Reklam
Reklam
Demokrasinin Doğuş Hikayesi
Mehmet Yalçın

Mehmet Yalçın

Demokrasinin Doğuş Hikayesi

26 Aralık 2020 - 09:01

Kalorifer ve doğalgazın henüz ülkemize gelmediği 1960’lı yılların soğuk kış gecelerinde evimizin sadece bir odasında soba yakar ailece ısınırdık. Akşamları ödevimizi bitirdikten sonra da yere serilmiş yataklarımızda kıvrılır yatardık. 
Yine bir kış gecesi komşular bize gelmiş sobanın etrafında daire kurmuştuk. Osman amca nüktedan olduğu kadar masalcıydı aynı zamanda. Ne zaman bize gelse gitmeden önce mutlaka bir masal anlatmasını isterdik. O gece konuşmalar, sohbetler bitmiş gece bir hayli ilerlemişti. Gözlerimiz Osman amcadaydı. Yatmadan önce anlatacağı masalı merakla bekliyorduk.  Osman amca bakışlarımızdan anlamış olacak ki bizi daha fazla bekletmeden başladı anlatmaya; 
“Çok eski zamanlarda bir kral varmış. Kral, haksız olduğunu bildiği halde “ben haksız değilim” diyerek yalan söylermiş. Onu dinleyenler de kralın haksız olduğunu bile bile alkışlarmış. 
Kral bu duruma önce tereddüt eder. 
Kendi kendine söylenir; “Allah Allah!  Ben yalan söylüyorum bunlar beni alkışlıyor. Acaba söylediklerim doğru mu yoksa?” diye düşünür. 
Tabii alkışlar kralın ruhunu okşamış hoşuna gitmiştir. Yalan söylemeye devam eder. O yalan söyledikçe alkışlar artar. Alkışlar arttıkça ruhu daha çok okşanır. Ruhu okşandıkça daha çok yalan söylemeye başlar. Alkışlayanların bir kısmı kralın yalan söylediğini bile bile alkışlamaktadır. Bunlar yalaka kesimidir. Bir kısmı da neye alkış çaldığını bilmeden alkışlayan biatçı kesimdir. Gruba yeni katılanlar ise kralın ne dediğini anlamaz ancak herkes alkış çaldığı için alkışlamaktadır. 
Alkışlayanların sayısı arttıkça, kral coşar bu kez ilgili ilgisiz her konuda fikir beyan etmeye başlar. Yalaka takımı söylenen yalanlara rağmen krala övgüler yağdırır. Kimisi kutsallık atfeder, kimisi, ermişlik, kimisi peygamberlik, kimisi de krala dokunmanın her derde deva olduğunu söyler. Hatta bazı sapkınlar daha ileri giderek kralın cariyesi olmaya hazır olduğunu söyler.   
Bu durum böyle devam ettikçe yalan söylemek artık alışkanlık haline gelir. Kral, yalan söylediğini unutmuş, söylediklerinin hepsinin doğru olduğuna inanmaktadır. Bu inanış gereği konuşmanın ve yalanın dozunu arttırarak her konuda konuşmaya başlar.  
-Hukukçulara, hakim ve savcılara yargılamanın ne şekilde yapılacağını,  
-Doktorlara hasta teşhis ve tedavi usullerini,  
-Ebelere doğumun nasıl yapılacağını,   
-Çiftçilere domatesin, patlıcanın nasıl ekileceğini,  
-Esnaf ve sanatkarlara işlerini nasıl yapacaklarını anlatır. 
O anlattıkça alkışlar gelir. Alkışlar geldikçe hızını alamaz bu kez; 
“Ateşi ben buldum” der. 
“İlk yazıyı ben yazdım” der. 
“Parayı ben icat ettim” der. 
Kral konuşur halk alkışlar… Kral konuşur halk alkışlar… 
Neticede bu durum bir hastalığa dönüşür. 
“Sadece ben hastalığı”   
“Benden başka kimse yok hastalığı”        
Kralı alkışlayanlar çoğunlukta olduğu için herşeyi kendilerine hak saymışlar. Sonra da akil adamlar, istişare kurulu üyeleri, tarikatçılar, cemaatler, meleler toplanıp bunun adına “demokrasi” demişler.” 
İşte demokrasi böyle doğmuş.  
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. 
Kalın sağlıcakla. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum