Reklam
Reklam
Mehmet Akif ve İstiklal Marşımız (1)
Mehmet Yalçın

Mehmet Yalçın

Mehmet Akif ve İstiklal Marşımız (1)

12 Mart 2021 - 19:05

Bugün İstiklal Marşımızın kabulünün 100. yılı. Türkiye Büyük Milet Meclisinin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı şiir coşkulu alkışlarla kabul edilmiştir. Mehmet Akif Ersoy Bağımsızlığı anlatan, Türk milletinin hürriyet çığlığı olan bu marşı nasıl ve hangi şartlarda yazdı? Dilerseniz lafı fazla uzatmadan tarihi sürece kısaca göz atalım. 
Bir zamanlar üç kıtaya hükmetmiş olan koca Osmanlı İmparatorluğu 1699 yılında imzalanan Karlofça antlaşmasıyla ilk kez toprak kaybı yaşayarak gerileme dönemine girdi. İki yüz yıllık bir sürede kendini toparlayamadan “93 Harbi” dediğimiz 1877-78 Osmanlı Rus savaşına girişti. Padişah Sultan Abdulhamit’in başta olduğu bu dönemde Ruslara yenilen Osmanlı Devleti'nde sosyal, siyasi, askeri ve ekonomik yönden büyük çöküş başladı. Önce Kıbrıs İngiltere’ye, Tunus Fransa’ya verildi. Ardından Mısır kaybedildi. Toplamda 1 milyon 500 bin kilometre kare toprak kaybı yaşandı. 
1912 yılına gelindiğinde Balkan Savaşları patlak verdi. Osmanlı Devleti Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ gibi yeni kurulan küçük devletlere yenildi.  Edirne- Meriç nehri batısında kalan bütün toprakları kaybetti. Ege adaları İtalya ve Yunanistan hakimiyetinde kaldı.  Arnavutluk ise bağımsızlığını kazanan son Balkan ülkesi oldu. Osmanlı Devleti’nin başında Padişah Sultan Mehmet Reşat vardı. 
Balkan Savaşlarıyla büyük toprak kaybı yaşayan Osmanlı Devleti yaralarını henüz saramadan bu kez çok sayıda ülkenin iştiraki ile 1914 yılından başlayıp dört yıl süren Birinci Dünya Savaşına katıldı. Yeryüzündeki bütün Müslümanların halifesi sayılan Osmanlı Padişahı Sultan Reşad dünya Müslümanlarına cihat çağrısında bulundu. Osmanlıların “Harb-i Umumi “dediği seferberliğin ilan edildiği bu savaşta ne var ki hiçbir İslam ülkesinde olumlu cevap gelmedi. Bilakis Fas, Tunus, Cezayir ve Suudi Arabistan’dan menfi cevaplar geldi. Daha acı olan ise; Filistin’de, Sina’da, Kudüs’te ve Yemen çöllerinde din kardeşlerimiz tarafından arkadan hançerlendik.  Neticede ittifak devletleriyle birlikte yenilen Osmanlı Devleti tam bir hüsran yaşadı.  Zira savaşın galipleri önce Mondros Ateşkes Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti’nin sonunu hazırlamış daha sonra bir yıkım fermanı olan Sevr antlaşmasını öne sürmüşlerdi. Bu antlaşmalarla Osmanlı Devleti açıkça işgal edilmekteydi. Boğazlardaki hakimiyetimiz yok olmakta, Batı Anadolu ve Trakya Yunanistan’a, Akdeniz bölgesi İtalya’ya, Güneydoğu Anadolu ve Adana bölgesi Fransa’ya veriliyordu. Doğuda ise Ermenistan devleti kurulacaktı. 
Nitekim çok sürmeden ağır şartlar taşıyan antlaşma sonrası itilaf devletlerinin donanmaları İstanbul’a geldi, Yunanistan İzmir’e asker çıkardı. Türk’ün yurdu resmen parçalanıyordu. Vatanın bağrına düşman hançeri saplanırken yeni Osmanlı Padişahı ve Halife Vahdettin ise tahtını korumak için düşmanın her isteğine razı oluyordu.  
Ulusal felaketin yaşandığı o günlerde Anadolu’nun genel görünümü de iyi değildi. Uzun süren savaşlar nedeniyle millet aç, yorgun ve yoksuldu. Ordu dağılmış silahlar itilaf devletlerine teslim edilmişti. Elde yok avuçta yoktu. Ezilen, sömürülen mazlum bir millet kaderiyle başbaşa kalmıştı. 
Memleketimizin üzerine çöken kara bulutları yakinen gören ve bundan çok etkilenen milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy; “Türklerin tarih boyunca istiklalini korumuş bir millet olarak yaşadığını, esareti asla kabul edemeyeceğini” haykırarak mandacılığa şiddetle karşı çıkarak mandacılık taraftarlarını sert şekilde eleştirir. Çanakkale’de destanlar yazan Mehmetçiğin yine destanlar yazacağından emindi. “Asım’ın nesli olan bu millet dün namusunu çiğnetmedi bundan sonra da çiğnetmeyecektir” dedi.  
Akif’in düşüncesi doğrultusunda zillet altında yaşamayı kabul etmeyen Türk milleti, her türlü imkansızlığa rağmen milli mücadele için yaşlı, genç, kadın, erkek demeden topyekun kurtarıcısı Mustafa Kemal Atatürk’ün etrafında kenetlendi. 
Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 yılında Samsun’a çıkışıyla başlayan milli mücadele Erzurum ve Sivas Kongreleriyle devam etti. 23 Nisan 1920 de İstanbul hükümetini tanımayarak TBMM ni açtı. Hazırlanan vatanın kurtuluş planları doğrultusunda önce milli kuvvetler teşkil edildi. Ardından “ya ölüm ya istiklal” denilerek yurdun her yerinde düşmana karşı milli direniş hareketi başladı. 
-Devam edecek- 

YORUMLAR

  • 0 Yorum