Faruk Habiboğlu

Faruk Habiboğlu

Vesselam

07 Ağustos 2019 - 21:29

(İlk kelam: urfaradikal.com’un yolu açık, sesi gür olsun. Urfa’nın bu özgür ve özgün haber sitesine ihtiyacı vardı. Sitenin genel yayın yönetmeni değerli ve kadim dostum Mehmet Emin Kuş’a ve ekip arkadaşlarına başarılar diliyorum.)
 
William Shakspeare’i hiç okumadım. En çok Rus Edebiyatı yazarlarını okumuşumdur. Batı Edebiyatı’ndan George Orwell, Stefan Zweig favori yazarlarımdır. Tabi Victor Hugo edebiyatın zirvesidir bana göre. Yerli yazarlarımızdan da sevdiklerim var, Peyami Safa mesela. Çağdaşları pek sevmedim, sevemiyorum. Edebiyat bir yandan beğeni bir yandan da ruhunuza hitap meselesi zira.
 
Niye bunları yazıyorum, “laf olsun torba dolsun” diye değil tabi. Ara sıra bu sütunda kafanızı şişirmek niyetim ve ben siyasi yazmak istemiyorum. Serde biraz şair yamaklığı var. Şiir yazmaya çalışan bir ukalayım da denebilir. O yüzden zaman zaman edebiyat ve bilhassa şiiri konu edinmeyi düşünüyorum burada satırlara.
 
Şiir nedir mi? Herkesin şiiri kendine, tarifi çok, tarifi zor, tarifi yok. Edebiyat profesörleri kısaca söz sanatı diyor. Bence herkesin kendi şiir tarifi var. Okuduğunda, dinlediğinde anlıyorsun sözün, kelamın şiir mi yahut nesir mi ya da boş laf mı olduğuna. Ama bir şey yazabilmek, söyleyebilmek için öncesinde depoya benzin koyar gibi zihni, fikri doldurmak lazım. Yani okumak, çok kitap okumak. Artık ilgi alanınız her neyse.
 
Okumak insanı hayvandan ayıran temel ayrımlardan biri belki de en önemlisi. Okumakla ruhunun gıdasını sağlamış olur insan. Jean Paul Satre “Okumadan geçen bir gün yitirilmiş bir gündür” diyor. Voltaire ise “Okumak ruhu yüceltir” derken konuyu çok net dile getiriyor. Şeyh Galip’se “İnsanın gayesine ulaşabilmesi için bilgi ve hüner lazımdır. Bunun için de başını eğip okumak ister. Bu baş eğme insana altın taçtır” diyor ta bir asır önceden.
 
Hâsılı okumak erdemli bir eylemdir, kutlu bir meşguliyettir bence.
Öyleyse okumanız dileğiyle bir şiirimle veda edeyim şimdilik:
 
HOŞÇA KAL
I
med – cezirlerimin kıyısı hoşça kal
ey gecenin rengi
ey hazanımın son demi
ey sevincim
sancım
usancım
hoşça kal
sokakların çığlık sendromunda
fersiz ve perdesiz pencerelerde
yitiyor adım
bitiyor
senin gölgenin saklandığı her köşede
senin saçlarının yandığı
ve gözlerinin kapandığı
illa avuçlarımın kanadığı
muğlak rüyalarımın
bu eski ve eksik kentinde
yitiyor adım
hoşça kal
uzaklarda ölen bir kuşun
bakışlarında asıldım
bir zamansız hicretin
yürek yarasıdır
yürek sarasıdır
işte senin karşındaki halim
bir çocuğun ağlamasıyla
bir ceylanın vurulmasıyla
bir yıldızın kaymasıyla
ahh umarsız duruşunla
bir daha bir daha kırılan kalbim
ahım
ve günahımla
git demeden sen
göz yaşlarımı ben dermeden
hoşça kal
kırkikindiler kuşanıp geldiğim gün kapına
ve menekşelerde yıkadığım sevdakâr bakışlarımla
kölen olayım diye
uğrunda ölen olayım diye
nice dil döktüm
gül döktüm
kül döktüm sonra
başıma
alev gözlüm
hoşça kal
II
sana doymadan senden geçeceğim
deniz gözlerini alıp göçeceğim
güller solarken yanaklarında
bir derin sükût dudaklarında
ve son defa ellerini sarmadan
sormadan daha fazla seni yormadan
hoşça kal gözü yaşlım
hoşça kal.
 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Eyup sakir
    1 hafta önce
    Yuregine kalemine saglik guzel abim. Saiirlik sana yakisiyor
  • Yunus Çoban
    1 hafta önce
    Yüreğinize sağlık üstad, hoş geldiniz sefa getirdiniz. Renk kattiniz gök kuşagımıza...