Reklam
Reklam
Dolar Yükselmiyor Paramızın Değeri Düşüyor
Mehmet Yalçın

Mehmet Yalçın

Dolar Yükselmiyor Paramızın Değeri Düşüyor

29 Mart 2021 - 09:05

Son günlerde merkez bankası başkanının değişmesi ve akabinde doların değer kazanarak bir doların 8.50 lira seviyesine gelmesi ülke gündemini oluşturan konuların başında gelmekte. İktidar tarafından doların neden yükseldiğine dair tatminkar açıklama yapılmaz iken yandaş medya alışık olunduğu üzere papaz Brunson hadisesinde olduğu gibi topu “dış güçler” e atmakta. 

Dış güçler bir ülke ekonomisine ne kadar etki edebilir? Bir ülkenin para değerindeki düşüş veya dövizdeki yükseliş hangi hallerde nasıl gerçekleşir? Dilerseniz bu önemli konuya ekonomi ilmi dahilinde kısaca açıklık getirmeye çalışalım.  
Kabul etmek gerekir ki ekonomi politikasının esas amacı; ülkenin kalkınması, gelişmesi ve buna bağlı olarak da toplumun refah düzeyinin yükseltilmesidir. Bu amaca erişmek için de genel kabul görmüş ve gerçekleşme zorunluluğu taşıyan ekonomi kuralları vardır. Bunlar cari işlemler bilançosu açığının düşürülmesi, büyüme hızının yüksek olması, enflasyonun kontrol altına alınması, istihdamın arttırılması ve gelir dağılımının dengeli hale getirilmesidir. Kuşkusuz bu kuralların istenilen düzeyde gerçekleşmesi ancak sağlam finansman kaynaklarına dayalı ve istikrarlı bir ekonomi politikasının uygulanması ile mümkündür. 
Kalkınma hareketi üretim yatırım ve tasarrufla ilgilidir. Yatırım olmayınca üretim olmaz. Yatırım için mali kaynak söz konusudur. Mali kaynağın karşılanma adresi ise tasarruftur. Kısaca denilebilir ki; sorunun temel çözümü tasarruf yapmak, yatırıma yönelmek, ihracatı arttırmak, hızlı büyümek ve kalkınmaktır.   
İşte bu mantık üzerine inşa edilen ekonomi teorisi pürüzsüz seyir ettiği sürece sağlıklı bir ekonomik gelişme çizgisi yakalanabilir. Ama maalesef görmekteyiz ki yapılan uygulamalarda ekonomik bir hedef tespit edilmemiş, israf ve savurganlık had safhada, ekonomi şahısların tek yönlü kararlarına veya rüzgarın akışına terkedilmiştir.  
Haliyle ekonomimizde zaman zaman sert dalgalanmalar kaçınılmaz olmakta, döviz darboğazıyla karşılaşılmakta, finansal krizler meydana gelmektedir. Bunun doğal sonucu olarak da ekonomi küçülmekte acı bunalımlar yaşanmakta. Ekonominin bütünü içinde yer alan ulusal yatırım, tasarruf, vergi, faiz ve hesapsız borçlanmalar gibi uygulanan topyekun iktisat politikasındaki hatalardan kaynaklanan ağır yükün faturası ise halka çıkarılmakta.  
Gelelim merkez bankası konusuna. 
Her ülkenin kendi para birimine yön verdiği bir merkez bankası vardır. Tabiri caizse merkez bankası bir nevi patrondur ve özerk yapıya sahiptir. Dikkat edilirse ülkemizdeki merkez bankasının adı; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’dır.  Cumhuriyet sözü (i) eki almamıştır. Yani “Türkiye Cumhuriyeti “değil, “Türkiye Cumhuriyet” diye geçer. Bu durum onun bağımsız olduğunu gösterir. Siyasetten arındırılmış olarak hiçbir baskı altında kalmadan serbestçe hareket edebilsin diye. En önemli görevi; iktidarın uyguladığı ekonomik politikalar sonucu piyasada oluşabilecek kur hareketliliğine karşı bazen piyasaya para sürmek bazen de piyasadan para çekmek suretiyle müdahalede bulunarak para değerini arzulanan düzeyde tutmaya çalışmaktır.  
Merkez bankası siyasi baskılara maruz kalmayıp piyasa şartlarına göre hareket ettiği sürece piyasaya güven gelir. Güven ve istikrarın olduğu yere yerli ve yabancı yatırım gelir. Endişe duymadan gelen yatırımcı ekonomiye olumlu katkı sağlar. Ama siz 20 ayda 4 defa merkez bankası başkanını değiştirirseniz, ehil kişileri bertaraf ederseniz güven yitirilir, piyasada denge sağlanamaz. Bunun sonucu olarak yatırımcılar yatırımlarını geri çeker. Buna bağlı olarak ülkede para çıkışı doğar. Çıkan para cari denge ile telafi edilmezse bu kez para değer kaybeder. Yani para değerinde düşüş meydana gelir. Sonuçta ekonomi durağanlaşır. Para çıkışı ürkütücü boyuta gelince bu kez merkez bankası devreye girerek zorunlu olarak döviz rezervini eritir. Yine başa çıkamayınca dengeyi sağlamak için faiz oranlarını arttırır. Velhasıl girdiğiniz çıkmaz sokakta herşey allak bullak olur. Çünkü ekonomi faktörleri bir zincirin halkası gibi birbiriyle etkileşim içindedir. Birinde meydana gelecek değişim diğer faktörlere anında yansır. Sonuçta paranızın değer kaybetmesi (devalüasyon )  kaçınılmaz olur. 
İşte öteden beri ülkemizde tartışma konusu olan  “merkez bankası rezervlerinin eridiği” ve “doların yükseldiği” hikayesinin kısaca açıklaması budur. Akıl ve mantıkla bağdaşmayan, ilmi bir değeri olmayan “dış güçler” iddiası yalandır, inandırıcı değildir. Siz üretim yaparsanız, ihracatta bulunursanız ülkenize döviz girer. Tasarruf edilen dövizle yeni yatırımlara yönelirsiniz. İstihdam sorununuz çözülür, milli geliriniz artar. Güvenilir yatırım alanı olduğunuz zaman da bu kez yabancı sermaye akışı hızlanır. Bu durumda paranız değer kaybetmeyeceği gibi kasanız dövizle dolup taşacaktır. 
Netice olarak; 
Esasında dolar yükselmemiştir. Türk lirası değer kaybetmiştir. Paranın değer kazanması veya kaybetmesi tamamen ekonomik verilerle ilgilidir. Nitekim ülkemizde tek başına iktidar, güçlü bir siyasi yapı olmasına rağmen ekonomik tablomuz iç açıcı olmadığı için Türk lirası gün be gün değer kaybetmektedir. Öyleyse sorun; “dış güçler” de değil uygulanan ekonomik politikadadır. 
Unutmayalım ki Ekonomisi güçlü ülkeler esen yelden etkilenmez. 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Abdulkadir Özden
    1 ay önce
    Ekonomiden çokta anlamam ama şunu bilirim yatırımcının yatırım yapacağı ortamı hazırlarsanız yatırım ve istihdam oluşur faiz yüksek ise para babaları yatırım yapmaz faizden kazanmaya çalışırlar diye füşünüyorum
  • Mehmet Yalçın
    1 ay önce
    Katılıyorum aynen dediğoniz gibi. Yatırımcı güven ister demişim. Yani sizin tabirinizle uygun ortam. Selamlar saygılar.