Reklam
Reklam
Laiklik Anlayışımız (8)
Mehmet Yalçın

Mehmet Yalçın

Laiklik Anlayışımız (8)

03 Şubat 2021 - 11:51

-Geçen haftadan devam- 

Sekiz bölümden oluşan dizi yazımızın son bölümüne gelmiş bulunuyoruz. Laiklik hakkındaki sözlerimizi özetleyecek olursak, laikliğin daha çok hukuki bir kavram olarak algılanması gerektiğini öncelikle belirtelim. Hukuk devletinde, devlet dini bir nitelik taşıyamaz. Bunun aksi halinde değişik dinlere mensup insanların kanun karşısındaki eşitlik prensibi zedelenmiş olur. Devlet kamu tüzel kişiliğine haizdir. Laik devlet düzeni bir anlamda demokratik yönetim anlayışının bir sonucudur. “Devletin dini olmaz” derken bu deyimden milletin de dini olmayacağı anlamı çıkarılmamalıdır. Devlet kavramı ile millet kavramı apayrı şeyler olup bu iki kavramın karıştırmamak gerekir. Devleti dinden ayırabiliriz, fakat toplumu dinden ayırmak asla mümkün değildir. Esasında laik kavramda halkı dinsizleştirmek gibi bir anlayış yoktur. Bu olsa olsa laikliği kasten ihlal eden dinsizlerin, din düşmanlarının yeni bir yaşam biçimi ortaya koymak istemeleridir. 
Laik düzende devlet tarafsızdır. Devlet yetkili organlarını dini inançlara bağlı olmaktan uzak tutarken fertlerin anayasalarda inanç ve ibadet özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Din ve devlet birbirlerinin yetki alanlarına müdahale etmediği sürece barış içinde yaşayabilir. Olması gereken de budur. 
Şu gerçeği kabul etmeliyiz ki; dinin özünü iman, ibadet, bilgi ve ahlaki davranışlar teşkil etmektedir. Devlet ise; sınırları belli bir ülkede yaşayan insanların egemenlik ve bağımsızlık temelinde halkına hizmet eden siyasal bir örgütlenmedir, bir kurumdur. Kur’an’da ve sünnette devletin örgütlenesiyle, yönetim şekliyle ilgili herhangi bir hüküm yoktur.  Kur’an ve sünnette insanların gerek birbirleriyle ve gerekse yöneticilerle aralarındaki beşeri ilişkilerin genel çerçevesi ne temas etmiş olup, idare şeklinin nasıl olacağı, isminin ne olacağını insanın kendisine bırakmıştır. Kuşkusuz bunun da hikmeti vardır. Belki de Müslüman yöneticilerin değişen zaman ve şartlara göre serbestçe hareket edip en uygun kararları alabilmeleri, en uygun düzenlemeyi yapabilmeleri içindir. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti devletini kuranlar, tarihi tecrübeler ışığında ülkemizin sosyal ve siyasal şartlarını dikkate alarak böyle bir uygulamayı gerçekleştirmişlerdir. Din yine korunmuş, kamu hizmeti olarak görülmüş, devlet yapısı içinde korumaya alınmıştır. 
Kanaatimiz odur ki çağımızın toplum hayatında din hayatının korunması ve teminatı ancak devletin laik olması ile mümkündür. Laik olmayan bir devlette din hürriyetinden bahsedilemez. Bu inançla İslamiyet’i zorla değil, isteyerek benimseyerek kabul etmiş olan milletimiz Cumhuriyet Türkiye’sinde İslamiyet’i, laiklik, hukukun üstünlüğü, insan temel hak ve hürriyetleri prensiplerine bağlı kalarak demokrasi içinde bir arada yürütecektir. Herkesin varlığını inanç özgürlüğüne sahip olarak inancı doğrultusunda yaşayarak aklın ve müspet ilmin rehberliğinde her yönüyle insancıl olan bir laiklik neden olmasın? 
Laiklik karşıtı olanlar zaman zaman şöyle bir iddiada bulunmaktalar. “Laiklik ilkesi toplumu İslam’dan uzaklaştırmakta.” Hemen ifade edelim ki böyle bir düşünce yanlıştır. Din; insanları fazilete, iyiye, güzele, doğruya götüren, ruhu her türlü kötülüklerden arındıran ilahi bir nizamdır. İnsanın vicdanına yönelen fertle Allah arasında mukaddes bir varlıktır. Laiklik ise dini koruyan bir kalkandır. Din ve devlet kurumlarının ayrışması fertlerin din ve vicdan hürriyetinin teminatıdır. Kutsalımızın istismar edilmesini engellemektir. 
Önemli olan laikliğin gerçek anlamda ve doğru uygulanmasıdır. Toplumda birlik ve beraberliğin tesisi yönünde kaynaştırıcı ve bütünleyici olmasıdır.  Din ve vicdan hürriyeti bakımından tarafsızlığını koruyarak halkın daha mutlu ve sağlıklı bir yapıya kavuşması yolunda önemli bir araç olmasıdır. Böyle bir ortamda Türkiye dinci olmayacak fakat dindar kalacaktır. Yani din devlet idaresine hakim olmayacak, din layık olduğu yüce mevkie oturtulacak, dine saygı gösterilecektir. Zira din milli bütünlüğümüzün yegane güvencesidir. Devlet millet kaynaşmasının sağlandığı huzur ortamında devlet adına, laiklik adına halk baskıcı, dayatmacı bir yaşama mahkum edilmeyecektir. Halk “iradesi elinden alınmış bir hiç” yerine konulmayacaktır. 
Bilmeliyiz ki geleceğimiz üniter yapıda yatar. Üniter yapı bozulursa hiçbir alanda reform yapılamaz, gelişme sağlanamaz. İslam fıtratı üzerine yaratılmış ve İslam’ın kutsi meziyetleriyle mücehhez olmuş bir millet olarak Peygamber Efendimizin “Birlikte rahmet ayrılıkta azap vardır” hadis-i şerifindeki ulvi manayı idrak ederek birlik ve beraberliğimizi muhafaza etmek en doğru yoldur. Hem de İslam’la laikliğin çatışmadığını dünyaya göstererek.  
-Bitti- 

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Emin Sanlı
    2 ay önce
    Kanunları uygulayan devlet değil mi..? O halde ben nasıl inançlarım gereği yaşayacağım? Adam, babasının katiline idam istiyor, kendisi mi yakalayıp asmalı? Mahallesi'nde fuhuş istemiyor, çetelerle kendisi mi savaşmalı? Mirasını Kur'an'a göre paylaşmak istiyor ilâ ahir..!