Reklam
Reklam
Genetik Teknolojisi ve Küresel Açlık Sorunu
Mehmet Şahin

Mehmet Şahin

Genetik Teknolojisi ve Küresel Açlık Sorunu

08 Haziran 2021 - 11:32

II. Dünya savaşından sonra bilim insanları, artan nüfustan dolayı dünyadaki besin kaynaklarının yeterliliği ve küresel açlık sorununa çözüm arayışı içerisinde girmişlerdir. İlk olarak yeşil devrim olarak adlandırılan doğal seleksiyon yoluyla verim arttırılmaya çalışılmıştır (Arvas & Kaya, 2019). Örneğin; Hollanda ineğinden 50 litre süt verim elde edilirken Şanlıurfa ineğinden 10 litre süt verim elde edilmekteydi. Hollanda ineğinden 50 litre süt elde edilmesinin nedeni yeşil devrimdi. Ya da geleneksel ıslah yöntemi ile iki bitkiyi birbirine melezleyerek verim ve kalite arttırılabiliyordu. Fakat genetik teknolojisi kullanılarak doğal süreçler ile edinilmesi mümkün olmayan yeni özellikler kazandırılmış organizmalar (Haspolat, 2012) ile daha dayanıklı ve/veya daha olgun ürünler elde edilebilmektedir. Bu da beraberinde birçok açıdan etik ve hukuki tartışmaları beraberinde getirmektedir. Mesela domuzdan alınan bir geninin domatese ya da herhangi bir ürüne aktarılması ve üretilme sunulması Müslümanlar açısından dini hassasiyetlere aykırı düşmektedir. Her ne kadar ülkemizde genetiği değiştirilmiş ürünlerin ekilmesi ve yenmesi yasaklanmış olsa da hayvan yemi olarak dışarıdan GDO’lu soya almaktadır. Bu hayvan haklarının tartışmaya açmakla birlikte bu soyanın pazara ulaşabilme/karışabilme ihtimali de olağandır. Nitekim yapılan çalışmalarda pazarlarda GDO’lu ürünlere rastlanmıştır. Bu da insanların ne yediklerini bilme hakkına aykırı düşmekte hukuki ve etik açıdan sorun barındırmaktadır. Genetik teknolojisi sadece bitkiler üzerinde değil aynı zamanda da insan genleri ile de hemhal olmaktadır. Örneğin son zamanlarda gündemde olan yapay et ve iki anneli bebekler konusunda hala tartışmalar devam etmektedir. Hayvanlar öldürülmeden laboratuvar ortamında et yetiştirilmesi ya da şu an bizim yamyamlık ile adlandırdığımız insan eti yemek, genetik teknolojisi ile insan geninden alınan bir element ile mümkün hale gelebilecek. İki anneli bebekler konusunda da miras, evlilik, helal-haram durumları gibi birçok hukuki durumların kapısını aralamaktadır. Bu çalışmalar her ne kadar İngiltere ve Amerika’da yasaklanmış olsa da denetimin seyrek olduğu bölgelerde (bkz. Meksika) yapılmaktadır. Papa, bu konu üzerine genetik çalışmaların insanlar üzerine yapılmasına karşı çıkmakta ve insanoğlunun kutsal bir varlık olduğunu, tanrı tarafından ona bir hastalık verilmişse öylece bırakılmasını tanrının işine karışılmaması gerektiği görüşündedir. Bunların dışında nasıl ki bebeklerin ve bilinci kapalı insanların yaşamsal çıkarlarını korumak etik yükümlülük gerektiriyorsa aynı şekilde genetik teknolojisine karşı, kendi tercihlerini yapamayan canlıların haklarını ve yaşamsal çıkarlarını korumak etik yükümlülük gerektirmektedir. Girişte değinildiği gibi genetik teknolojisinin yaygınlaşmasına sebep olan en önemli nedenlerden birisi de kürsel besin kaynaklarının yetersizliği olarak görülmektedir. Oysaki asıl sorun küresel besin kaynaklarının dağılımıdır. Kimi bölgelerde insanlar obezite ile mücadele ederken kimi bölgelerde de insanlar açlık ile mücadele etmektedirler. Burada sorun besin kaynaklarının yeterli olup olmaması değil aksine var olan besin kaynağının eşit bir şekilde dağılımıdır. Küresel açlık sorununa çözüm üretmek için öncelikle sorunun asıl nedenlerine inmek lazım. Her ne kadar kullanılması şimdilik yasak olan (sadece hayvanlar için kullanılan) Genetik teknolojisi ile üretilen GDO’lu besinler tam bir çözüm değildir. Sorun küresel açlık değil sorun sosyal eşitsizlikler…
 

Kaynakça

Arvas, Y. E., & Kaya, Y. (2019). Genetiği Değiştirilmiş Bitkilerin Biyolojik Çeşitliliğe Potansiyel Etkileri. YYÜ TAR BİL DERG , 168-177.
Haspolat, I. (2012). Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyogüvenlik. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi , 75-80.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum