Reklam
Reklam
Tecrübesiz Ölüm
Dilek Demir

Dilek Demir

Tecrübesiz Ölüm

10 Mart 2022 - 12:32

Hayat yolculuğumuzu tamamlama çabası içerisinde iken, birçok yönden tecrübe ehli olanlara  kulak veririz. Çünkü bir şeyleri görmüş, geçirmiş, deneyimli insanların bizlere katacağı çok kıymetli bilgileri vardır.

Kulak verdiğimiz her tecrübe, hayatımızın birçok yönünde bize kolaylık sağlar. Örneğin falan adrese nasıl gidebilirim diye bir soru sorduğumuzda daha önceden o adrese gitmiş kimseler kolaylıkla bizlere o adresin yolunu tarif ederler. Veya bir yemek tarifinde yahut ta çalışacağınız iş yerinde neyi nasıl yapacağınızı bilmediğiniz her nokta da deneyimli insanların tecrübeleri ile hayatımıza kolaylık sağlayabiliriz.

Birde fikirsel meselelerde tecrübe diye bir durum var ki bu anlamda tecrübe ehline kulak vermek çok büyük kazançlar elde ettirir.
 Kıymetli büyüklerimizden, hocalarımızdan ve ilim ehli olanlardan fikri anlamda tecrübelerinden faydalanmalıyız.

 Ama duygusal anlamda tecrübelerde ise,  çok nadir olarak insanlar birbirlerinin duyguları üzerinden tecrübelerini birbirlerine aktarabilirler. 
Çünkü her duygu sahibinde tecrübeye dönüşüyor. 

Tecrübe ve deneyim başlı başına ele alınması gereken bir konu iken ben tecrübesiz olduğumuz ve tecrübesini hiç kimseden dinleyemediğimiz bir konudan bahs etmek istiyorum.

Ölümün tecrübesizliğinden...

Hepimizin hayatta karşılaştığı bir hakikattir ölüm.

Kaybettiklerimizin acısını paylaşırız birileri ile. Arkada kalmanın nasıl bir acı olduğunu anlatırız yıllarca. Annesi ölen, babası ölen, çocuğu ölen, eşi ölen birçok insandan farklı farklı hayat hikayeleri dinler ve yaşadıkları acı tecrübelerine kulak veririz. 

Annemiz hayatta olsa da annesini kaybedenin acısını yaşarız.
Eşimizi kaybetmemiş olsak ta eşsiz olmanın verdiği zorluğu anlamaya çalışırız.
Yaşımız kaç olursa olsun babasız kalmanın verdiği güçsüzlüğe anlam yükleriz.
Yüreği evlat acısıyla yanmış her ebeveyn için biz de oturur saatlerce ağlayabiliriz. 

Hele de dostunu kaybeden birinin yaslandığı duvarın enkazında nasılda yaşama çabası verdiğini gözlerimizle görür,  teselli edemeyecek o sözü söyleriz ‘’ başın sağ olsun’’ diye. 
En ağır cümledir cevabı dostunu kaybedenin ‘’ dostlar sağ olsun’’ diye.

Ölüm hakikatinin bizlerde yaşattığı duygular,  toplum olarak birbirimizi örnek alabileceğimiz tavır ve davranışlara iter. Birbirimize falan kişinin de annesi öldü, filan kişinin de babası öldü, falanın çocuğu, filanın arkadaşı diye örnekler gösterir, acılarımızı hafifletmenin türlü türlü yollarını ararız. 

Herkes birilerini kaybedecek bu dünya da ve kabullenmek istemesek de hepimiz öleceğiz dostlar.
 Kim bilir samimi bir grup dostluğun olduğu insanlardan önce kim veda edecek dostlarına?
 Kim bilir hangi anne daha söyleyecek birçok nasihati varken veda edecek çocuğuna?
Hangi baba gelecekte en güzel imkanları ailesine sağlamak için çabalar iken yarı yolda bırakacak ailesini?
 Kim bilir sevmeye doyamadığı eşini nasıl bırakıp gidecek sevgili eşi?
 Ve anne babasız kalmaktan korkan kaç çocuk terk edip gidecek anne babasını? 
Kim bilir dostunla içtiğin kaç çay yarım kalacak artık?

 Ölüm hakikatine iman etmekle iş bitmiyor dostlar. Yaşayacağımız duygularda ancak anlayacağız ölümün ne demek olduğunu...

 Ölümlerin ve ölenlerin arkasında kalmanın ve bütün bu acı gerçeklerin yaşanmış örnekleri vardır bu yaşadığımız hayatta.

Ama karşılaşacağımız öyle bir tecrübesizlik var ki bunun yaşanmışlığı yok dostlar. 

Kimse yaşadıktan sonra bizimle paylaşmayacak tecrübesini, bize yol gösteren yok.
 Ne yaşayacağız, nasıl olacak, ne zaman gelecek gibi sorularımız hep cevapsız kalacak dostlar...

İşte bu kendi ölümümüzdür!

Tecrübesizce yaşayacağız ölümümüzü, ne öncesinden nede sonrasından arkadaşlarımızdan, ailemizden kimse paylaşmayacak bizimle tecrübesini, bizde kimseyle paylaşamayacağız ölümümüzün tecrübesini...

Hep arkada kalanların acısını dinledik. Ölenin ardında kalmanın verdiği acı, üzüntü ve yalnızlığı konuştuk hep.

Ama öyle bir an olacak ki kalanın değil gidenin yaşayacaklarını yaşayacağız. 
Arkasından çocuğunu, eşini, anne babasını, arkadaş ve dostlarını kısaca sevdiklerini bırakıp nasıl gidilecek ise öyle bir gidiş yaşayacağız dostlar.
 Hem de ani bir gidişle gideceğiz...

Son defa söyleyecek sözlerimiz kalacak kursağımızda, sevdiklerimize yapacağımız sürprizler kalacak not defterimizde, çocuğumuza sıkıca sarılıp öpeceğimiz nice anlar kalacak geride. Anne babamızdan alacağımız nasihatler, kardeşlerimizle son defa yapacağımız aile içi muhabbetler. Dostlarımızla yürüyeceğimiz parklar, bahçeler ve içilecek çaylar kalacak bardakta. Okuyacağımız kitaplar, yazacağımız yazılar, dinleyeceğimiz şiirler, şarkılar kalakalacak arkamızda. Peki ya en sevdiğimiz elbisemiz, kalemimiz, hediye aldıklarımız. Bilgisayarımızdaki notlar, geceleri daraldığımızda tuttuğumuz günlükler, en son gönderdiğimiz mesajlar, yarın ararım deyip ertelediğimiz hayatlar. 

Hele de yerine getirilmeyen sorumluluklar, yapılmayan ibadetler, iyilikler ve görevler.

Ve daha nice nice şeyleri bırakıp gitmenin verdiği acıyı tek başımıza yaşayacağız dostlar.

 Gidenlerin bizlere hiç bahsetmediği bahs edemediği duyguları yaşayacağız ölürken. 

Şöyle buyuruyor kıyamet süresinde Allah zül celal.
Can boğaza gelip dayandığında,
Yok, mu bir şifacı dendiğinde,
Bunun beklenen ayrılış olduğunu anladığında,
Ve bacaklar birbirine dolandığında
İşte o gün sevk edilen yer sadece Rabbinin huzurudur.

İşte böyle tanımlıyor Allah bizlere ölümü. Tasviri zor hakikatler bunlar. Bu beş ayette geçen hakikatleri her birimiz ayrı ayrı yaşayacağız dostlar. 

Çünkü ‘’Her nefis ölümü tadacaktır’’. ( Al’i İmran süresi)

Sahi son nefes dedikleri nasıl bir dıygu olacak acaba? Sonrasında sessizce yerde kalmanın verdiği acı nasıl olsa acep. Gücün kuvvetin, bedenin olduğu gibi duruyor iken tepkisiz ce kalakalmak nasıl bir şey acaba. Ya da başucunda hüngür hüngür ağlayanlara ‘’ dostlar sağ olsun’’ diyememek.
 Sevdiklerimiz bizimle son defa vedalaşmak için ağlaşırken hadi ‘’ Allah’a ısmarladık,  ben gidiyorum kısa zamanda dönerim’’ diyememek nasıl bir şey? 
Nasıl bir şey morg da saatlerce beklemek üşüsek bile öylece kalakalmak üzeri örtülmeden.
Nasıl bir şey acaba istenmeyen bir şekilde başkaları tarafından yıkanmak, sahi suyun sıcaklığı tenimize göre mi ayarlandı, hangi şampuanı kullandılar, duş jelinin kokusu güzel mi? sorularının ne ehemmiyeti kaldı ki artık. 

Namaz kılamamak artık, birileri bizim cenaze namazımızı kılarken. Adımızın cenaze olması ve ölünün arkasında defalarca ağlayan defalarca saf tutup namaz kılan biz iken bir gün ölünün kendisi olmak nasıl bir şey acaba?

 Sevdikleri tarafından gömülmek nasıl bir duygu kim bilir. Yapa yalnız toprak altında bırakılmak. Ne karanlık korkusu nede başka korkularımızın önemsenmemesi ne demek acaba. Yalnızlıktan dem vura vura biten bu hayatın neticesinde kabirde yapayalnız kalmak nasıl bir duygu kim bilir. 

Ve Ağlaşma sesleri arasında yalnızlığa terk edilmek...

Kabrimizden ayrılamayan sevdiklerimize sesimizi duyuramamak, belki de ağlamalara eşlik etmek ama sesimizi duyuramamak nasıl bir şey kim bilir?

Mahşere zilzal süresinde açıklanan şekliyle uyanmak nasıl bir duygu acaba?
‘’ o gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.

Yüz yıllardır birilerinin öldüğünü biliyor, görüyor ve duyuyoruz ama kimsecikler ölüm tecrübesini bizimle paylaşamıyor. 
Tecrübesizce öleceğiz dostlar…
Ve netice de hepimiz aynı tecrübeyi elde etmiş olacağız.Bu tecrübenin adı ''Ölüm tecrübesi''olacak...

 Secde kâr

YORUMLAR

  • 8 Yorum