Reklam
Reklam
Laiklik Anlayışımız (1)
Mehmet Yalçın

Mehmet Yalçın

Laiklik Anlayışımız (1)

14 Ocak 2021 - 10:12

Bir alışkanlık edinmişiz. Bu alışkanlık nedeniyle de ön yargılı olmaktan kurtulamıyoruz. 
Ustamız, hocamız, sevdiğimiz adam, saygı duyduğumuz yazar, fikri görüşümüzdeki siyasetçi, etkisi altında olduğumuz tarikat veya cemaat lideri ne demişse hemen "doğrudur" deyip kabulleniyoruz. 
Araştırmadan, sorgulamadan, gerçeği öğrenme zahmetine girmeden. 
Hangi konuyu ele alalım hangisini anlatalım? 
Mesela; 
Malum kesimler içinde bir anket veya araştırma yapılsa tamamı laikliğin "dinsizlik" olduğunu söyler. Bununla da kalmaz. Bu kez laiklik üzerinden Atatürk'e düşman kesilir. Yine tatmin olmaz bu kez Atatürk'ü "dinsizlikle" itham eder. 
O zat-ı muhteremlere; “laiklik nedir?” diye sorsanız veya “Mustafa Kemal Atatürk'ün laiklik anlayışını biliyor musun?" diye sorsanız bilmez, cevap veremez. Oysa birazcık araştırma yapsa okuma merakı olsa şu sözlerin Atatürk'e ait olduğunu görecek. 
"Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı değiliz. Biz sadece din işlerini millet ve devlet işlerine karıştırmamaya, kasta ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz." 
" Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak, intihap etiği (seçtiği) bir dinin icabatını (gerektirdiklerini) yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz. Vicdan hürriyeti mutlak taarruz edilemez." 
"Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes Allah'a istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı birşey yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dini yoktur." 
"Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması değildir. Laiklik yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyetini tekeffül eder. (Üstlenip korur)" 
Şimdi elimizi vicdanımıza koyarak ve de yukarıdaki sözleri yeniden ağır ağır anlayacak şekilde okuyarak söyleyelim; Atatürk’ün bu sözleri ışığında; laik hükümet, laik insan tabirinden dinsizlik manasını çıkarmamız mümkün mü?  
Konuya daha yakından bakalım. 
Nedir laiklik? 
Laiklik aslı Latince “laicus”, Yunancadaki “laikus” kelimesinden alınmış, dilimize Fransızcadan girmiş bir kavramdır. Lugat manasıyla kısaca dine dayanmayan, ruhani bir mahiyet taşımayan fikir, müessese anlamındadır. 
Bilindiği üzere Fransız ihtilalinden önceki Ortaçağ Avrupa’sında ilim dahil herşey kilisenin ve din adamlarının hakimiyetindeydi. Bilim adamlarının buluşları, görüşleri zamanla aslını koruyamayan, değişikliğe uğramış, tahrif edilmiş yeni İncil’e ters düşmeye başladı. Bilimle kilise devamlı çatışma halindeydi. Hatta “dünya dönüyor” dediği için Galile aforoz edilmişti. İşte anlamsız din ve mezhep kavgalarında bulunan Hıristiyanlık dünyasında gelişen demokrasi anlayışı din ve inanç alanına yansımış, devlet işlerinin birbirinden ayrılması, dinin devlet işlerine, devletin de dine müdahale etmemesi herkese dini inanç ve ibadet özgürlüğünün tanınması laikliğin doğuş sebebi olmuştur. 
Batıda yaşanan kargaşa her ne kadar Türk toplumunda yaşanmamakla birlikte teokratik bir devletin yıkıntıları arasında kurulan yeni Türk devletinin temellerini atan Atatürk, ulusal egemenliğin en iyi şekilde yansıdığı siyasal bir düzeni oturtmak istiyordu. Bu nedenle “laikliğin muasır medeniyet seviyesine yükselmek için en mütekamil bir devlet vasfı olduğu” kanaatiyle laiklik benimsenmiş ve 9 Nisan 1928 tarihli kanunla 1937 yılında anayasada bir hüküm olarak yer almıştır. 
Laiklik dindarlık olmadığı gibi dinsizlik de değildir. Uygulamada din ile devlet işlerinin ayrıldığı ilkesine dayanır. Yani din devlete karışmaz, devlet de dine karışmaz. Osmanlı dönemine bakacak olursak göreceğiz ki halifelik makamı padişahlarda-sultanlarda olduğu halde dini meseleler şeyhülislamlık makamının uhdesine bırakılmıştı. Aynı gelenek bugün Cumhuriyet Türkiye’sinde de devam etmekte olup dini meseleler Diyanet İşleri Başkanlığınca yürütülmektedir. 
Laiklik günümüz modern toplumlarında devleti belirleyen bir vasıf, uygar yaşayışın bir şartı olarak kabul edilmektedir. Laik ülkelerde din; insanın vicdanına yönelen kul ile Allah arasında mukaddes bir varlıktır. Gerçek bir laiklikte din düşmanlığı yapılamaz. Devlet dine karşı tarafsızlığını muhafaza ederek din hürriyetini sağlar. 
Laiklik ilkesinin temel prensip olarak dine hürriyet ve saygının bir ifadesi olarak kabul edilmesi gerekirken ne yazık ki günümüz uygulamasında laiklik, zaman zaman dini faaliyetlere müdahale etmek anlamında anlaşılmış bunun sonucu olarak da dini yaşayışa baskı yapmak şeklinde kullanılmıştır. Laikliğin bu şekilde algılanması son derece yanlıştır. 
-Devam edecek- 

YORUMLAR

  • 5 Yorum
  • Birisi
    2 ay önce
    Keşke ne yazdığınızın farkında olsaydınız.
  • HMK
    2 ay önce
    Müslümanların sizin söylediğiniz gibi bir laiklik düşüncelerinin olduğunu düşünmüyorum...Biz laik bir devletiz diye anılıyoruz ama bir musluman kardeşimiz Atatürk tanri değil dediği için yargılanmisti sizin dediğiniz laiklik bu konuyun neresinde??!!
  • HMK
    2 ay önce
    Yazinizda müslümanların sizin söylediğiniz gibi bir laiklik düşüncesi olduğunu düşünüyorum...Biz laik bir devletiz diye anılıyoruz ama bir musluman kardeşimiz Atatürk tanri değil dediği için yargılanmisti sizin dediğiniz laiklik bu konuyun neresinde??!!
  • Müslüman
    2 ay önce
    Din vicdan işi olamaz.Din ALLAHIN KANUNLARIDIR. Ayrıca din ve devleti ayırmak ne mümkün, din devleti kapsamaz. Din direk olarak dünyadaki bütün yönetimlerin üstesinde olup bütün yönetimleri yönetecek seviyede Allah katından indirilen hükümlerdir.
  • Mustafa Tosun
    2 ay önce
    İslamın emri sadece inanmak değil ki.. İnandığını yaşamak.. Mesela Allah kısas emrediyor bize.. Ama biz bunu yapamıyoruz. Bu sadece bir örnek. Alın size laiklik.. Laikliği uygulamak demek bize göre dinsizlik demek. Ya da olduğu belli olmamak demek.. Mustafa kemal güzellemenize de katılmıyorum. İstiklal mahkemeleri tek başına açıklar her şeyi..