Reklam
Reklam
Laiklik Anlayışımız (4)
Mehmet Yalçın

Mehmet Yalçın

Laiklik Anlayışımız (4)

22 Ocak 2021 - 10:37

-Geçen haftadan devam- 
Mabutlaştırılmış laiklik adına şeriata karşı gelmek ne kadar yanlış ise “şeriat isteriz” sloganıyla rejim düşmanlığı yapmak da o kadar yanlıştır. Eğer istenilen İslam hukukunun uygulanması ise Kur’an’ın hemen hemen bütün prensipleri (ceza ve miras hukuku hariç) tüm demokratik ülkelerde uygulanmaktadır. Hukuk evrenseldir. Kur’an tüm insanlığa indiğine göre isteyen her toplum Kuran hükümlerini alıp uygulayabilir. Ancak şunu iyi bilmeliyiz ki bu husus hukukçuların, üniversitelerin, uzman kişilerin çözebileceği konulardır. Olur olmaz zamanlarda sokaklara çıkıp slogan atmakla olmaz. 
Her Müslüman İslam devleti isteyebilir. Bu onun en tabi hakkıdır. Ancak bunu eni konu düşünmek gerek. Her ne kadar gönlümüz din devletinden yana olsa bile bunun risklerini gözardı edemeyiz. Biliyoruz ki Peygamber Efendimizin vefatından sonra sırf halife ünvanını almak, diktatörlüğü, saltanatı sağlamlaştırmak için peygamber torunları katledilmiştir. Saltanata giden yolda din istismar edilerek köprü yapılmıştır. Mervan’ın akıl almaz hileleri, Muaviye’nin şeytani taktikleri ve Yezit’in acımasızlığı hep saltanat uğrunaydı. Emevi halifeleri kendilerini Allah, Peygamber, Kur’an adına hareket ettikleri yönünde tanıtırken muhalifleri de Allah, Peygamber ve Kur’an karşıtı göstermişlerdir. Peygamber Efendimizin çok sevdiği torunu Hz. Hüseyin Yezit tarafından Kerbela’da Allah adına şehit edilmiştir. 
Aynı acılar Osmanlı döneminde de yaşandı. Henüz 6 aylık kundaktaki bebekler saltanat uğruna öldürüldü. Hem de fetvalarla. Buna İslam hukukunun izin vermesi mümkün mü? İslam’da olmayan din adamları, kutsalın temsilcileri, şeyhülislamlar, ulema heyetleri ihdas edildi. Birer siyasi ve beşeri unvan olan bu makamlar ne yaptı? Koltukları gitmesin diye dine göre değil de padişahın arzusuna göre kararlar verdiler. Kısacası din, mevki ve makamlara, şahsi çıkarlara, diktatörlüğe alenen alet edildi.  
Emevilerle başlayan Abbasilerle devam eden Osmanlı döneminde de sürdürülen dinde reform hareketleri yüzünden din zorlaştırılmış, karartılmış, insan doğasıyla çatışır hale getirilmiştir. Aslı astarı olmayan uyduruk hadis, mezhep ve fıkıh kitaplarıyla din dejenere edilmiştir. Sonuçta halifelik babadan oğula geçen bir saltanata dönüştürüldü. İşte korkulan budur. 
Ortaçağ Avrupa’sının feodal kilise devletlerinin yapısına bakalım. Din belli bir zümrenin eline verildiği için herşey kilisenin emrine göre yapılırdı. Kilise, ilahi kavramlardaki bilgisizliği nedeniyle halkı dini inançlardan uzaklaştırmış feodal sistemle iç içe olmuştu. Derebeylik sisteminin icat ettiği, savunduğu sosyal ve iktisadi nizamlara karşı gelmeyi veya tenkit etmeyi Allah’a karşı gelmek, dinden yüz çevirmek manasına yorumluyordu. Halkın memnun olmadığı nizam ve hükümlere “Allah böyle istedi” diyordu. Tanrı adına konuşuyor, hurafelere dayalı yerleşik görüşleri dini inançlar gibi kutsal sayıyordu. Hiç kimse kilisenin aksini düşünmeye cesaret edemiyordu.  Kilisenin öğretilerine itiraz edenler hemen kafir ilan edilip aforoz edilirdi. Kabul etmeliyiz ki insanlık tarihi ruhbanlığın bedelini çok ağır ödemiştir. Bu nedenledir ki kilise devletleri veya ruhbanlık İslamiyet’te yasaklanmıştır. 
Tarihten ders alınmadığı için aynı hatalar günümüzde de devam etmekte. İslamiyet adına kendilerine üstünlük taslayanlar var. Din adına, İslam adına aracılığa soyunanlar var. İslam’ı siyasallaştırarak ideolojik bir söylem haline getirenler var. Ve ne acıdır ki bunu şeriat adı altında yapmaktalar.  
İslam siyasi teşekküllerin kontrolüne, cemaatlerin emrine verilirse giderek partileşir, siyasallaşır. Siyasallaşan ve partileşen İslam’ın amacı iktidara, yönetime gelmektir. Bunun acı sıkıntıları tarihte görülmüş ve yaşanmıştır. Yukarıda da kısaca değindiğimiz üzere Hz. Ali ile Muaviye arasındaki iktidar anlaşmazlığı nedeniyle yapılan kanlı savaşlar, dökülen binlerce Müslüman kanı en bariz örneklerdir. 
Hz. Ali’nin Emeviler için söylediği veciz sözü yeniden hatırlayalım;  “Bunlar din elbisesi giyiyorlar ama ters çevirerek giyiyorlar.” 
İtiraf edelim ki günümüzde ters elbise giyerek din adına ortaya çıkan, İslam’ı kumaş misali kesip biçen, din ve ümmet adına konuşma yetkisini kendinde gören tarikat ve cemaatler hiç de az değil. Hele ki bunlardan birisi yakın tarihte 15 Temmuz darbe girişiminde bulunarak kendi vatandaşına silah doğrultmuş 251 kişinin ölümüne sebebiyet vermiştir.  Bakalım ilerde daha ne tür elbise giyecekler. Evet. Önemle ifade edelim ki sorun İslam’da değil, İslam elbisesini ters giyenlerde. Ne yazık ki bu tipler dün vardı, bugün de var yarın da olacaktır. 
-Devam edecek- 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Mustafa Tosun
    2 ay önce
    Müslümanlara ve tarihine yaptığınız eleştirilerde haklısınız büyük oranda. Evet sorunlar çok oldu. Ama şu da var ki laik ve seküler ideolojilerin yönetimlerinde de büyük sorunlar oldu.. Biz Müslümanlar olarak olumsuzun örnek gösterilerek seküler sistemlerin boyunduruğuna mahkum olmak istemiyoruz. Türkiye kemalist rejim zulmü oldu yıllarca... Laiklik huzur getirmedi. Türkiyede ki karşılığı İslam düşmanlığıdır. Hasılı Rabbimize karşı sorumluyuz. İslam bütüncül bir hayat nizamıdır.
  • Mehmet Yalçın
    2 ay önce
    Ben uygulamadaki laikliği savunmuyorum. Olması gereken "laiklik"ten bahsediyorum. Uygulamada sizin dediğiniz gibi inançlı müslümanlara eziyet edilmiştir. Üniversite yıllarımda başörtüsü mücadelesi verdiğim için karakol, mahkeme benim ikinci adresim olmuştu. Mensubu olduğumuz İslam dini de en mükemmel ve en kusursuz dindir. Ama dini siyasi amaçlarına veya şahsi çıkarlarına alet edenler var diye haşa İslam'a sırt mı çevireceğiz.Laikliği de, İslami düzeni de, komünizmi de uygulayan insandır. Öyleyse uygulayıcılar yani insan tenkit edilmeli. Kavramlar değil. Benim şahsi görüşüm bu yönde. Ama doğru ama yanlış.