Reklam
Reklam
Cepteki Kayıplar
Dilek Demir

Dilek Demir

Cepteki Kayıplar

30 Ağustos 2022 - 15:49

İnsan elde ettikleri ile mutlu, elde edemedikleri ile hırsla yaşar. Elde ettikleri ve kendisine bahş edilenlerle değil daha çok elde edemediklerine yönelir.
 Çünkü elinde olanlar artık cebindedir. 
Ona bahşedilenler onundur. Kendisine ait olanlara karşı bir sahiplik duygusu taşır. Sahip olduklarına karşı da bir garanti hissi…

İnsanız tabii acziyetlerimiz diz boyu, hayatın bizlere getirdiklerine karşı sanki bize verilenler bizim hakkımızmış gibi bir duyguya kapılırız, hatta öyle eminiz ki bize verilenlerden sanki bizden hiç alınmayacakmış gibi onları ihmal eder, görmezden gelir, onları incitiriz. 
Çünkü psikolojik olarak sahip olduklarımız her daim cebimizde diye düşünürüz.
Ailemiz, işimiz, arkadaşlarımız, eşyalarımız, arabamız, evimiz vs. cepteki varlıklar. Bizlere verilmiş artık bizim oldukları için hiç elimizden alınmayacakmış gibi sahip olduğumuz güzellikler. 
Fakat işin tuhaf tarafı şu ki;  insanoğlu cebindekileri garanti olarak görüyor. Elde ettiklerim benim diye hesap yapıp eş zaten benim, çocuklar ömür boyu benim çocuklarım, ailem her zaman yanımda, evimi, işimi, arabamı zaten çok çalışarak elde ettim vs. diyerek sanki elde ettikleri onu hiç terk etmeyecekmiş gibi onlara sahip olmanın verdiği mutluluğu yaşayamıyor. Bunların haricinde olanlara yöneliyor.
Elinde olmayanlara odaklanıyor, kendisinin olmayana göz dikiyor, kendisine bahş edilmeyene karşı hırsla çabalıyor ve bunları yaparken cebindekilerden harcıyor.
Örneğin aileye vakit ayıramıyor, zaten her akşam eve gitmek, özel günlerde onlarla bir arada olmak, zor günlerde ne gerekiyor ise üzerine düşeni yapmak, ona ailenin onun olduğu hissini yaşatıyor. Bununla yetinmemesi gerekiyor iken, insanoğlu boş gezmeler, dışarda yersiz vakit harcamalar, bütün heyecanını başka yerlerde tüketip evini sadece otel gibi kullanarak sahip olduklarına karşı görevini yerine getirdiğini sanıyor. Nede olsa aile cepte diye düşünüyor…
Yada ebeveyn olmak sadece dünyaya çocuk getirmek değil elbet, ama ebeveynler  bahş edilen çocuğu ihmal etmede hiç tereddüt etmiyor. Çocuğun temel, psikolojik, duygusal ve daha birçok ihtiyacı var iken ebeveynler iş, temizlik, kolu komşu muhabbeti, alışveriş muhabbeti yada saatlerce telefona takılıp kalma veya hayatındaki eksik veya sorun olan konulara takılıp çocuğu ihmal ediyorlar. Nede olsa çocuk cepte diye düşünülüyor…

İş imkanını biraz düzene koyan insanoğlu artık kazandığı parayı keyiflice harcama telaşına kapılıyor nede olsa rızık endişesi azaldı, fakir fukara ne yer, ne içer diye düşünmüyor bile, çünkü rızık cepte diye düşünüyor.

Hele de kadın erkek ilişkilerinde herkes sevdiği insanı cepte sanıyor. Nede olsa beni seviyor beni bırakmaz diye düşünüyor. Hiç ilgilenmeden, özel hissettirmeden, değer vermeden, emek vermeden, gönül bağı kurmadan da cepte garanti durur diye düşünerek maalesef ki insanoğlu elim bir hataya düşüyor.

Hele de kendini garanti olarak cepte hem de fermuarlı cebinde sanıyor. Her daim gücü kuvveti yerinde olacakmış gibi, her zaman mutlu kalacakmış gibi, her zaman genç kalacak ve hayat enerjisi ile yaşayacakmış gibi kendine özel davranmadan, kendine vakit ayırmadan, kendisiyle hiç konuşup muhasebe yapmadan kendisine bir çay bile ısmarlamadan yaşıyor insan fermuarlı cebinde. 

Oysa insan cebindekileri tüketerek yaşıyor hayatı dostlar…

Elde ettiklerini kaybedebileceğini düşünmeden, nede olsa benden vaz geçemez dedikleri ile ve kopmaz bağlarla bağlı olduklarından zaten kurtulamam düşüncesi ile yaşıyor insan…
Öyle olmamalıydı oysa biz bize bahşedilenlerle mutlu olmalıydık.
 Aile cepte olabilir ama emek verilmezse bağlar incelir hatta belki kopar diye düşünmeliyiz. Aile yine cepte olur ama bağlar kopuktur, duygular kopuktur, ruhlar ayrılmıştır.    
Ebeveyn olmak başlı başına bir sorumluluktur, çocuğu tüketerek yaşamak koca koca insanlara yakışmıyor. Elbette evlattan kopulmaz, ayrılmak mümkün değil, ömür boyu bizim evlatlarımız olarak kalacaklar. Ama çocuk zaten cepte deyip ilgilenmez isek, gönül bağı bizden kopar, duygusal bağı bizden kopar, ruhsal olarak başka yerlerde doyum arar.
İşimiz de öyledir, kazançlarımız bizi yedirip içirip mutlu ve kimseye muhtaç olmadan yaşatabilir. Ama emek verilmezse sadece bizi doyurur oysa fakir fukarayı anlamak için kazandıklarımızdan onlarla paylaşmayı ahlak edinmeli ve bizim rızkımız zaten cebimizde diyerekten ihtiyaç sahibi aileleri ihmal edemeyiz, etmemeliyiz.
Hele de kendimizi cepte hissedip kendimizi unutamayız. Bize en çok lazım olan en başta biziz.
 Bazı kişisel gelişin kitaplarında insanın egosunu okşayıcı öyle şeyler okuyorum ki, şaşkınlıkla sayfaları çeviriyorum. Şöyle ki; insan ne isterse başarır, hayal kurduklarına erişir, insan kendisinden başka hiçbir şeye muhtaç değildir, hayatta tek kıymetli şey insanın kendisidir. Elde ettikleri hep onun başarılarıdır. Başardıkları ile mutluluğun zirvesinde hissetmelidir kendisini vs. vs. 
Kitabı bitirip etrafıma baktığımda satırlar ve reel hayattaki insanlar arası bir uyuşmazlık görüyorum. Bu kadar egosu okşanmamalı bir insanın. Salt kişisel gelişim adına nefsi bunca övgülere maruz bırakınca insan yersizce havalara giriyor ve sorumluluklarını unutup sadece ben önemliyim gerisi boşmuş diyor. Ve beyhude yaşamayı kişisel gelişim olarak algılıyor.

Bazen de bazı tasavvuf kitaplarında insanı yerle bir eden öyle şeyler okuyorum ki şaşırmamak mümkün değil. Şöyle ki; insan bir hiçtir.  Aczi yeti gereği çaresiz ve güçsüzdür. İradesine hükmedemeyen zavallıdır. Nefsi isteklerine gem vurmazsa ilahi değer kaybedecektir. Kendisine yapılan bütün haksızlık ve zulümlere boyun eğmesi nefsini terbiye etmesi açısından önemlidir. Nefsin dereceleri, nefsin sırları, aczi yetin kuralları vardır vs.
Burada yine reel hayat ile okuduklarım arasında kalıyorum. Bu kadar çaresiz, bu kadar beceriksiz, bu kadar anlamsız olmamalı insan. Hayat içerisinde yükleneceği sorumlulukları düşününce bunca hiçlik içerisinde nasıl yaşayabilir ki insan. Bireysel sorumluluğunu yerine getirmede bu kadar çaresiz ve güçsüz olan insan nasıl olur da hayat içerisindeki sorumluluklarını yerine getirebilsin.
( salt bunlar yazmıyor tabii kişisel gelişim ve tasavvuf kitaplarında severek okuduğum eserler. Ama reel hayat ile dengeyi kurabilmek gerek.)

İnsan ya ifrata veya tefrite meyilli bir varlıktır. Kendini cepte hissedip ya tamamen heva ve hevesinin peşine takılarak egosunun takipçisi veya nefsini öldürmek hissi ile Allah’ın verdiği nimet ve lezzetlerin tadına varamama hissi arasında kalıyor.
 En çok kendini tüketiyor insan…
Demem o ki hayatımızda ki hiçbir şey ve hiçbir kimse garanti olarak cebimizde değil dostlar. Elimize ve yüreğimize verilenler kıymet bilmezsek, değer vermezsek, ilgilenmezsek kaybedeceğimiz gerçeklerdir. Ve inanın bedenen bir arada olup ruhları ayrılmış olanlar belki farkında değiller ama en büyük acıyı yaşıyorlardır.
İnsan kendini ihmal ederek kendinden bile uzaklaşabilir dostlar. Ve bu kayıp çabuk çabuk düzeltilemez bir hüsran olur. İnsan kendini tüketmeden yaşayabilmeli, kendini harcamadan, kendinden harcamadan ayakta kalmalıdır.
Oysa bize bahş edilenler ve bizim kendi çabamız ile elde ettiklerimiz mutlu olmamız ve dünya hayatını yaşanabilir kılmak içindir. 
Sorumluluklarımızla mutlu olmayı bilmeli, bizlere bahş edilenler için sürekli şükretmeli ve kendi çabamız ile elde ettiklerimiz için de onları kaybetme korkusu yaşayarak onlarla ilgilenmeliyiz.
Ve kendimizi ne yüksek ego ile nede hiçliğin anlamsızlığı ile değil dengeli bir yaratılış ile yaratıldığımızı unutmamalıyız. Bol bol okumalıyız dostlar. Okumak hatırlamaktır hakikatleri.
 Bu anlamda K.Kerim bizlere en güzel yolu ve dengeyi gösteriyor.
‘’Hiç şüphesiz bu Kur’an insanları her hususta en doğru yola, en sağlam ve en isabetli tutuma iletir. Salih amel yapan müminlere kendilerini çok büyük bir mükafatın beklediğini müjdeler. ( isra 9)

Sorumluluklarımızla beraber kendimizi o fermuarlı cepten çıkarmalı, kendimizle konuşmalı, kendimizi sevmeli, şu ahir zamanda yaşamanın pek kolay olmayacağını kendimize hatırlatmalı ve her şeye rağmen bu kirli çağda temiz kalma çabası içerisinde isek, kendimize sıkıca sarılmalı ve kocaman bir aferini kendimize çok görmeyelim dostlar.
Unutmayalım ceptekiler garanti olarak bizim değildir. Emek verirsek bizim olarak kalacaktır. Aksi takdirde sadece hayatımızda var olacak ama bağlar kopuk olacaktır Allah muhafaza…
Cebimizdekileri çıkarıp hayatın en güzel yerlerine koymalı, onları görmeli, sevmeli, süslemeli, değer vermeli, ilgi göstermeliyiz.
 Harcanmamak ve harcamamak adına değerlilerimizi ve değerlerimizi…

Her şeye rağmen geçici bir dünyada olduğumuzu unutmadan, bizlere bahşedilen nimetlerin şükrünü eksiltmeden ve elde ettiklerimize karşı vefalı olup ilgi ve emek vererek, en çokta kendimizle barışık olarak yaşamlı bu hayatı….  
Secdekar

YORUMLAR

  • 4 Yorum
  • İbrahim
    15 saat önce
    Çok güzel bir yazı ilgiyle okudum beni derin düşüncelere saldı sadece şu konuda bir itirazım var tasavvuf bir yaşam biçimidir büyük tasavvuf ehlinin yazmış olduğu kitaplar yaşayıp tecrübe etmiş olduklarıdır onlar bu hakikatleri yaşayıp tecrübe ettikleri için bütün müslümanların da bunları yaşayıp daha dünyadayken hazreti Allah'a vuslat etmelerini istiyorlar
  • Handan kaya
    1 ay önce
  • Dilek Demir
    1 ay önce
    Ömürlerinden bir pay ayırarak okuyan herkese teşekkürü bir borç bilirim.
  • Erkan FURKANOĞLU
    1 ay önce
    Allah razı olsun ve razı eylesin...