Reklam
Reklam
Andımızın Yasaklanması Sakal Traşıdır
Mehmet Yalçın

Mehmet Yalçın

Andımızın Yasaklanması Sakal Traşıdır

22 Mart 2021 - 16:07

1933 yılından bu yana ilkokullarda okutulan “Öğrenci Andı” nın başına gelmeyen kalmadı. Önce 2013 yılında bir yönetmelikle kaldırıldı. Danıştay 2018 yılında andımızın okutulmasına karar verdi. Daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı itiraz etti. Bu kez Danıştay üç yıl sonra MEB nın itirazını kabul ederek yasaklanması yönünde karar verdi. Konu siyasi partilerin gündemine girdi. Ulusal basında ve tv kanallarında yoğun şekilde tartışıldı. Neticede toplum adeta ikiye bölündü.   
Açıkça ifade edeyim ki; Andımız okutulmuş veya okutulmamış pek önemsemiyorum. Ne Milli Eğitim Bakanlığının tutumunu ne de Danıştay’ın aldığı kararı da dert edinmiyorum. Andımızın şimdiye kadar okutulmasıyla herkes kendini “Türk” kabul etti mi? Herkes “doğru ve çalışkan” oldu mu? Büyüklere saygı küçüklere sevgi gösterildi mi? Bir avuç vatanseverin haricinde yurdunu özünden çok seven oldu mu? 
Hayır! 
Andımızı okuyarak büyüyen, geleceğimizin teminatı dediğimiz gençliğe bakıyoruz. Kimisi siyasal İslamcı olmuş cemaat ve tarikatların yuvasında, kimisi dağa çıkmış terör örgütü militanı olmuş kendi askerine, polisine kurşun sıkıyor. Kimisi Türklüğünden, öz benliğinden uzaklaşmış yabancı hayranı, kimisi uyuşturucu müptelası, kimisi hırsız, kimisi çıkarcı menfaatperest, kimisi çocuk istismarcısı… Bu tipler andımızın ruhuna uygun büyüdüler mi?  
Yine hayır! 
Bir başka cepheden bakalım. Atatürk’ün vefatından sonra andımızla büyüyen Türk çocukları iktidara gelip sevdalısı oldukları ülke yönetiminde söz sahibi oldu mu? 
Buna da cevabımız hayır.  
İktidara gelenlerin kimisi batının kokuşmuş sistemine hayranlık duydu, kimisi Amerikancı oldu, kimisi Marksist-Leninist çekiç oraklı oldu, kimisi de Çinci Mao’cu oldu. Ilımlı diye bildiklerimiz dahi “AB yolunun Diyarbakır’dan geçtiğini” söyledi. Bir diğeri de İsrail Parlamentosunda “arz-ı mevud’da bulunmaktan onur duyuyorum” dedi.  
Demek ki andımızın okunması ülkemiz açısından müspet bir katkı sağlamadı. Ne sosyal, siyasi,  kültürel, askeri ve ekonomik alanda kalkınabildik, ne de problemlerini çözmüş süper devlet olamadık. 
Tüm bunlara rağmen olaya değişik bir açıdan bakıyorum.  
Şöyle ki; 
“Teşbihte hata olmaz” diyerek “Öğrenci Andı”nın kaldırılışı bana İnebahtı Deniz Savaşını hatırlatmakta. 
Bilindiği üzere Osmanlı donanması ilk kez İnebahtı Deniz Savaşında yenilmişti. Sokullu Mehmet Paşa Venedik büyük elçisi  Barbaro’ya dedi ki;  
“Biz sizden Kıbrıs’ı almakla kolunuzu kestik. Siz ise donanmamızı yenmekle sakalımızı traş ettiniz. Kesilen kol yerine gelmez ama traş edilen sakal daha gür çıkar” 
Dilerseniz konuyu biraz açayım.  
Şimdi dikkatinizi İstiklal Marşı’na çevirin. İstiklal Marşı daha büyük bir ”AND’dır. İstiklal Marşında millet var, milliyet var, ırk var, vatan sevgisi var, bayrak sevgisi var, şehitlik var, haykırış var, meydan okuma var, övünme var, hür yaşama var, bağımsızlık var, hürriyet aşkı var, milli şuur var, mücadele ruhu var… Hepsi var. Diyebiliriz ki “Andımız” İstiklal Marşı’nın yanında yavru kalır. 
Şu kıtaya göz atalım. 
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. 
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım! 
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım; 
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.” 
Buradaki “ben” kimdir? Ezelden beri hür yaşamış olan kimdir? Zincir vuracak çılgınlara şaşan kimdir? 
Kükremiş sel gibi dağları yırtan, enginlere sığmayıp taşan kimdir? 
Ben söyleyeyim; 
Mısraların hepsinde Türk milleti kast edilmektedir. 
Türk milleti kast edildi diye “burada ırkçılık var” deyip yasaklamak mı gerekiyor? Bu tür düşünce, akıl ve mantık ölçüleriyle bağdaşır mı? 
Bir diğer kıta; 
“Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme tanı: 
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı! 
Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı: 
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.”  
Bu kıtada ise vatandan ve vatanın kutsallığından bahsedilmekte.  Atalarımız canları pahasına bu vatanı kurtarıp bize emanet etmiştir. Şehit kanıyla sulanan bu cennet vatanın kıymetini bilip dünyalara değişmemiz gerektiği tembihlenmekte.  Daha açıkçası milli duygularımız canlandırılarak “milli şuur” aşılanmakta. “Milli şuur” sahibi olmak ise milliyetçiliği gerektirir. 
Şimdi soralım; 
Yukarıdaki mısralarda milliyetçi duygular mevcut diye İstiklal Marşını yasaklamak mı gerekir? 
Lütfen kavramları iyi anlayalım. Kavramların İlmi izah yönünü sokak sloganlarıyla karıştırmadan. 
Sonuç olarak diyorum ki; Andımızın yasaklanmasıyla sadece sakal traş edilmiştir. Kesilen kol bir daha yerine gelmez ama kesilen sakal daha gür çıkar. 
 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • MUSTAFA TOSUN
    1 ay önce
    Yani hocam diyordunuz ki ileride türklüğü, Kemalizmi sizlere daha güçlü bir şekilde dayatacağız. Açıkçası bem bunda bu tehdidi anladım.. Müslüman bir kürt olarak o halde biz de o günler geri gelmesin diye daha çok çaba içinde olalım.. Hem çok işe yaramamış diyorsunuz hem de sakal tıraşı diyorsunuz.yani işe yaramasa da yine dayatacağız..
  • Mehmet Yalçın
    1 ay önce
    Andımızın İstiklal Marşı ile mukayesi sonucunu sakal traşına benzettim. Kimseye birşey dayatma sözkonusu değil. Dayatmaya ben de karşıyım.