Reklam
Reklam
Laiklik Anlayışımız (2)
Mehmet Yalçın

Mehmet Yalçın

Laiklik Anlayışımız (2)

16 Ocak 2021 - 15:08


-Geçen haftadan devam- 
Dünyada yaratılmış mahlukların en üstünü ve en şereflisi olan insan inancı gereği mensup olduğu din nizamını en gerçek yönüyle yaşamak ister. Bu nedenle dini hayat dünyevi hayattan ayrı değildir. Bir başka ifadeyle hayat bir bütündür. Allah indinde hak din İslam olduğuna göre ve bizler de mademki Müslüman bir milletiz, o halde mensup olduğumuz dinimizi esaslı şekilde öğrenmek ve yaşamak mecburiyetindeyiz. 
Dinin toplum hayatındaki etkin önemi nedeniyledir ki günümüz batı toplumlarında din eğitimine ilişkin faaliyetler tereddütsüzce icra edilmektedir. Ülkemizde de laiklik ilkesi korunmak kaydıyla Müslüman olan Türk toplumunun dini ihtiyaçlarının gözetilmesi, ilköğretimden itibaren din eğitiminin verilmesi genç nesillerin İslam ahlak ve faziletiyle yetişmesi kalkınmamız ve mutluğumuz için elzemdir. 
Kaldı ki bir Müslüman için dinini öğrenmek en tabii haktır. Hiç kimse bu haktan mahrum edilemez, dini öğrenme ve yaşama özgürlüğü kısıtlanamaz. Müslüman insanın hürriyetini tayin eden ölçü İslam’dır. Yüce Allah; “Ben insanları ve cinleri yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım” buyuruyor. Buna göre Müslüman için hür olmak, Allah’ın emir ve yasaklarının tayin ettiği sınırlar dahilinde yaşama manasını taşır. Bu ölçülerden herhangi birinin yasaklandığı yerde Müslümanın esareti başlar. 
Bir bayan inancı gereği başını örtmek istiyorsa laiklik adına başını zorla açtırmak zulüm olur. Bu tür baskı ve dayatmanın olduğu yerde ne yaşama hürriyetinden ne demokrasiden ne de laikliğin varlığından bahsedilir. Yukarıda belirttiğimiz gibi laiklik, din ve vicdan hürriyetine saygının ifadesidir. Bunun aksi köle düzenini çağrıştırır ki suni zıtlaşmalar meydana gelir, millet düşman kamplara bölünür. Nitekim bu dram 1990 lı yıllarda yaşandı. Başörtülü kız öğrenciler üniversite kapısından içeri alınmadı. Sonuçta karımız ne oldu? Heba olan yıllar, sönen hayaller, hayatlar… 
Dünyanın hiçbir ülkesinde Komünist ülkeler hariç milletin dini inançlarına saldırıldığı görülmemiş hatta düşünülmemiştir bile. Batılı ilim adamları mensup oldukları dinin felsefesini yaparlarken bizde olduğu gibi karanlık göstermezler. Bizde laik-antilaik çatışması adeta kör döğüşüne dönüşmüştür. Ne laikliği savunanlar laikliğin ne anlama geldiğini biliyor ne de şeriatı savunanlar şeriatı biliyorlar. Bir kesim; “İslam gelecek zulüm bitecek” sloganıyla ülkede gerilim yaratırken diğer tarafta ise “kahrolsun şeriat” diye bağırılmakta. 
Şeriat nedir? 
Türk Dil Kurumunun sözlüğüne göre; “Kur’an’daki ayetlerden, Peygamberin sözlerinden çıkarılan, dini temellere dayanan Müslümanlık kanunları, İslam hukuku.” Yani İslam’ın bizzat kendisi. İslam bir hayat dinidir. Siyasi bir yönetim doktrini değildir. Doktrinler tartışılır ve zamanla değişebilir. Ama ilahi metinler asla değişmez. “Kahrolsun şeriat” diyenler neyi inkar ettiklerinin farkında değildir.  
Laikliğin devlete ait bir yönetim prensibi olduğunu dahi bilmeden laiklik adına din düşmanlığı yapan bu kesime; “sizin savunduğunuz laik prensipler İslam hukukunun ta kendisidir” denilse inanmayacaklar “hadi canım” diyeceklerdir. 
Şimdi örnek olarak laik cumhuriyet prensipleriyle aynı olan Kur’an’ın temel prensiplerinden birkaçına mukayeseli olarak göz atalım. 
Laik cumhuriyet prensibi der ki; “İnanıp inanmamanın ve ibadet edip etmemenin yargılanması sadece Allah’a aittir, kimse inanmaya zorlanmaz. Kur’an prensiplerine bakıyoruz aynı. (Bakara; 256, Fatır;23, Kehf; 29-30, Yunus;99)  
Laik cumhuriyet prensibine göre; İnancı şahsi menfaatlerine alet etmek ve bununla insanlara tahakküm etmek yasaktır. Kur’an prensiplerine bakıyoruz aynı.  (İsra; 37, Nahl; 90,Tevbe; 34) 
Laik cumhuriyet prensibinde; Halkın idaresinde çoğulculuk esastır ve egemenlik milletindir. Kur’an’da da aynı. (Ali İmran; 159, Şura; 38, Nisa; 58, Neml; 62) 
Laik cumhuriyette; Hukukun üstünlüğü, bağımsız yargı, hakim teminatı, kanun karşısında eşitlik, yasal delil edinme prensibi vardır. Kur’an’da da aynı. (Maide;8 -42, Nisa;35-65-135, Şura;40-41-42,Hucurat;10) 
Laik cumhuriyette; Mülk edinme, seyahat ve yerleşme hürriyeti, meslek öğrenme hürriyeti ve ticaret serbestisi vardır. Her çalışan çalıştığının karşılığını eksiksiz almalıdır. Kur’an’da da var. (Necm; 39-40-41, Nisa; 29, Sebe; 18, Nahl; 15-16 
Laik cumhuriyet prensibinde; Cezasız suç, suçsuz ceza olmaz. Kimse başkasının işlediği bir fiilden dolayı yargılanmaz. Yani suç ve ceza şahsidir. Şüphe sanık lehinedir. Kur’an’da da aynı (Sebe; 25, Kasas; 59, İsra; 15, Fatır;18, Enam; 164, Nisa; 15, Nur; 3-13) 
Laik cumhuriyette; Vatandaşlardan gücünün üstünde vergi ve mükellefiyet istenmesi yasaklanmıştır. Kur’an’da da aynı. (Bakara; 286, Mü’minun; 62) 
Laik cumhuriyet; Kadınlara miras hakkı, iffetini koruma hakkı, nafaka, mehir, ticaret yapma, mülk edinme hakkı vermiştir. Kur’an da da aynı. (Nisa; 3. 13, 20, 21 176, Bakara; 240-241) 
Laik cumhuriyette; Güçsüz ve zayıfların güçlendirilmesi prensibi vardır. Kur’an’da da var.(Haşr; 7, Kassas; 5) 
Laik cumhuriyette; Meskenin mahremiyeti ve masuniyeti vardır. Kur’an’da da var. (Nur; 27,28, 29, 61)” 
Bu benzerlikleri çoğaltmak mümkün. Görüldüğü üzere laik prensiplerle Kur’an hükümlerinde benzerlik çok. Şimdi “kahrolsun şeriat” diye bağıracak mıyız? Veya bu prensipler Kur’an’da var diye laik prensiplerden vaz mı geçeceğiz? 
Aynı soruları din devleti kurmak isteyenlere de soralım. “Sizin sövdüğünüz laik cumhuriyet prensipleri aynı zamanda Kur’an’ın hükümleri olduğuna göre ne yapacaksınız? Ya din değiştirip katılaşmış yeni bir din bulacaklar ya da İslamiyet’i doğru anlamaya çalışacaklardır.” 
Özetleyecek olursak; 
Kur’an, devlet yönetimiyle ilgili olarak şura, adalet, emanetin ehline verilmesi, yöneticilere ve kanunlara itaat gibi temel hükümler belirtmiştir. Yine bu temel hükümlerden başka aklı, bilimi, çalışmayı, üretimi, adil paylaşımı, sosyal adaleti, ahlak ve dürüstlük gibi değerleri de işaret etmektedir. Yönetim şeklini, sistemin veya rejimin adını bildirmez. Tercih aklın ve bilimin ışığında yöneticilere kalmıştır.  
Elbette ki gönül ister ki yöneticiler Kur’an’ın belirlediği hükümleri esas alan, zamanın şartlarına göre insanların ihtiyaçlarına cevap verebilen, dinin ve dindarın istismar edilmediği, dinin siyasi çıkarlara alet edilmediği bir yönetim şeklini öngörsünler. Bugün için diyebiliriz ki; Cumhuriyet Rejimi. Demokratik, Laik, Sosyal, Hukuk devleti Kur’an’ın işaret ettiği yönetim şeklidir.” 
-Devam edecek- 

YORUMLAR

  • 8 Yorum
  • Şırın akıl
    2 ay önce
    Ne güldüm yav Veeeeellll Ağe sen sendemısen
  • Şırın akıl
    2 ay önce
    Ne güldüm yav Veeeeellll Ağe sen sendemısen
  • Birisi
    2 ay önce
    Bu komik duruma düşmeye neden müsade ettiniz. Laiklik tanımı itibariyle sizden beridir.
  • Müslüman
    2 ay önce
    Yazınızın içeriği kendisiyle yeterince çelişik durumda hocam. Ayrıca madem laiklik Kur'an'a uyuyor (asla kabul etmiyorum) o halde neden kuran varken laikliğe ihtiyaç duyuluyor. AYRICA SON CÜMLENİZDEN SORUMLUSUNUZ ALLAH KATINDA...
  • Abdulaziz
    2 ay önce
    İki yazınızı da okudum ama maalesef üç konu hakkında da çarpıtma olduğunu gördüm.1.konu laiklikle ilgili ifadeler dünyada laiklik hiç bir zaman söylediğiniz gibi olmamıştır din ve devlet işleri her zaman dinin devlete bağlı onun emrinde bir hayat şekli olarak uygulanmıştır uygulanıyor...2.konu Atatürk ile ilgili din hakkında doğma diyen dinin tüm uygulamalarını bireysel ibadetler hariç ortadan kaldıran buna uymayanları darağacında sallandıran İslam karşıtı/düşmanı birini az kalsın müctehit olarak sunacaksınız...3.konu İslam ile ilgili İslam bireysel vicdani bir din değildir İslam hayat tarzıdır tüm sosyal konularla ilgili hükümler ortaya koymuştur örnek zina eden ,hırsızlık yapan,adam öldüren ,miras ,evlilik,boşanma vs tüm konularla ilgili hükümler ortaya konulmuş ve siz sadece bireysel ibadetleri ele alarak ayette Kur'an'ın bir kısmına inanıyor bir kısmını red mi ediyorsunuz durumunda bulunduğunuzu görüyorum...laiklik tüm uygulamalarıyla İslam karşıtı bir din(ideoloji)dir
  • Mehmet Yalçın
    2 ay önce
    Abdülaziz bey ben sadece "laiklik" kavramını ele alarak görüş belirtmekteyim. Günümüz uygulamasını değil. Uygulamada zaten şikayetçi olduğumu belirtmişim. Görüşüme katılmayabilirsiniz. Ama yazınızın sonundaki " Kur'anın bir bölümüne katılmak bir bölümüne katılmamak" ithamınız ağırdır. Böyle birşey olması mümkün mü? Teşekkürler.
  • Emin sanlı
    2 ay önce
    Son yıllarda okuduğum en güzel makale
  • Mehmet Yalçın
    2 ay önce
    Teşekkür ederim. Selam ve saygılar.