Bazı isimler vardır; tek başına anılmaz. Bir hafızayı, bir geleneği, bir direnci de beraberinde taşır. Mahzuni adı tam da böyledir. O yüzden Emrah Mahzuni’den söz ederken yalnızca bir sanatçıdan değil, emaneti devralan bir sesten bahsetmiş oluruz.
Âşık Mahzuni Şerif, bu toprakların yalnızca büyük bir ozanı değil; halkın yoksulluğunu, öfkesini, itirazını, adalet arayışını türküye dönüştüren tarihsel bir figürdü. Onun ardından konuşmak kolay değildir. Hele ki onun yolundan yürümek… Emrah Mahzuni’nin en büyük sınavı da tam burada başlar.
Emrah Mahzuni, babasının mirasını taklit ederek değil, onu bugünün diliyle yeniden kurmaya çalışarak var olmaya çalışan bir sanatçıdır. Bu yönüyle nostalji tüccarlığı yapmaz. Mahzuni’yi bir müze objesine çevirmeye de razı olmaz. Onun müziğinde saz bir aksesuar değil; söz ise süs değil, asıl meseledir.
Klasik anlamda “elinde saz, sırtında hırka” bir halk ozanı profili çizmez. Daha kentli, daha çağdaş, ama kökleriyle kavgalı olmayan bir duruş sergiler. İsyanı bağırarak değil; bilinçle, ölçüyle ve kelimeyle dile getirir. Zaten gerçek ozanlık da burada başlar: sesi yükseltmekte değil, sözü derinleştirmekte.
Emrah Mahzuni’nin türküleri bireysel dertlerin romantik sızlanmaları değildir. Onun derdi hâlâ halktır. Yoksulluk, eşitsizlik, emek, kimlik, adalet…
Yani Mahzuni çizgisinin ana omurgası. Fakat bunu yaparken bugünün dünyasını da yok saymaz. Ne tamamen geçmişe sığınır, ne de piyasaya teslim olur.
Tam da bu yüzden Emrah Mahzuni, popüler kültürün parlak vitrinlerinde sık sık görünmez. Çünkü bu vitrinler, itaat eden sesi sever; itiraz eden sözü değil. O da sistemin makbul sanatçısı olmayı seçmez. Bedelini de görünürlükle, reytingle, parayla öder.
Toplumsal karşılığı tam olarak burada şekillenir. Emrah Mahzuni; Alevi toplumunda, sol–sosyalist çevrelerde, halk müziğinin politik damarını önemseyen kesimlerde saygıyla anılan bir isimdir. Onun için “emaneti taşıyor” denir. Bu küçük bir cümle değildir. Çünkü bu topraklarda emanet, kolay taşınmaz.
Bugün birçok insanın diline pelesenk olan o cümle boşuna kurulmaz:
“Mahzuni bir deryaydı, bizler o deryada birer damla olmaya çalışıyoruz.”
Emrah Mahzuni, o damlalardan biridir. Ne kendini derya ilan eder, ne de deryayı inkâr eder. Babasının gölgesinde kaybolmamaya çalışırken, o gölgeyi serinliğe dönüştürmenin mücadelesini verir.
Belki milyonlara hitap etmiyor. Belki listelerde üst sıralarda değil. Ama şurası kesin: Halk ozanlığı zaten reyting işi değildir.
Emrah Mahzuni, bugün bu ülkede hâlâ “halk adına” konuşabilen nadir seslerden biridir. Ve belki de asıl mesele şudur:
Bu ülke, Emrah Mahzuni gibi sanatçılara ne kadar kulak veriyorsa, vicdanını da o kadar diri tutuyordur.
Mehmet Emin Kuş Araştırmacı Gazeteci-Yazar


YORUMLAR