Reklam
Reklam
Demokrasinin Çürük Ayağı
Mehmet Yalçın

Mehmet Yalçın

Demokrasinin Çürük Ayağı

06 Ocak 2021 - 10:02

Winston Churchill’in; “bugüne kadar daha iyisi bulunmamış bir idare şekli” olarak tanımladığı demokrasi,  gerçekten çağın gerektirdiği hakları, hürriyetleri, eşitlikleri öngören bir rejim olması hesabıyla güzeldir. Buna itirazımız yok.  
Bilindiği üzere kavram olarak da eski Yunancada “Demos”; halk ve “Kratos”: otorite, egemenlik manasına gelen kelimelerinden oluşmuş halk egemenliği, halk yönetimi anlamına gelmektedir. Hak ve güçlerin halkta olması, halk tarafından kullanılması da güzel bir şeydir. En azından “halk iradesi” sözü kulağa hoş gediği için bu yönüyle de güzeldir.  Buna da itirazımız yok. 
Ancak itiraf edeyim ki 1972 yılında Adana Akademisinde okurken hukuk dersinde “çoğunluğun azınlığı yönetmesini” öğrendiğim an bunu demokrasinin çürük bir ayağı olarak kabul etmiş ve o günden bu yana bir türlü ısınamadım. Meselâ toplumsal konularda çoğunluğun kararı geçerli. Bir Profesörle dağdaki çobanın oyu eşit. Oysa biliyoruz ki toplum için en iyi kararı bilgi sahipleri, eğitimli, aydın ve uzmanlar verir. Anadolu’nun ücra bir köşesinde yaşayan okuma yazması dahi olmayan Ayşe teyzenin, şehir yüzü görmemiş Fatma ninenin, ağasının emrinde hareket eden marabaların, cemaat ve tarikat şeyhinin nüfusu altındaki müridlerin vereceği oylarla bir ülkenin kaderi belirlenecek. Bu ne kadar doğru ve sağlıklıdır? 
İçime sindiremediğim bu çürük ayak Sokrates ile talebesi arasında da tartışma konusu olmuştur. 
Talebesi Sokrates’e sorar: “Eğer demokrasi, çoğunluğun kararını kabul etmekse kaldı ki adil olan da budur, yüz kişinin rey kullandığı bir yerde elli bir kişinin kararına mı uymak daha adil ve doğru olur yoksa kırk dokuz kişinin kararına uymak mı? Daha çok insanın daha az insana göre yanılma ihtimali daha azdır. Şu halde sizin demokrasiye karşı çıkmanız doğru olmadığı gibi haklı da sayılmaz.”  
Bunun üzerine Sokrates her zaman olduğu gibi soru cevap yöntemini kullanarak talebeye önce sorar: 
“Bize söyler misin bilge olmak mı daha zordur yoksa cahil olmak mı daha zordur?” 
Talebe: “Elbette bilge olmak daha zordur. Bilge olmak için çok okumak araştırmak ve yorulmak gerekirken cahil olmak için bir şey yapmaya gerek yoktur.” 
Sokrates: “Peki, o halde bize yine söyler misin toplumlarda cahil insanların sayısı mı çok olur yoksa bilge insanların sayısı mı çok olur?” 
Talebe: “Elbette ve hiç şüphesiz cahil insanların sayısı fazla olur.” 
Sokrates: “Peki, bize yine söyler misin bir gemide yüz yolcu bulunsa geminin nerde nasıl hangi yönde yelken açması gerektiğini kaptan mı daha iyi bilir yoksa o yüz yolcu mu?” 
Talebe: “Eğer yolcular içinde denizcilik bilgisi olan yoksa pek tabi en iyi bilen kaptandır.” 
Sokrates:  “Peki, o halde diyebilir miyiz ki herkes her konuda karar veremez.  Herkes bildiği yerde konuşmalı. Her iş ehline verilmeli.” 
Talebe: “Pek tabi olması gereken budur.” 
Sokrates: “Peki, o halde bize yine söyler misin kimin hangi konuda bilgili olup olmadığını bilmeden sadece çoğunluk oldukları için kararlarını doğru bulmak adil ve doğru olabilir mi? Hem sen de kabul ettin ki bir toplumda cahillerin sayısı bilgelerden hep daha çok olur.” 
Evet. 
Günümüzde görüyoruz ki; çoğunluğun seçtiği yöneticiler tarafından alınan kararlar araştırılmadan, tartışılmadan, sorgulanmadan yine çoğunlukça körü körüne alkışlanmakta. Yöneten “beyaz” dese de alkış, “kara” dese de alkış.  
Bilginin, liyakatın dikkate alınmadığı bir yönetim şekline “demokrasi” diyoruz. 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum