Reklam
Reklam
İnsanlıktan Önce İntihar Eden Düşler
Muhittin Beyaz

Muhittin Beyaz

İnsanlıktan Önce İntihar Eden Düşler

04 Ağustos 2021 - 13:42

Sonsuz bir hicrete çıkıp köhnemiş uygarlığı arkada bırakıp uzaklaşarak, elimizden alınan tüm insani duyguları ve kutsal merhametin olanca güzelliğini belki de özgürlüğün bekareti bile en derin duygularla kavrana bilir. Bizi intihar silsilesinde örseleyen bu sonraki yaşam bir lanetle yoğrulmuş, uygarlıktan adım adım uzaklaşarak, çiçeklerin ve yıldızların ülkesine götüren yol bireyi intihardan kurtaran en doğru tedavidir. 

 

  Uygarlık tüm çirkinliğiyle üzerimize kusarken, yaşamın güdüsü altında  çağların en ezilen insanları olarak en köle yaşamı yaşamaktayız. Uygarlığın insana bakış açısı bir hayvanat bahçesinin işletmesi gibi korumak, yemek, içmek, çalışmak ve uymakla eş görürken. İnsanlığı bu günlere getiren umut ve heyecan bir çiçeğin güneşten ve sudan mahrumiyeti kadar solgun. Bunu tamamen kaybedenler yaşamla bağlarını kesen intiharlardır. Uygarlıkta bir veba olarak dolaşan intiharın ilacı kuşkusuz umut ve heyecandır. Fakat uygarlık düzenin umuda ve heyecana uzun zincirlerle eşlik etmesi uygarlığı intiharların döl yatağına cevirdi. Hiçbir şekilde heyecan ve mutluluk uzun bir solukla iç geçirmiyor. Uygarlığın sac ayakları olan yasa ve düzen despotluğu altında ezilen insanlık tüm düşlerinden vaz geçerek kurtuluşu intiharda buluyor.  

 

   Peki insanlık ilk ayak izlerini takip ederek ilk önce bir nehir kıyısında çırılçıplak yıkanmanın heyecanını yaşayabilir. Berrak bir su birikintisinde yüzü koyun uzanıp dudaklarını suya uzatırken ilk defa yansımasını gören o engin şaşkınlığın derin hissini yaşaya bilir. Belki yağmur öncesi uçuşan polenlerle ilk dansını edebilir. Uçsuz ovaları kokusuyla büyüleyen çiçekler içinde uzanarak yorgunluğunu dindirebilir. Zifiri karanlıkta bir yıldız gibi parlayan ateşin huzuru ve güzelliği ilk gün ki gibi hissedile bilir. İlk avı yakalamanın, ilk yalnız kalışın, ilk aşkın, ilk acının, ilk ayrılık ve kavuşmanın, ilk sözlerin ve ilk kutsallığın ruhları şüphesiz ki uygarlığın dışında doğanın kalbinde yaşamaktalar.

 

   Doğayla yalnız kaldığımızda  usluca teninin üzerinde süzülen rüzgarı hissediyorsun. Yanı başında dalgalanan çimlerin seslerini, her bir köşeden, daldan, kuytudan yükselen büyüleyici uyum içindeki notaları, Mozart’ın duyduğu gibi gerekten doğa durmadan eşsiz bir müzik çalıyor. Ve buna eşlik ederek dans edemiyoruz. Coşkulu bir baloda yalnız ve güzel bir bayanı dansa kaldırmamak kadar aptalca bir şey. Öyle ki bir birini tamamlayan esrarengiz bu uyum içinde  uygar insan yanlış bir fırça darbesinden başka bir yere sahip değil, doğanın muazzam güzelliğine karşı yanlış bir nota ve yanlış bir renk asıl olan.

 

   Modern uygarlık doğa yaşamının üzerine bir karabasan gibi çökmüş durumda. Bir tufan gibi insanlığın her nesi varsa silip süpürdü.  Hiçbir şekilde nefes aldırmayan bu düzenin nihayetinde insanlıktan önce düşleri intihar etmektedir. Ve bu yığınlar arasında düşlerinin ellerini bırakmayanlar onursuzca bir yaşama kurban edilmektedir. Keza düşlerden sonra gelen kesin kes intiharı ne yazık ki engelleyen hiç bir umut ve heyecan bulunmamakta.

 

  Beş bin yıldır  uygarlığın laneti üzerimize akarken sadece göz yaşlarımız masum kalabildi. Bilhassa acı ve ölüm bir lanet olarak zihnimize işlendi. Uygarlık bu kaderi en kutsal mabet olarak yaşatmakta.  Ve her yerimize bulaşan uygarlığın bu laneti içinde sadece gözyaşlarımız masum kala bildi.

 


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum