Reklam
Reklam
Toplumsal Özenti Hakkında Siyasi Bir Analiz.
Mehmet Yalçın

Mehmet Yalçın

Toplumsal Özenti Hakkında Siyasi Bir Analiz.

17 Kasım 2020 - 11:40

Ne sosyolog ne psikolog ne de antropolog olmamakla birlikte kişisel görüş ve düşüncem odur ki; kılık kıyafete, modaya olan takıntı gibi insanların çoğu ideolojik bir fikre veya siyasi bir partiye meyil ederken o günün geçerli modasına özenerek karar vermekte.  
Konuyu biraz açacak olursak; bilindiği üzere bilhassa gençler yaşıtları tarafından beğenilmemek, dışlanmamak için veya kendini bulunduğu topluma, çevreye kabullendirebilmek için günün modası neyse ona ayak uydurmak zorundadır. Marka saat takmak, marka gömlek, ayakkabı giymek gerekiyorsa almaya çalışır. Günün modası geniş İspanyol paça pantolon ise onu giyer. Saçlar, favoriler uzun bırakılıyorsa kendisi de uzatır. Sakal bırakanlara bir itibar, saygı gösteriliyorsa hemen sakal bırakır. Giyilen elbisenin, bırakılan saç ve sakalın yakışıp yakışmadığı önemli değil. Önemli olan topluma uymak. 
Bu özenti yani modaya uyuş özentisi ideolojik, fikri alanda da kendini göstermiştir. Mesela 1980 öncesinde solcu, sosyalist olmak ilericilik addediliyordu. Kim ilerici olmak istemez? Veya kim gericiliği kabul eder? Hele bir de ismin başına “devrimci” ünvanı eklendiği vakit değme gitsin. Hem forsun 1500 oluyor hem de entelektüel sınıfa girmiş oluyorsun. Koltukların kabarması da cabası. Bu hevesle gerçek devrimci aydın sosyalistlerin yanısıra aşağılık kompleksine kapılmış olanlar, toplumda varlığını hissettirmek isteyenler, “devrimci” sözüne özenti duyanlar, korumasız ve sahipsiz kalmak istemeyenler ve daha pekçok nedenlerle sosyalizme rağbet arttı. Gün geldi ki devrimciler bir yürüyüş yaptıklarında sokaklar dar geliyordu. 
Olaya siyasi parti açısından baktığımızda da durumun aynı olduğunu görmekteyiz. Rahmetli Bülent Ecevit’in Başbakanlığında MHP ve ANAP’ın ortak olduğu 57. Hükümet yıkıldığında 3 Kasım 2002 de yapılan erken seçimde göze batan, öne çıkan, dikkat çeken tek parti vardı. Henüz yeni kurulmuş ve denenmemiş olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 
57. hükümetin yıkılışı bir nevi deprem havası yaratmıştı. Evi yıkılan DYP, ANAP, MHP ve RP seçmenlerinin çoğu yorganlarını, döşeklerini alarak AKP’ ye misafir oldular. Zira o günkü şartlarda AKP alternatifsiz sığınılacak tek limandı. Ayrıca yukarıda değindiğimiz toplumsal özenti gerçeği halk; “çoğunluk nereye biz de oraya” düşüncesiyle  AKP’ye yöneldi. Kabul etmeliyiz ki dışarda kalmamak, kendini güvende hissetmek için çoğunluğun yanında yer almak insanoğlu’nun fıtratında vardır. Bu avantajlar sonucu AKP 2002 yılında girdiği ilk seçimde iktidar oldu. 
Tabii her ürünün bir miadı olduğu gibi bir zamanların modası sayılan saç ve favori uzatılması, İspanyol paça pantolon giyilmesi terkedildi. İdeolojik gençlik hareketleri de tarihe karıştı. 1980 öncesinin revaçta fikri olan devrimcilikten şimdi eser yok. Ne sol yumruğunu kaldıran var ne de “tek yol devrim” diyerek sokakta slogan atanlar var.  
Aynı akibeti siyasi partilerde de görmekteyiz. Fikir partisi olmayan, günün şartları gereği kurulan kitle partileri önce büyük ümitlerle kurulur, parlak vaatler verir, taraftar bulur, mecliste yer alır, hatta iktidar da olur. İlk etapta büyük başarı sağlayarak uzun süre iktidarda da kalabilir. Ama sonuçta görevini tamamlar ve tarih sahnesinden silinerek unutulur. Bir zamanların DP si, AP si, DYP si, ANAP’ı örnek olarak verebiliriz. 
Bu realite gereği bilinmelidir ki; her gecenin bir sabahı, her yokuşun bir inişi olduğu gibi her devranın da bir sonu vardır… 

YORUMLAR

  • 0 Yorum