek bir gönülde barınmak insan için hem mutluluk verici hem de güven vericidir.

Sıcak ve samimi ortamlar olmalıdır barındığımız yerler. Nasıl ki samimiyetini kaybetmiş bir gönülde bulunmak istemez isek, evlerimize de samimiyeti taşımalı ve barındığımız ortamları güllük gülistanlık mekanlara çevirmeliyiz elimizden geldiğince.

Kartpostallık görüntülerden en çok içimizi ısıtan bir karedir uzaklarda bacası tüten evler. Etrafta her ne kadar kış şartları zor görünse de o tüten baca hep huzur verir insana.

 Eğer bir evin bacası tütüyor ve ocağında aş pişiyor ise huzur demektir, samimiyet demektir, mutluluk ve sevgi demektir.
Evlerimizdeki sıcak, samimi ortamları yazmakla bitiremeyiz, herkes için barındığı ortam bağlılık derecesinde huzur ve sükûnet vermeli zaten.

 Fakat birde gönül evimiz var ki, en çok barındığımız, samimiyetine en çok ihtiyaç duyduğumuz, derdimizi, tasamızı, acımızı, mutluluğumuzu, zikrimizi, fikrimizi sakladığımız sıcak ve huzur dolu bir barınak olması gereken yürek evlerimiz…

Toplumsal meseleler, bireysel yaşananlar, ilahi ikazlar, duygular, düşünceler, uğruna canlar verilen fikirler, isyanlar, aşklar, hatalar, günahlar…
Ve daha nice nice gönül evinde barınması gereken hakikatler artık yetim, öksüz gibi ortalıkta kalakalmışlar. Çünkü gönül evlerimiz maalesef ki sıcaklığını ve samimiyetini kaybetmek üzere.

 Çağın kirlerinden arınmadan bu kirlere bürünme çabasında yüreklerimiz. Kim olduğunu, ne yapması gerektiğini ve can alıcı ‘’niçin yaratıldın’’ sorusunu unutmak üzere yüreklerimiz. 

Üşüyen, merhametsizlikten titreyen, umudu bağrında taşıyamayan, sevgi ve merhametten mahrum kalmış çağa ayak uydurma telaşesini şiar edinen yüreklerimiz. İntiharın eşiğinde, yaşamanın beşiğinde kalakalmış tütmeyen gönül bacasında ısınamadan donmak üzere olan yürek evimiz…

Oysa yıkık virane olan bir evde kim barınmak ister ki. Hepimiz temiz, düzenli, uyumlu vs. evlerde yaşamak isterken bakımsız, yıkık, dökük hatta asıl benliğinden uzaklaşmış, kimlik kaybı yaşayan yürek evlerimizde nasıl oluyor da yaşıyoruz.

 Bacası tütmeyen bir yürekte kim barınmak ister.

 Acıyı unutmuş, huzuru kaybetmiş, ne zikirle tatmin oluyor, nede fikir le yol alıyor, ne salih amele aşık, nede ilim onda edebe dönüşmüş, ne derdini derman eylemiş, nede aşkı gözyaşlarında saklamış yani kısacası bacası tütmeyen bir yürek evinde kim barınmak ister ki…

Derdi olmalı insanın dostlar, yüreği acıyla tanışmalı insanın. Öyle neyim var neyim yok derdi değil. ‘’Nereye bu gidiş’’ ( tekvir süresi 26.) ayeti derdimiz olmalı. 

Gerek şahsımızda, gerek ailemizde,  toplumumuzda, dünyada, ilmimizde, fikrimizde, zihnimizde, yeme, içme vs. her şeyi dert edinmeliyiz ‘’ nereye bu gidiş’’ diye.

Belki yanlış yollara girmişiz, belki yolu şaşırmışız, belki de kaybolmuşuz bir durup düşünmek gerek yürek evinden ‘’bu gidiş nereye’’ diye.

Mutluluğu dert edinmeli yüreklerimiz.
 Hamdın şükrün en yüksek mertebelerine ermek için nelerle mutlu olması gerektiğini bilmeli insan. Elinde olmayanlara feryat etmeyi bırakmalı, içinde bulunduğu sayısız nimetlere vefalı olmalı. Bir çocuğun gülüşüne sığdırmalı dünyayı, ibadetlerle süslemeli hayatı, tabiat renkten renge girerken seyretmeli muhteşemliğini, yağmurun her damlasında İlahi bir sıcaklık hissetmeli ve yağmurlu bir havada yürürken meleklerle birlikte yaşamalı o anı, pazarlarda gördüğü her nimet için şükretmeli, oturduğu her sofrayı özel mükafat diye görmeli, değil mi ki Allah’ın davetine icabettir sofra kurmak ve kurulan her sofradan nasiplenmek. 
Bir yetimin başını okşamalı, sokakta oynayan çocuğa eşlik etmeli, kısa mesafe de olsa otobüse binince yanında oturana bir selamı çok görmemeli, bir komşuya verilen bir tabak yemekten daha fazlasının tencerede kaldığını bilmeli, paylaşmayı şiar edinmeli yüreklerimiz. 
Ve daha nice nice mutlulukları sahiplenmek gerek yürek bacamızın tütmesi adına.

 Çünkü bir yaşam belirtisidir yürek evinin bacasının tütmesi. Aksi halde soğuktan üşüyerek ölür yüreklerimiz.

Okumayı dert edinmeli insan, not alması gereken nice hakikatleri unutmadan sık sık yazmalı, geleceğe not bırakmak adına.

 Kim aç kaldı bugün,  hangi çocuk annesizlikten ağladı, babasız kalan hangi çocuğa şeker alması için harçlık verilmedi, cezaevlerinde umutlar mı tükendi, tatil köylerinde israflar mı yapıldı, otel köşelerinde helal haram ilişkiler birbirine karıştırılarak Allah unutuldu mu yoksa.
 Yaşlı biri otobüse binince duyarsız mı kaldı herkes, şiddet göreni izlemek ve çekim yapmak için mi toplandı insanlar, ölümü izlerken. Merkez bankasının hesap kitabı neticesinde iniş çıkışlar yaşayan topluma sürpriz olan bunca zam içerisinden elektrik faturalarını nasıl ödedi bu toplum, ekmeği nasıl aldı, çorbası nasıl pişti? Eğitim için okula göndermek yetti mi çocuklar için, ya da ne uğruna yazıldığı belli olmayan kitapları okumak eğitimli olmak demek mi? Matematik ve geometri den yüz alan öğrencinin namaz kılmasına gerek kalmadı mı yoksa? Telefon markasını bir üst seviyeye taşıyınca bütün sorunlar bitti mi? Dış dünyamızı, evimizi, arabamızı, kılık kıyafetimizi yenileyerek içsel huzuru elde etmiş mi olduk yoksa?  Ve daha dert edinilmesi gereken nice nice meseleler yürek bacamızın tütmesine sebeptir dostlar.

 Bir yaşam belirtisidir bacanın tütmesi, aksi halde soğuktan üşüyerek ölür yüreklerimiz.

Herkesin yüreğini arındıracağı bir düşünce mekanizması olmalı. Kalıplaşmış düşüncelerden uzak Kuran’ın gösterdiği yolu takip ederek arınmalı yüreklerimiz. 
 Çünkü ‘’ kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur.’’ (Fatır süresi) ayeti fırsat kaybetmek istemeyenlerin ilacıdır.

Bir de hak davayı dert edinmeyi başarabilirsek ne mutlu bize. Bir dine iman ettiğimizi ve imanımızın gereğini her daim yerine getirmemiz gerektiğini unutmamalıyız. 

Her şeyi gören, işiten, bilen ve gücünün sınırı olmayan hayatın, ölümün ve ölümden sonraki hayatın tek sahibi olan Allah’ın bizden istediklerini dert edinmeli üşüyen yüreklerimiz. 
Bir taraftan ilahi şefkat ve merhametle huzur bulmalı diğer taraftan bu ilahi nimetleri tebliğ etmeli, anmalı ve de anlatmalı gücü yettiğince. Çölleşen yürekleri ilahi nimetlerle yeşertmeli, çölde suya hasret kalmak gibi ilahi hakikatlere hasret kalmış yüreklerimizi ısıtmalı, yürek bacamızın tütmesi için ateşi harlamalıyız.

 Yaşama amacının temel cevabının ‘’Allah’ın rızası’’ olduğunu unutmamalı, yapılan her iyilik ve güzelliğe Allah’ın şahit olduğunu bilmeli, gerek nefsine gerek se başkalarına yapılan uyarıların temel amacı İslam dinini sahiplenmek olmalı, en güzel hakikatleri en güzel bir üslup ile anlatmalı çevremizdeki yüreklerin de bacalarının tütmesine vesile olma gayretinde olmalıyız. 

 Yasin süresinde geçen ‘’ Bizim vazifemiz yalnızca apaçık bir tebliğdir.’’  Ayetindeki şeffaflığı ve berraklığı ile Hz Muhammedin (A.S) in ‘’ müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın. (Müslim) hadisini hayatımızda şiar edinmeliyiz dostlar. 

Allah’ın aziz dinini anlama ve anlatma çabasında bulunmak ve üşüyen yüreklerimizi ısıtabilmemiz için insanlığı ve insanlık adına ne varsa dert edinmeliyiz. 
Taşıdığımız yüreğin hakkını vermek adına.

Yüreklerimizi ısıtmanın ve yürek evlerimizde bacalarımızın tütmesi için elimizden gelenleri yapmalıyız dostlar. Aksi takdirde yüreklerimiz üşür ve ölür. 

Sıcak, samimi yüreklerimiz olsun, bu yüreklerde Allah’ın rızası yerini bulsun inşallah.

Bacası tüten yüreklere sahip olmak ve bacası tüten yüreklere misafir olmak duasıyla.

Yürek ısıtmayı bilenlere selem olsun.

secdekar

YORUMLAR

  • 10 Yorum