Reklam
Reklam
Sevgili Öğretmenim
Mehmet Yalçın

Mehmet Yalçın

Sevgili Öğretmenim

24 Kasım 2020 - 09:32

 Bugün bu yazımda seni konuşmak, seni yazmak, seni dile getirmek istedim. 
Biliyorum ki sen sadece yılda bir kez 24 Kasımlarda değil hergün hatırlanmaya layıksın. Yılda bir günün öğretmenlere tahsisi elbette ki öğretmenin önem ve değerini ortaya koyamaz. Öğretmen kılavuzdur. Öğretmen rehberdir. Öğretmen ışıktır. Öğretmen anadır, babadır. Biz böyle biliriz seni. Öyleyse bir ana gibi bir baba gibi hergün hatırlanmalısın. Zira öğretmenlik “Tanrı mesleğidir”, “Peygamber sünnetidir.” Bundan dolayı da sen saygıya, hürmete layık abide şahsiyetsin. 
Geleceğimizin teminatı olan gençlik senin elinde bir hamur gibi yoğrulup şekillenir. Kalem tutan minik eller, oyun düşünen kafalar, senin tebeşir tutan öpülesi ellerinde, ağarmış saçlarında biçimlenir. 
Sen Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı bilgili, çalışkan, kabiliyetli, ahlak ve fazilet sahibi olduğun sürece senin elinde şekillenen körpe dimağlar da yine bu ölçüler içersinde vatanını, milletini, dinini, bayrağını seven, tarihi ile övünen, milli ve manevi değerlerine saygılı ve bu değerleri yüceltmeyi kendine ülkü edinmiş birer cevher olacaktır. 
İlim ve tekniğin baş döndürücü bir hızla geliştiği, bazı dengelerin yeniden kurulmaya çalışıldığı bir çağda yaşıyoruz. Bu çağda “büyük balığın küçük balığı yutması” geçer akçe sayılmaktadır. Yaşanan gelişmeler, tarihi tecrübeler göstermiştir ki Türkiye’nin varlığından rahatsız olan emperyalist güçlere boyun eğmemek için milletler mücadelesinde galip gelmek, ilimde, teknikte, medeniyette, her alanda yükselmek, dünya devletleri arasında layık olduğumuz saygın yerimizi alabilmemiz için öğretmenlere büyük sorumluluk düşmektedir. 
Yine günümüz Türkiye’sinde maddi menfaatlerin her şeyin üstünde tutulduğu, gayesiz, ülküsüz yetişmenin teşvik edildiği bir dönemi yaşıyoruz. Bu olumsuz şartlar senin mesuliyetini daha da arttırmaktadır. 
Mesuliyet ve sorumluluğun ağırlığı seni yeise düşürmesin. Cehaletle savaşırken, çevreni aydınlatırken belki bir mum gibi yavaş yavaş eriyip söneceksin. Lakin geleceğin büyük Türkiye’sinin inşasında beyin mimarı olarak daima hatırlanacak,  gönüllerde yaşayacaksın. Zaten seni bu kutsal mesleğe bağlayan da görevinin büyüklüğü değil midir? 
Hatırlanacağı üzere Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’u aldığı zaman zafer töreninde kendisine verilen çiçeklerin, yanında duran hocası Ak Şemseddin’e verilmesini isterken  “bu zafer beni yetiştiren hocamın eseridir” demek istemişti. Keza Yavuz Sultan Selim Mısır seferi dönüşünde hocasının atının ayağından sıçrayan bir çamur parçası hükümdarın kaftanına düştüğünde etrafındaki devlet adamları Yavuz gibi hiddetli bir padişahın nasıl bir tepki göstereceğini merak ediyorlardı. Oysa cihan hükümdarı kaftanın, öldükten sonra sandukasının üzerine konulmasını devlet erkanına vasiyet etmesi de aynı şekilde öğretmene olan sevgi ve saygının ifadesidir. 
Öğretmene duyulan saygı Cumhuriyet döneminde de devam etmiş öyle ki öğretmen gerçek değerini Atatürk Türkiye’sinde bulmuştur. Eğitimde “millilik” ilkesini esas alan Atatürk şöyle diyordu; “Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak muallimlerdir.” “Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti sizin maharetiniz ve fedakarlığınız derecesiyle ölçülecektir. Cumhuriyet fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.” 
Evet öğretmenim. Varlığımız, geleceğimiz , istikbalimiz herşeyimiz senin elinde. Unutma ki bir doktorun hatası bir insanın ölümüne, bir mimarın hatası bir binanın çöküşüne sebep olur. Amma bir öğretmenin yapacağı hatanın cezasını topyekun millet çeker. Bunun telafisi ise çok zordur. 
Sevgili öğretmenim. 
Tezgahında bilgiyi, sevgiyi, erdemliği, milli kültür ve tarihi yoğurarak geleceğin temelini atan, yeni kuşakları yarınlara hazırlayan öğretmenim. Çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkmamızı, istikbale güvenle bakmamızı sağlayan öğretmenim. Bu güzel hedefe erişmedeki şerefin ve haklı gururun sahibi olan öğretmenim. Senin hakkında ne yazsam, ne desem azdır. Sözü daha fazla uzatmadan o güzel andımızı hatırlayalım ve gür sesle bir kez daha söyleyelim. 
“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına,  Atatürk inkılap ve ilkelerine, Anayasada ifadesini bulan Türk milliyetçiliğine sadakatle bağlı kalacağıma, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine bağlı olarak uygulayacağıma, Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini, benimseyip, koruyup bunları geliştirmek için çalışacağıma, insan hakları ve anayasanın temel ilkelerine dayanan milli, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı  görev ve sorumluluklarımı bilerek bunları davranış halinde göstereceğime, bütün görevlerimi Türk Milli Eğitimin amaç ve temel ilkelerine uygun olarak yapacağıma, öğrencilerimi bu doğrultuda yetiştireceğime namusum ve şerefim üzerine ant içerim.” 
Günün kutlu olsun öğretmenim. 

YORUMLAR

  • 1 Yorum