Reklam
Reklam
Mağdurlar Ülkesi
Mehmet Yalçın

Mehmet Yalçın

Mağdurlar Ülkesi

02 Mart 2021 - 10:27

Son iki üç gündür ulusal medyada 28 Şubat ve onun meydana getirdiği mağduriyetler konu edilmekte.  
Evet.  
Yaklaşık 24 yıl öncesinde 28 Şubat denilen lanet olası bir süreç yaşandı. Okulda olsun, kamu kuruluşlarında olsun askeriyede olsun başörtülü kişiler için hayat adeta yaşanmaz olmuştu. Hak ve özgürlükler gasp edilmiş, başörtülü öğrenciler okuyamaz, başörtülü bayan memurlar işyerine gidemez olmuştu. Kısacası 21. Yüzyıl Türkiye’sine yakışmayacak bir zulüm dönemi yaşanmış ve o zulmün kurbanları 24 yıl sonra bugün iade-i itibar ile zararlarının karşılanmasını haklı olarak talep etmekte. 
Elbette ki gönlümüz talep edilen hakların verilmesinden yana. Ancak tarafsız ve objektif bir yaklaşımla genel bir değerlendirme yaptığımızda 28 Şubat harici mağduriyetlerin de yaşandığını görmekteyiz. Göz ardı edemeyeceğimiz binlerce mağduriyetlerden sadece birkaç örnek vermek gerekirse; 
Hatırlanacağı üzere 1980 öncesinde ülkede halk tabiriyle “sağ- sol çatışması” vardı. Nice gençler gençliğinin baharında kara toprakla buluştu. 1980 ihtilali ile haksız yere cezaevine atılanlar, suçsuz yere idam edilenler oldu. Sönen her hayat geride acı bir hikaye bıraktı.  
Mesela 7 Ekim 1980 tarihinde Mamak cezaevinde idam edilen ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu’nun suçsuz olduğu bizzat Sıkıyönetim Mahkemesi hakimi Ali Fahir Kayacan tarafından itiraf edilmiştir. İdam kararını veren hakim Ali Fahir Kayacan kaleme aldığı anılarında daha önce asılan solcu Necdet Adalı’ya denge olsun diye idam edildiğini belirtmekte. Bu da yetmezmiş gibi ailesi idamı ancak üç gün sonra ziyarete geldiklerinde öğrenebiliyor. 
Solcu Erdal Eren. Lise öğrencisi henüz 17 yaşında. İdam kararı verilmiş. Yargıtay iki kez idam kararını iptal etmesine rağmen Milli Güvenlik Konseyince gece nüfus müdürlüğü dairesi açılarak Erdal’ın yaşı büyütüldükten sonra 13 Aralık 1980 günü Ankara Merkez Ulucanlar cezaevinde asılıyor.  
Ya Turgut’un hikayesi. Anlatmaya insanın dili, yazmaya eli varmıyor. İnsanı gözyaşına boğan tam bir dram. Turgut fakir bir ailenin tek çocuğu. Hacettepe Üniversitesi Tıp fakültesinde okuyor. Babası yatalak. Annesi çorap örerek, temizliğe giderek oğlu Turgut’u okutuyor. 1978 yılının karlı bir Mart günü Ankara Sıhhiye civarında karşıt görüşlü iki öğrenci grubu kavga ediyor. Bu olay üzerine Site yurdunu basan Pol-Der li polisler okuma salonunda ders çalışan ve hiçbir şeyden haberi olmayan aralarında Turgut’un da bulunduğu dört kişiyi götürürler. Olayın radyo ve tv de duyulması sanıklar arasında Turgut’un isminin okunması üzerine yatalak baba kalp krizinden vefat eder. 
Annesi Sabire hatun yapayalnız kalmıştır. Oğlu cezaevinde hayat arkadaşı toprak altındadır. Maddi durumu iyi değildir. Oğluna harçlık göndermek için tek geçim kaynağı olan küçük tarlasını yok pahasına satar. Oğlu Turgut sorgu, işkence, yargı derken 36 yıl hapis cezasına çarptırılır. Ardından il il bir cezaevinden bir diğer cezaevine nakledilir. Sabire hatun da cezaevi yollarını bağ yolu yapıp oğlunun peşi sıra dolaşır. Tarlanın parası bitmiştir.  Sonuçta barındığı iki gözlü evi de satar. Yeter ki biricik oğlu kuzusu Turgut’u görsün diye. Aradan yıllar geçer. Turgut annesini düşünmekten psikolojisi bozulmuştur. Anne Sabire hatun da oğlunu düşünmekten sağlığını kaybetmiş bitap düşmüştür. 
Turgut Ankara, Amasya, Kırşehir, Urfa, Van derken Diyarbakır cezaevine nakledilir. Sabire hatun yine yollardadır. Bu kez Diyarbakır cezaevine görüşe gider. Sevinçlidir, biricik oğlu, canı, ciğeri kuzusu Turgut’u görecek mutlu olacaktır. 
Yıl 1985 Aylardan Nisan. Görüş kapısı açıldığında Sabire hatun oğlu Turgut’u işkenceden tanınmaz halde görür. Turgut’un yüzü işkence sonucu yara bere içindedir. Oğlunu bu halde gören Sabire hatun olduğu yere yıkılır. Gardiyanlar gelir Sabire hatunu görüş kafesinden dışarı çıkarırlar. Turgut olduğu yerde donakalmış annesini beklemektedir. Yarım saat sonra iki gardiyan Turgut’un yanına gelir; “başın sağolsun” derler.  Deprem etkisi yaşayan Turgut bayılır. Uyandığında annesinin Diyarbakır kimsesizler mezarlığına gömüldüğünü öğrenir. 
Hikaye uzun.  Yazmaya kalkışsak roman olur. Ancak şu kadarını ifade edeyim ki Turgut annesinin vefatından sonra 15 yıl daha cezaevinde çile çeker. Toplamda 22 yıl hapis yatar 13 cezaevi gezer. Nihayet Çanakkale cezaevinde iken tahliye olur. Tahliye olur ama Hacettepe Tıp Fakültesinde okuyan 20 yaşındaki Turgut yoktur artık. 42 yaşında ciğerleri iflas etmiş canlı bir ceset vardır. Allah kimsenin başına vermesin.  Turgut’un harap olan gençliğine, yok edilen istikbaline mi acıyalım, Sabire ananın evladı uğruna katlandığı çileye, gurbet elde vefat etmesine mi üzülelim? 
Devam edelim. 
Gelelim Refah-Yol iktidarı dönemine. 
Bu dönemde işkencenin metodu değişti. Cezaevi yerine sürgünler yaşandı. Mevki ve makama susamış “Milli Görüşçü”ler kendilerinden olmayanları bir alt kademeye veya sürgüne göndererek taciz ettiler. Başı açık bayanları dışladılar, üçüncü sınıf vatandaş muamelesi yaptılar. Tanıdık nice Genel Müdür, Daire Başkanları vardır ki siyasilerin gazabına uğramamak için eşlerinin başlarını örttüler. 
Bitti mi? 
Hayır. 
AKP döneminde uyduruk delillerle hayali “Ergenekon” adı altında silahlı terör örgütü ihdas edildi. Örgüt elemanı suçlamasıyla nice generaller, subaylar, akademisyenler boş yere hapse atıldı. 6 yıl sonra “Ergenekon örgütü” davasından hapis yatanların beraatine karar verildi, örgüt yalanını ortaya koyanların FETÖ'cü oldukları, gerçekte “böyle bir örgütün olmadığı” Cumhuriyet savcılarınca açıklandı. Açıklandı ama örgüt elemanı suçlamasını gururuna yerdiremeyip intihar edenler, 5-6 yıl hapis yatarak cezaevi koşullarında vefat edenler, yıkılan yuvalar, sarsılan itibarlar geri dönmedi. 
Aynı şekilde OSYM ve KPSS sorularının çalınarak yandaşlara verilmesi de nice hakkı gasp edilen mağdurlar yaratmıştır. 
Sonuç olarak aya gitmeye hazırlandığımız 21. Yüzyılda ülkemiz hala mağduriyetler yaşatan ülke konumundan kurtulmuş değil. Unutmayalım ki “adalet mülkün temelidir.” Adaletin olmadığı yerde ahlak da olmaz, huzur da olmaz, kalkınma da olmaz. Dolaysiyle mağduriyetlerin sonu gelmez. 
 Adaletin bir gün herkese lazım olacağını öğrenmek dileğiyle… 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Erkân AKBALIK
    1 ay önce
    İnançta Tevhid,davranışta adalet olmazsa olmaz ilkelerdir
  • Mahmut İREN
    1 ay önce
    Bizleri duygulandırdın yine Rabbim şahadetlerini kabul eylesin mekanları cennet olsun