Reklam
Reklam
Laiklik Anlayışımız (6)
Mehmet Yalçın

Mehmet Yalçın

Laiklik Anlayışımız (6)

28 Ocak 2021 - 10:37

-Geçen haftadan devam- 
İran rejimine özlem duyarak ülkemizde kargaşa çıkarmaya çalışan bu kesimin mazisine bakalım.  İzinde yürüdükleri büyük babaları, pirleri bir dönem “minarenin İslam dininde yerinin olup olmadığı” konusunu yıllarca tartışır olmuştur. Batı ilimde, teknikte hızla ilerlerken batının ilmi, teknolojisi “gavur icadı” diye değerlendirilmiş, matbaa bu yüzden Türkiye’ye geç gelmiştir. “Yer altında insan taşınması şeytanidir” diye fetva verilerek dünyanın ilk metrolarından olan tünel işletmesinin İstanbul’da çalışması engellenmiştir. Tahyettin Efendinin kurduğu rasathane, Ahmet Şemsettin Efendi tarafından “dine aykırıdır” diye yıktırılır. Gerekçesi; “rasat göklerin esrar perdesini öğrenmeye küstahça cesarettir.”  Ve daha nice insanlık adına yapılan yararlı teşebbüslerin sonu hep felaket olmuştur. Gerilememize sebep teşkil eden bu tür fetvalarla, uyduruk hadislerle halkımız hep yanlış bilgilendirilmiştir. 
İlimden yoksun aynı mantık sahipleri olan günümüz bazı tarikat ve cemaat yuvalarının dinsel sömürü merkezi durumuna geldiğini esefle müşahede etmekteyiz.  Kendilerine şeyh, derviş süsü verenler (iyileri tenzih ederiz) Ortaçağ’daki papazlar gibi halkı kandırmakta, soymakta, nemrut gibi hayat sürmekte. Bu tarikat ve tekke mensupları zaman zaman da “sen az Müslümansın ben daha çok Müslümanım” şeklinde birbirlerine hakimiyet kurma yarışına girmekteler. Bazı radikal İslamcılar da kendilerinden olmayan herkesi kafirlikle suçlayıp alenen cihat çağrısında bulunmakta. Cihat kime karşı yapılacaktır? Yine Müslümanlara karşı. Müslümanın Müslümana cihat yapması doğru mu? Bu nasıl bir cihattır ki ganimetini küffardan değil, Müslümanlardan almakta. Toparlayacak olursak; dine dayalı bu tür çelişmeler fitneye, fesada, parçalanmaya yol açar ki toplumdaki çözülmenin asıl sebebi budur. 
İşte Atatürk hem dinimizi gerçek yerine oturtmak hem de dini, siyasi bir baskı aracı gibi kullanıp toplumda sadece kendi zümrelerinin hakim olmasını, kuracakları devlet idaresinde hakimiyetlerinin devamını sağlamak isteyenlere bu fırsatı tanımamak için “laiklik” prensibini getirmiştir. Yoksa ön yargıyla veya art niyetle söylendiği gibi Atatürk dine karşı olmadığı gibi dinsiz de değildir. 
Dikkat edilirse Osmanlı İmparatorluğu döneminden günümüze kadar devam edegelen gericilik olayları başlangıçta ilme, fenne karşı olmak şeklinde iken Cumhuriyetin ilanından sonra saldırılar doğrudan doğruya Atatürk’e ve Atatürk ilke ve inkılaplarına yönelmiştir. Kuşkusuz bunun temelinde çıkar vardır, menfaat vardır, yabancı parmağı vardır. 
Şu sözler Atatürk’e aittir; 
“Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. “ 
“…Ey millet Allah birdir şanı büyüktür. Peygamber Efendimiz Cenab-ı Hak tarafından insanlara dinin gerçeklerini bildirmeye memur ve elçi olmuştur. 
“…İnsanlara feyz, ruh vermiş olan dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor.  Bu sebeple en mükemmel dindir. Varlık dünyasının bütün kanunlarını yapan Cenab-ı Haktır. Dinime gerçeğin kendisine nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum.” 
“…Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla ilgisinin olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler modern olmayı , kafir olmak sanıyorlar. Asıl kafir bu zanı (düşünce) taşıyanlardır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı Müslümanların, kafirlere tutsak olmasını istemek değildir de nedir?” 
“…Bizim dinimiz milletimize aşağılık, miskin ve hor görülmeyi tavsiye etmez. Tam tersi Allah da Peygamber de insanların ve milletlerin yücelik ve şerefini korumalarını buyuruyor.” 
“…Hangi şey akla, mantığa, toplum çıkarlarına uygundur, biliniz ki o bizim dinimize de uygundur, o şey dindir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı en mükemmel ve son din olmazdı.” 
“…Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini devlet ve ulus işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz.” 
“…Türk ulusu daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyoruz.” 
“…Hz. Muhammed Allah’ın en sevgili kuludur. O’nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim senin adın silinir fakat sonsuza kadar O ölümsüzdür.” 
Ölümünden onbeş gün önce de Türk milletine ve bütün Müslümanlara bir vasiyet olarak şu tavsiyede bulunur; 
“Bütün dünya Müslümanları Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V) ın gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmelidir. Bütün Müslümanlar Hz. Muhammed’i örnek alarak O’nun gibi hareket etmeli ve İslamiyet’in bütün hükümlerini bilakayd-ü şart yerine getirmelidir. Zira insanlık ancak bu şekilde kurtulup kalkınabilir.” 
Görüldüğü üzere Atatürk dinimize karşı hiçbir zaman kayıtsız kalmamış yalnız dinimizi kendi menfur emellerine alet edenlere karşı cephe almıştır. 
-Devam edecek- 

YORUMLAR

  • 0 Yorum