Reklam
Reklam
Muhittin Beyaz

Muhittin Beyaz

İlk Günah

06 Mayıs 2021 - 10:31

ABD 11 Eylül 2021’e kadar Afganistan'dan çekilme kararı, bölge halkını acınası bir çaresizlik içinde bıraktı. Sadece bu Afganistan için geçerli  bir gözlem de değil keza Irak için olası bir çekilmenin, keza Suriye için olası bir çekilmenin bölgeyi uçuruma götüreceğini Amerikalılardan çok bölge halkının dillendirdiği bir şey. Akıllara sömürgenin Vietnam’dan çekilişi gibi zafer naralarıyla kutlanılması getirirken bölünmüşlüğün ve öz güvensizliğin yarattığı matem içler açısı bir şekilde sömürgenin gidişine tutuluyor. 

   Tarihin kucakladığı bu anları belki sömürgenin kalışına bir yalvarmaya olarak kaydedilecek. 

   Sömürgenin orta doğuya gelmesinden buyana Müslüman ülkelerine  atılan mühümat tonajının haddi hesabı yok. Bundan payını alan halkın da görülmemiş açı ve çığlık dolu trajedik hikayeleri gelecek kuşağa bırakılmış tek miras. Bölge halklarının payına düşen katliam, Kaos, yıkım ve göç trajedisi, sömürgeyle birlikte bir lanet olarak kaldı.  Ve daha kaç neslin üzerine ‘bir kara basan olarak’ çökeceği kimselerce cevaplanamıyor. İslam'ın  o büyük günahından kalan Kaos, yıkım ve göç yerini cehennemi andıran dini köktenci gurupların alevleri aldı. 11 Eylül 2001 sonrası bölgede resmen varlığını ilan eden dini köktencilik özelde ABD’nin kalıcı olarak bölgede kalmasına yaradı. Batı için açık bir şekilde zulme bir kılıf olan dini köktencilik bölge halkının iki ateş arasında ezilmesine neden oldu.  Afganistan ve Irak'ı da içine alan kavurucu savaş, 20 yıllık bir acı ve esareti halk iliklerine kadar yaşadı.  Arpa boyu bir iyileşme olmadığı halde  ABD’nin geri çekilişi bölge halkı için tedirginlik ve korku ile karşılanıyor. 

   Bu sefil ve acınası çaresizlik mevcut bu düzenin değişimine ve  İslam'ın bölünmesi ile gerçekleşen o ilk günahın bedeli. Pekala O günahtan İslam’ı arındırmaya çalışan Ulus, mezhep, örgüt vs hangisi: ‘Sünni, Şii, Dürizi, İsmaili, Onki İmamcılar, Etnaşiiler, Karmatiler, Zeydiler, Ftimiler, hariciler, Mürciler, Kadiriyyeciler, Miteziller, Vahabiler’ vb. yahut 57 Müslüman ülkesi mi, taşeronluk yapan Fundamentalist örgütler mi? Şimdiye kadar bölge halkının çektiği acılardan bunların payları sömürge kadar büyük. 
    Birazda İslam’ın bu süreci Kürtlerin yakın tarihiyle çok benzer bir dönem yaşamakta. Kürtlerde ulus ve çağın dışında tıpkı İslam’ın başına geçmiş mikro topluluklar gibi Kürtleri hiç olmadığı kadar böldü ve geri bıraktı. Hiçbir siyasi strateji ve askeri yeteneği olmadan Donkişodvari bir kahramanlığa atılarak yersiz ve zamansız isyanlarla geriye bitmez tükenmez acıları bıraktı. Doğal olarak egemen güçlere bir davetiye olan bu keşmekeşlik halka zarar vermekten öte bir vizyona da sahip değildi.
   İslam’ın içindeki fikir karışıklığı da bir mozaik gibi param parça edilmiş ve bu sömürgeye acık davetiye olarak sunulmuştur. Yine de ayni zemin üzerine döşenmiş bir mozaik olması bölge halkının kurtuluşu için geriye kalan tek umut. Daha önce de özelde araplar için bu parçalanmışlık hüküm sürerken İslam’dan ‘on  yıl önce kavurucu çöllerden kervanlarını geçirmekten başka bir şey düşünmeyen’ Arap halkı, İslam ile tanışmalarıyla ‘kuru, kıraç bir toprağı harap eden bir alev gibi Doğu’yu ardından da Batıyı kor gibi kavurdu.’
   Mezheplerden sonra Uluslara parçalanan İslam'ın globalleşme rüzgarını arkasına alarak tekrardan kendini toplaması yapılacaklar içinde  bir ihtimal. Halihazırda tevhit ve ümmet düşüncesini diri tutan Kabe küreselleşme ile İslam'ı ve ortak yaşamı pekala diriltebilir.
   Batı sömürüsüne karşı bölünmüş devletleri birleştirecek ve öz güveni tazeleyecek olan İslam’ın ilk yılları gibi ortak bir ruhtur. Kabe örneğinde bu ruhun diriltilmesi mümkün ve umut dolu. Yine batı sömürgesine en ciddi karşı duran ve cevap verecek olan öyle ki  İslam medeniyetidir.  Selahaddin Eyübbi'nin İslam tarihindeki  yeri tamda bu noktada başlamakta, İslam'ın askeri ve politik ihtiyacını yerinde ve zamanında karşılayarak yoğunlaştığı ortak ruh ile tarihi Haçlı ordularını geriletmiş ve birlikte yaşamın ve İslam’ın tekrar dirilmesine şahit oldu.
   Öte yandan İslam bir aile olarak kabul edilirse Kabilden, Muaviye’ye kalan hasımlığın en büyük zararı her aile gibi İslam’ı da en derinden etkileyen bir durum.  Bu doğrultuda Ulus olarak İslam’ı yelekleyip ayrı kümelere bölmek, İslam'ın ruhuna yapışmış parazitlerin başta mezhep, ulus ve cemaatlerin kendi çıkarlarına göre  yorumladıkları birlikte yaşam ve ürettikleri siyaset, kaos ve acıdan başka bir kazanım getirmez. İslam’ın karanlık günleri gibi Hristiyanların da uzun süren karanlık gecesinden sonra çağın  buyruğunu kabul ederek yeni bir aile Çatısı kurabildiler. İslam toplumları içinde gelecekte geçerli olacak bu uyanış ve uyarlanma gecikmiş bir doğum olarak sancısı çekilmekte.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum