Reklam
Nihat Güç

Nihat Güç

Ahlak - 2

13 Şubat 2020 - 14:51

Şurası kesindir ki; son din İslam’dır ve herkese gönderilmiştir. Bunu böyle bilmek ve böyle kabul etmek gerekir. Madem bu din herkese gönderilmiştir, o halde ortaya koyduğu ahlak kuralları da herkesi kapsaması ve insanlar üstü bir konumda bulunması kaçınılmazdır.
Bir ayeti kerimede Rabbimiz: “(Ey Habibim) hiç şüphesiz sen pek büyük bir ahlak üzeresin.” (Kalem/4) buyurmaktadır. Bu ayetten yola çıkarak en büyük ahlak öğreticisinin Hz. Muhammed olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır. Peygamber; ahlaki kuralları sadece öğretmekle kalmamış, bizzat yaşayarak öğretmiştir bizlere. Burada herkese sorulması gereken en can alıcı sorunun şu olduğuna inanıyorum. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bizzat yaşayarak sergilediği ve çevresindeki insanlara öğrettiği “Ahlaki kurallar.” Kur’an-ı Kerim’in dışındaki bir ahlaki davranışı mı ifade ediyordu? 
Bu soruya vicdan sahibi hemen herkesin vereceği bir cevap vardır ve o da ortaktır. “Hayır.” 
O halde ahlaki her davranışı dinin kendisi olarak algılamamız ve bu minvalde düşünmemiz gerekmektedir. Buna göre dini yaşayanların en büyük ahlaka sahip olduğunu yazının tam da bu noktasında bilmem söylemeye gerek var mıdır?
Bir hadisi şerifte: Hz. Aişe validemize Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ahlakını soranlara; “Siz Kur’an-ı Kerim’i okumuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’an’dı” (Müslim, Salat’ül Musafirin, 139) buyurmaktadır.
Başka bir hadisi şerifte de: Peygamber Efendimiz: "Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim" (İbn Hanbel, II, 381) diye buyurmaktadır. Bu hadislerden anlaşıldığına göre yer yüzünde insanlar arasında icra edilen iki çeşit ahlak vardır. Birincisi Hz. Muhammed (s.a.v.)’in tamamlamak istediği “Güzel ahlak”, ikincisi de Hz. Muhammed (s.a.v.)’in tamamlamak istediği “Güzel ahlak”ın dışındaki diğer tüm ahlak çeşitleridir.
Şimdi kendimize yine ve yeniden sormamız gereken bir soru zuhur etti. O da şu: “Ben hangi ahlak kurallarına göre hayatımı düzenliyorum? Yaptıklarım hangi ahlaki kuralları çağrıştırıyor? Hz. Muhammed (s.a.v.)’in getirdiği “Güzel ahlaka” göre mi düzenliyorum hayatımı? Yoksa kendi kendime veya toplumun bazı kesimlerine göre oluşturulan bir davranışı mı üzerimde taşıyorum?
İslam’ın nihai bir hedefi vardır. O da kişiden başlayarak toplumun tamamına yayılmasını istediği “Güzel bir ahlak” inşa etmektir. İşte asıl sorun da burada başlamaktadır. Kendisini ahlaklı sanan kişilerin İslam’ın dünyaya yayılmasını istediği “Güzel ahlaka” ahlak olarak bakıp bakmadıklarını iyi irdelemeleri elzemdir. 
Dünyanın kuruluşundan bu yana bir çok insanın “İlahi kuralların” dışında kendi anlayışlarına göre bir ahlak anlayışı kurguladıkları anlaşılmaktadır. Bu tip insanlar diğer insanların davranışlarını kendi anlayışına göre değerlendiren bir yaklaşım peydahlanmıştır. Bu durum bundan sonra da devam edecektir. Biraz daha ileri giderek kendilerinin kurguladıkları kurallara uymayanları da ahlaksızlıkla itham etmişlerdir. Bunun en önemli örneği Hz. Lut’un kavminin takındığı ahlaki durumdur. Kötü işlerden vazgeçmelerini isteyen Lut (a.s.)’a: “Onun kavminin cevabı: Lut ailesini şehrinizden çıkarın. “Temiz kalmak isteyen insanlarmış” demekten başka olmadı.” Neml/56) ayetinden de anlaşılan yukarıda anlattığımız bu durumun dışında başka bir şey değildir.
Bu ayet ve hadislerden sonra kendimize yeniden sormak gerekir? “Güzel ahlak nedir? Ne değildir? Sınırları nerede başlar nerede son bulur? Bu ahlak ilkelerini kim neye göre belirler?”
Günümüz insanları için asıl temel çıkmaz sanırım budur. Tüm tartışmalar da bu noktadan başlamaktadır. Herkesin kendi çıkarına göre, yöresine bakarak, kültüründen esinlenerek, eğitiminden yararlanarak tarif ettiği ve peşinde gitmeye çalıştığı bazı ahlaki kurallar zuhur etmiştir. Peki bunlar ne kadar doğrudur veya ne kadar yanlıştır? Peki icra edilmekte olan ahlaki bir davranışın doğruluğunu ve yanlışlığını neye göre belirleyeceğiz?
Türkiye şartlarında ahlaki olduğuna inandığımız ve değerlendirdiğimiz bir davranışın başka bir ülkede gayri ahlaki olarak değerlendirilmesi gayet normal olarak görülebilir. Başka bir ülkede de ahlaki olarak kabul edilen bir davranışın bizim ülkede gayri ahlaki olarak değerlendirilmesi de gayet normaldir. Buradan bakıldığı zaman ahlak kuralları göreceli ve kişiye göre değişen bir durumdur. O halde ahlak: Kültürler üstü bir konumda bulunmalı ve geleceği küresel olarak inşa etmelidir..
Bu vesileyle Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gönderildiği “Cahiliye dönemine” geri dönmek istiyorum. Bu dönemde yaşayan cahil insanların da kendilerine göre birçok ahlaki değerleri vardı. Ve bu ahlaki değerlere sımsıkı bağlıydılar. Hatta Hz. Muhammed (s.a.v.) ile savaşmaları da ahlaki değerlerinin yozlaşmaması için yapıyorlardı. Bu durum bize göre ters olsa da onların ahlak anlayışı buydu. Açılan savaşların en büyük sebebi ahlaki değerlerinin yozlaşmasını istemiyor olmalarıydı. 
Cahiliye döneminde yaşayan insanların kendilerine göre bir çok ahlaki değerleri olduğuna göre Hz. Muhammed (s.a.v.)'in "Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim." (İbn Hanbel, II, 381) demesi bizim için neyi ifade ediyor? Ya da yukarıda zikrettiğimiz ayeti Kerime’de: “(Ey Habibim) hiç şüphesiz sen pek büyük bir ahlak üzeresin.” (Kalem/4) sözü neyi kast etmektedir.
Ya da bundan sonra ahlakı neye göre tarif edeceğiz? Hangi ahlaki değerlere göre yaşantımızı düzenleyeceğiz? Ahlak ile ilgili yaptığımız veya yapacağımız tariflerimizi hangi ana kriterler üzerinde bina edip şekillendireceğiz?
Yoksa hala “Ahlak; dinin kendisidir” ilkesini kabul etmiyor muyuz?

YORUMLAR

  • 0 Yorum