Reklam
Reklam
Toplumsal Kıskaç
Muhittin Beyaz

Muhittin Beyaz

Toplumsal Kıskaç

29 Mart 2021 - 17:10

Birey topluma karşı hiç olmadığı kadar öz güvenini kaybetmiş, ‘1789 ihtilali’nden buyana ‘gurup, kitle’, millet ve ‘ırklar’ mücadelesinde gerçekte hiç olmadığı kadar önemsizleşti ve efendilerce örselendi. Ulusların çağı olan bu çağ bireye hiçbir şekilde yaşam yeri vermiyor. Efendi, toplumu kendi çıkarına ve hizmetine göre yaratırken bireyi olmadığı kadar dışlamaktadır. YuvalNoah Hararı; insanların itaatkar bir sürü yaratma sürecini böyle değerlendiriyor ‘insanlar  koyunları kendi ihtiyaçlarına uygun olacak şekilde daha dikkatli seçmeye başlamış olmalılar. Negatif koçlar, yani insan kontrolörüne en çok direnç gösterenler ilk önce kesilirdi; çok ince ve huysuz dişiler de. Çobanlar genellikle sürüden uzaklaşan meraklı koyunları pek sevmezler. Her nesille birlikte koyunlar daha şişman, daha itaatkar ve daha az meraklı hale geldiler.’  Toplumsal yaşamın efendilerce müdahale edilmesi sonucunda da giderek her nesil daha  itaatkar kişilerden oluşmaya başladı.

Toplumsal sisteminin yücelttiği  şeyler gerçekte efendilerin çıkarı doğrultusunda kutsananlardır. Başlangıçta zayıflığın korkuya karşı yarattığı toplum, bugün insanlığı aynı gerekçelerle birleştirmesede efendilerin çıkarları doğrultusunda aynı yöntem izlenilmekte. Böylece ‘Nazi’ disipliniyle donatılmış bir toplumun aslında tüm efendiler tarafından istenilen asıl toplum olduğu gün gibi açık. Birey buna karşı ‘Büyük Birader’in’ posterine bakıp ‘gülümsemesi’ görmese de uğruna dövüşülen tüm toplum efendilerinin aynı masada ‘birbirlerine benzediğini’ hüsranla öğreniliyor.

Birey, toplum içerisinde ahlaki ve fiziksel özgürlük mücadelesi, karanlık tarihten beri var olan bir mücadeledir. Nihayetinde bu mücadele Kafkas dağlarına çarmıhlandı. Prometheus’tan çok sonra aynı topluma karşı aynı talepte bulunan İsa aynı kaderi paylaştı. Öyle ki Özgürlük gibi buna karşı olanlarda dünyanın her yerinde ve her toplumda aynı yönteme baş vurmaktadır.

Çanların ulus için çaldığı bu zamanda, ulus düzeni insanları bir mağaraya sıkıştırması yetmiyormuş gibi partizanlık daha da ötesine geçerek  insanlığı mağaranın gözeneklerine sıkıştırmış bir durumda. Daha önce de partilerin ideallerince mağaraya yansıyan dünyası, gecikmeyen bir Nazi felaketini yaratmıştı. Şimdi aynı yön tem ile  ulus içinde mağara yansımalarının sahibi, yine ahlaki özgürlüğe karşı duran medyadır. İnsanlar medyanın yansıttığı parti idealleri tarafından kandırılmakta ve  gerçeklik, nasıl ve kimden gelirse gelsin kesin bir şekilde ret edilmektedir.

Türkiye’de partizanlık dozunun artığı bu dönemde her partinin yansımalarını hakikat olarak kabul eden taraftarlar ülke nüfusunun ezici çoğunluğuna sahip. Doğal olarak bu durum göstermelik bir yaşamın canlı bir örneğidir. Buna karşı bireysel özgürlüğü ve tarafsızlık ahlakı gözeterek partizanlığa karşı cesaretle yayın yapan bir medya bulmak oldukça zor ve imkansız. Nitekim başka bir açıdan umut veren iletişim araçları şimdilik Twitter ve benzeri küresel ağlardır. ABD, Donald Trump örneğinde mağaralara ‘zincirlenmiş’ insanları bu küresel ağlar sayesinde gün ışığına kavuşturuyor. Şimdilik mağaradan çıkaran ve umut veren tek şey bu. Gelecekte bu küresel ağlarında  efendilerle aynı masada oturması tarihin bilinen bir tekerrürü.

Kilise egemen Roma’ya karşı üç yüzyıl amasız bir çilenin sonunda taraftarları için karanlık bir çağ başlattı. Ve bu sadece Kilisenin başa geçmesi ile gerçekleşen bir kader değil. Çar’ı indiren Sovyet Sosyalist Cumhuriyet içinde geçerli, İngiltere'ye karşı özgürlükleri için savaşan Amerikalılar içinde. Ve bugün Sosyalizmin, Nasyonal Sosyalizmden hiçbir farkı olmadığını gösteren, Çin’in Uygur kampları içinde geçerli bir şeydir. Öncesinde  Hammurabi’nin ölümcül toplumundan daha medeni topluma kaçan Yahudiler içinde geçerli bir şeydi. Bu zülümün temelinde efendilere uyarlanmış toplumun olduğu su götürmez bir gerçek. Toplum özgür ve onurlu birey için bir ölüm kapı görevini gördüğü apaçıktır. Huysuz koyunlar gibi ya  yok oluş ya da koşulsuz itaat dayatılmaktadır.

 Sonuç olarak başlangıçtan beri toplumun yegane görevi efendilerin hizmetine en uygun sistem olgu için yaşatılmaktadır. Öyle ki bu sistemin efendilere teslimiyetini en açık bir şekilde gösteren örnek şüphesiz ki Nemrutvari kişiliklerin, Tanrının yerine bile geçmeye çalışmasıdır. ZygmuntBauman’ın işaret ettiği gibi ‘insanlar kaderlerinin efendileri olarak Tanrının yerini almışlardır. Tanımlanmamış olarak bırakılan şey, efendiler olarak Tanrı’nın yerini alan insanlar ile kaderlerine hükmedilen insanların aynı insanlar olup olmadığıdır.’

YORUMLAR

  • 0 Yorum