Reklam
Reklam
Laiklik Anlayışımız (7)
Mehmet Yalçın

Mehmet Yalçın

Laiklik Anlayışımız (7)

31 Ocak 2021 - 14:10

-Geçen haftadan devam- 
Bilinmelidir ki bir milleti, bir devleti yıkmak isteyenler herşeyden önce o milletin inancına, maneviyatına, kökleşmiş ahlak ve kültürüne sonra da kahramanlarına, orduya karşı olan güven ve saygıya saldırırlar. Bu nedenle; 
- Osmanlıdan bu yana çağdaş düşünceye, uygarlığa, bilime, fenne karşı olup, hurefeye dayalı görüşlerle dini sömürü aracı haline getirip kitleler üzerinde egemenlik kurmak isteyenler. 
-Ülkesi aleyhine yabancılarla işbirliği yapan üçüncü sınıf tarihçiler, satılık gazeteciler. 
-Başta ABD olmak üzere emperyalist güçler. Türkiye Cumhuriyeti’nin “ılımlı bir İslam ülkesi” olarak görmek isteyenler, Vehabi rejimler, “vadedilmiş topraklar” peşinde koşan Siyonistler. 
-Ve daha nice Türkiye’ye karşı hasmane tutum besleyenler Türk devletinin güçlenmesini istemezler. Ortak görevleri; bir yandan Atatürk’e saldırmak diğer yandan halk arasında fitne, fesat çıkarmak, ilerici, gerici, laik, antilaik gibi kamplara ayırmak, “bir hırka bir lokma “ tevekkülü içinde uyutmaktır. Bu oyuna çabuk geldiğimiz içindir ki bir yandan halkın dini inançlarına hakaretler yapılmakta, diğer yandan acayip kılık kıyafetler içinde yürüyüşler düzenleyip rejim düşmanlığı yapılmakta. Birisi laiklik adına din düşmanlığı yaparken diğeri Türkiye’yi İran’a benzetmeye çalışmakta. Aslında her ikisi de ülkemiz için zararlıdır. 
Atatürk neden sevilmez? 
Atatürk, “Barış” dediği için, “Hürriyet” dediği için, “Tam bağımsızlık” dediği için sevilmez.  
Atatürk,  “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” dediği için sevilmez.  
Atatürk,  dinin istismar konusu yapılmasını istemediği için sevilmez. 
Dilerseniz sevilmeyen Atatürk’ü daha yakından tanıyalım; 
Balıkesir Paşa Camiinde bizzat hutbe veren, her ramazan ayında hutbeler okutan, her hutbeyi radyoda yayınlatan, camilerde yapılan mukabelenin son sayfalarını cemaate Türkçe olarak izah ettiren, sesi güzel olan hafızları saraya davet edip ödüllendiren, onlara hediyeler veren, sık sık dini sohbetlere katılan, Çanakkale savaşında mevzisinde Kur’an okuyan Mehmetçiği gördüğünde gözleri yaşararak; “işte Mehmetçiğin bu ruh kuvveti ile kazanamayacağımız hiçbir zafer yoktur” diyen, dinimizin tavsiye ettiği tesettürü hem hayata hem fazilete uygun gören, cumhuriyeti kurmaya karar verdiği günü akşamı dergahı ziyaret eden, Meclisi dualarla açan, masraflarını bizzat kendisi karşılayarak Diyanet İşleri Başkanlığınca Elmalı Hamdi Yazır’a 9 ciltlik “Hak Dini Kur’an Dili Türkçe Tefsir” kitabını hazırlattırarak müftülükler aracılığı ile millete bedava dağıttıran, yine Sünni Müslümanlarca şeriat hukukunu Kur’an’dan sonraki kaynağı kabul edilen 12 ciltlik Sahih-i Buhari’nin kitabını halka ücretsiz dağıttıran, dini bayramları resmi tatiller içine dahil eden, camilerimizi ve din görevlilerini bir devlet kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığının maddi manevi koruması altına alan, Hz. Muhammed’den bahis ederken “Peygamberimiz”, “Peygamber Efendimiz” veya “Cenab-ı Peygamberimiz” gibi nezaket ifadelerini kullanmakla dinimize bu denli ilgi ve saygıyı verdiğini görmezlikten gelip Atatürk’ü nasıl dinsizlikle itham edebiliriz. Tekrar ifade edelim ki Atatürk dinsiz ve din düşmanı değildir. O sadece ve sadece dinimizi cahillerin elinden alıp ehline vermek istemiştir. 
Atatürk’ü yeterince tanımadan onun şahsına saldırmak, onu dinsiz göstermek, Atatürk adının geçtiği her cümleyi dine karşı gelmek anlamında yorumlamak ve yaymak insafsızlık olsa gerek. Eğer bugün minarelerimizde ezan sesi duyuluyorsa, rahatça ibadetimizi yapabiliyorsak bunu evvel Allah sonra Atatürk’e ve onun kahraman silah arkadaşlarına borçluyuz.  Neden derseniz? Çünkü Atatürk milletin önüne geçti. Umutsuz millete umut oldu. “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır” diyerek bütün vatanın ve milletin kurtuluşunu, çıkarını düşündü.  Onun önderliğinde milli mücadele verilerek hür ve bağımsızlığımızı elde ettik.  
Atatürk de bir insandır. Onun da hataları olmuştur. Hep din üzerinden Atatürk’e saldırıyoruz.  Oysa bilindiği üzere Atatürk din uzmanı, ilahiyatçı değildir. Hayatı cephelerde geçmiş bir askerdir. Kullar günahkar olabilir. Aklı başında hiçbir Müslüman “bu cennetliktir şu cehennemliktir” demek cesaretini gösteremez. Unutmayalım ki yüce Allah’ın tükenmeyen bir af ve merhamet kudreti vardır. “Allah bundan sonra da dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah bağışlar ve merhamet eder.”(Tevbe:27) “Herkes vebal adına ne kazanırsa kendisinedir. Kimse başkasının yükünü taşımaz.”(En’am: 164) ayetinden birazcık ibret alalım. 
-Devam edecek- 

YORUMLAR

  • 0 Yorum