Reklam
Reklam
Son "Kızılca Gün"
Mehmet Yalçın

Mehmet Yalçın

Son "Kızılca Gün"

28 Aralık 2020 - 13:51

Pek çoğumuzun duymadığı bilmediği bir kavram.  
Okul kitaplarında yer almayan bir kavram. 
”Kızılca Gün” 
Nedir “Kızılca Gün” 
Kısaca; Türk töresinde bir devletin yıkıldığı, yeni bir devletin kurulduğunun duyurulmasıdır. Bir başka ifadeyle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş günüdür. Esasında “Kızılca Gün” kavramının kökeni binlerce yıl öncesine ta Oğuz Türklerine dayanır. Türk tarihinde bir beylik veya devlet yıkıldığı zaman o kızılca günde seğmen alayı düzerek yeni bir bey, kurtarıcı seçerler. Türk milleti var olduğu günden beri bu geleneği devam ettirmiş başsız ve devletsiz kalmamıştır. 
Tarih 27 Aralık 1919 dur. 
O gün Mustafa Kemal Paşa Ankara’ya gelecektir. Dikmen sırtlarından Ankara’ya doğru gelişi duyulur duyulmaz 25 bin nüfuslu Ankara’da 3 bin atlı 700 yaya ve 35 bin kişi atasını karşılar.  Seğmen alayının önünde bulunan Ankara Müftüsü ve Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Rifat Börekçi Hoca; 
-“Hoş geldiniz Paşa Hazretleri. Kızılca Günümüzü aydınlattınız, canla başla sizinle beraberiz” der. Rifat Börekçi hoca ile kucaklaştıktan sonra Mustafa Kemal etrafını saran seğmenlere dönerek;  
-“Merhaba efeler. Neden zahmet ettiniz, neden geldiniz?”  
Efeler hep bir ağızdan; 
-“ Uğrunda ölmeye, millet yolunda kanımızı dökmeye geldik paşam” der. 
-“Fikrinizde sabit misiniz?” 
-“And olsun” 
-“Var olun yiğitler” 
İşte o gün yani 27 Aralık 1919 günü Ankaralılar ve seğmenler binlerce yıllık Oğuz Türkleri geleneğine bağlı kalarak milli birlik ruhu içinde seğmen alayı tertip ederek yeni liderlerini seçerler.  Ankara ve Türk ulusu yeni liderini seçerken diğer tarafta neler oluyordu? O tarafa da kısaca göz atalım. 
Türk milletinin idam fermanı olan Sevr Antlaşmasına tam destek veren, İngilizlerle sıkı işbirliği içinde olan, hem Teali İslam cemiyeti ikinci başkanı ve hem de İngiliz Muhipleri Cemiyetinin fahri başkanlığını yapan vatan haini Mustafa Sabri bir ihanet fetvası hazırlar. Devrin şeyhülislamı Dürrizade Abdullah Efendi tarafından imzalanan ve padişah Vahdettin tarafından da onaylanan bu ihanet fetvası İngiliz ve Yunan uçakları tarafından Anadolu’nun her tarafına havadan atılır. Amaç; fetvayı duyurmak, saf halkı Mustafa Kemal’e ve Kuvay-ı Milliye karşı kışkırtmak, isyana teşvik etmektir. 
Mustafa Kemal ve arkadaşlarını öldürmenin “din gereği” olduğu yazılı olan fetvanın içeriği kısaca şöyle; 
“Ey kahraman askerler… Savaş yıllarında sizi cephe cephe sürükleyen ve aç susuz süründüren ve din kardeşlerinizin, hemşerilerinizin beyhude yere ölmelerine sebebiyet veren birkaç kişi arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zalimler de vardı. İşte bu hainlerin, zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız. Elinize aldığınız fetva-i şerif ki Allah’ın emridir.  
Okuduğunuz hattı münif ki halifemizin padişahımızın bir fermanıdır. Sizi Allah’ın emrine, halifenin fermanına uyarak bu canileri, bu katil canavarları daha ziyade yaşatmamakla memur ve mükellefsiniz. Şu alçaklar ve hempaları bu cinayetleri hep sizin sayenizde yapıyor. Bunların vücutlarını tamamen dünyadan kaldırmak beşeriyet için, Müslümanlık için bir farz olmuştur…” 
Halife/Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit döneminde Mustafa Kemal hakkında tam dört defa idam kararı alınmış, fetva yayımlanmıştır. Bununla da yetinilmeyerek Kurtuluş Savaşı’nda  Yunanlılarla yaptığımız savaş esnasında Padişah Vahdettin’in has adamı Ahmet Anzavur verdiği bir demeçte şöyle bir açıklama yapar; 
“Padişah Yunanlılara karşı harp edilmesine razı değildir. Yunanlılar bizim dostumuzdur. Padişahın emir ve rızasına aykırı olarak onlara silah çekmek küfürdür, isyandır.” 
Osmanlı Adalet Bakanı Ali Rüştü Efendi ise şöyle der; “Yunanlıların taarruzu İstanbul hükümetinin programına uygundur. Çünkü Yunan ordusu Mustafa Kemal’e ceza vermek istiyor. Bu hareket zorlukla karşılaşmaz. Mustafa Kemal’in ordusu haydutlardan, yağmacılardan, sabıkalılardan kuruludur.” 
Edirne Müftüsü Hilmi Efendi durur mu? O da içini boşaltıp rahatlamak için Selimiye camisinde Yunan Başbakanı Venizelos’un sağlığı için duada bulunur. Okuduğu duada Venizelos’u “özürlük ve adaletin temsilcisi” olarak anar. 
Ya o günkü gazeteler. Gazete ve yazarlar da Yunan’a olan hayranlıklarını gizlemez. Mesela Refi Cevat Ulunay köşe yazısında, “Görüyoruz ki Yunanistan, Mustafa Kemal kuvvetleri denilen çapulcuları tepeleyecektir” diye yazıyordu. 
Ali Kemal isimli bir başka gazeteci ise şöyle diyordu; “Yunanlar Ankara kapılarına dayandılar. Mustafa Kemal’e barınacak yer kalmayacak. Hesap sorma zamanı geldi.” 
Kısacası Padişahından Sadrazamına, Şeyhülislamından müftüsüne, Bakanından gazetecisine kadar Osmanlı hükümeti Yunan taraftarıydı. Yüce Allah’a şükürler olsun ki herkes layık olduğu akibete kavuştu. 
Mehmet Akif dedi ki; “Allah bu millete ikinci bir İstiklal Marşı yazdırmasın” 
Biz de diyoruz ki; “Allah bu millete ikinci bir “Kızılca Gün” yaşatmasın. 27 Aralık son “Kızılca Gün” olsun. 
Kalın sağlıcakla. 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum