Reklam
Reklam
Aynanın Karşısındayım
Nihat Güç

Nihat Güç

Aynanın Karşısındayım

07 Şubat 2021 - 15:32

       Her insan gibi benim de uğraşlarım, meşguliyetlerim ve çabalarım var. Kimi insana göre doğru yapıyorum, kimi insana göre de yanlış. Ancak inancım, dürüst bir iş yaptığımdan yana. 
Eskiden beri farklı davranmak ve farklı olmak gibi bir istek vardı içimde. Bu arzu, maharetli ellerde hamurun aldığı şekil gibi şekillenmişti yüreğimde. Ruhumun derinliklerinde bulunan bu farklılık sanki taşın üzerine çizilmiş bir hat, bir şekil, bir resim, bir yazı gibiydi. Bu özelliği ayıramıyorum benliğimden.
Sıradanlaşmaktan, amiyane olmaktan hoşlanmayan ben, milletin vaveylasına aldırmadan dört elle bu özelliğime sarılıyorum. Allah'ın izni ve inayetiyle başaracağım bunu. Çünkü kararlıyım ve irade sahibiyim. Azmin elinden bir şeyin kurtulacağına da inanmıyorum.
Olması gerekeni icra ettiğim söylenebilir aslında. Bütün bildiklerim de bu yönde. Çünkü kendimle uğraşmak, şahsım için çalışmak, zatıma anlatmak, her şeyi ama her şeyi sadece varlığım için yapmak istiyorum. Nasıl ki aldığım nefesi, uyuduğum uykuyu, yediğim yiyeceği ve içtiğim her içeceği kendim için yerine getiriyorsam diğer tüm görevleri de özüm için ifa etmek istiyorum. Bu konuda yapabileceğim en küçük bir ayırımı ve kayırımı kendime yapılmış ve affedilmeyecek büyük bir ihanet olarak telakki ediyorum.
Ve en önemlisi yazdığım her cümleyi, dile getirdiğim her kelimeyi sadece zatım için dizmek, kendim için telaffuz etmek en büyük arzum. Değil mi ki dünya serüveninin hesabını ben tek başıma vereceğim kapkaranlık mezarlıkta. Zorlu badirelerden yalnız geçeceğim. Ve ceremesine de ben tek başıma katlanacağım.
Herkesten daha çok ihtiyacım var buna. Kimseyle uğraşmaya ne zamanım var ne de takatim... Başkasının yanlışlarıyla uğraşacak kadar zamanım olmadığı gibi zengin ve cömert de değilim bu konuda. Zaten ömrüm çok kısa. Yapmam gerekenler çok, yolum uzun ve hazırlıklarım yetersiz. Bir de kalkıp başkasının hata ve kusurlarıyla uğraşmak ve günahlarını dillendirerek iflasa yönelmek hafsalamın alabileceği bir iş değil.
Güç ve takat getiremiyorum birçok şeye. Başka insanların yanlışlarını dillendirerek ve dizginleyerek ortadan kaldırma gibi bir imkana da sahip değilim. Ellerim de mahir değil bu konuda. 
Ancak kendimi frenleyebiliyor, benliğime söz geçirebiliyorum. Yaptığım nasihatlerin fayda vermesi adına aynanın önünden kalkmamaya da gayret gösteriyorum gün boyu. Gözlerimi aynadan yansıyan gözlerime odaklıyorum. Zamanın büyük bir kısmını böylesi bir muhasebeyle geçiriyorum. Laf aramızda, bundan muzdarip olduğumu anlamayın hemen! Hatta bundan haz aldığımı da itiraf edebilirim. 
Bu konuda birçok kişiyle anlaşamadığımı, sizleri kandırmamak adına, bir kez daha dile getirmek istiyorum. "Ben mi kimseyle anlaşamıyorum yoksa kimseler mi benimle anlaşmak istemiyor." konusu bir başka tartışma konusu. Her zaman olduğu gibi yine kendimi haklı buluyorum bu konuda.
Aynanın karşısında uzun süre oturmak hem de pür dikkat icra edilen yanlışlara odaklanmak hayatın en zor kısmı olsa gerek. İnsanın aynadan hep kendisini görmeye çalışması ne kadar zor ve meşakkatli olduğunu biliyor musunuz? İlk zamanlar ben de çok zorlanmıştım bunu yaparken. Her şey alışıncaya kadarmış meğer. Ben de alışınca çok rahat ettim. Tavsiye ederim, denemekte fayda var.
Nefsi emmarenin istediklerini yerine getirmemek de kolay değilmiş meğer. Direnç ister, yürek ister, bilgi ister, emek ister, en önemlisi güçlü ve kuvvetli bir irade, bir kararlılık ister. Denemeye kalkışınca anlıyor insan. 
Günahlarımla ve kusurlarımla karşılaşmak, onlarla yüzleşmek, sütten çıkmış ak kaşık olmadığımın farkına varmak, söylediğim her sözün doğru olmadığını duymak istiyorum. Bunun için de renkleri farklı göstermeyen bir aynaya ihtiyacım var. Silik, çizik, cansız ve ruhsuz olmayan bir ayna. Farklı göstermeyen, mevsimsel, bölgesel ve ırksal özelliklerden arındırılmış hatta siyasi çekişmeler arasında yıpranmamış bir ayna.
Bunu sürdürmek için kendileriyle anlaştığım bir çok kişi: "Bu işi sürdürmek çok zordur." diyerek vazgeçtiler aynanın karşısında oturmaktan. Kimisi ayağının ağrımasını bahane etti, kimisi dünya metaının getirisinin daha çekici ve sevecen olduğunu dile getirdi kimisi de açık açık şeytana kul, köle oldu.
Şahsen zor ve güç olana talibim. Meşakkatli olanı seçtiğimin de bilincindeyim. Basit, sıradan, amiyane işlere sırt dönmenin maharet istediğini biliyorum. 
Bu vesileyle ulvi ile süfliyi tefrik etmek gerek.
Eğer beni rahat bırakırlarsa böyle daha huzurluyum. Azmimi, metanetimi ve kararlılığımı kaybetmemek adına her gün dişlerimi biraz daha sıkıyorum. İlk zamanlar çenem ağrıyordu. Ancak zamanla intibak sağladım bu duruma. Hiçbir rahatsızlık duymuyorum artık.
Evet! İnsanın kendisi ile uğraşması, didişmesi ve cebelleşmesi kadar zor bir iş yok. Çünkü insan her an kendisiyle beraber. Ayrılamıyor kendisinden. En samimi yol arkadaşı. Gece, gündüz, yaz, kış, topluluk içinde veya dağın zirvesinde bile kişi ayrılmıyor kendisinden. 
Maalesef insanlarımız başkalarıyla uğraşma gibi bir alışkanlıkları var. Bunu yaparken kolaycılığa kaçıyorlar gibi. Kurtulmuş ve cennetin biletlerini ellerine almış gibi bir kenarda tutuyorlar nefislerini, benliklerini. Halbuki ilgilenmedikleri şahsiyetleriyle baş başa kaldıkları vakit ceremesini en deruni duygularla hissedecekler.
Hani Yüce Allah: "Kitap'ı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emredersiniz? Düşünmez misiniz?" (Bakara/44) diye buyuruyordu ilahi fermanında. Ya bu ayeti hiç duymamışız ya da hesabımıza gelmiyor. Ebû Hureyre'den nakledildiğine göre, bir gün Resûlullah (sav), “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashabı, “Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimsedir.” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla gelir. Aynı zamanda şuna sövmüş, buna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüş bir hâlde gelir. Bunun üzerine iyiliklerinin sevabı şuna buna verilir. Üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yüklenir. Sonra da cehenneme atılır.” buyurdu. (Müslim, Birr, 59)
Başkasıyla uğraşmak, ötekisine bir şeyler anlatmak, diğeri için yazmak, öbürüne ait yanlışları dile getirmek en kolay iş. Ama gelin el aleme söylediklerinizi bir de aynanın karşısında hem de bağdaş kurarak, içten ve samimice, kendi gözlerinizin içine bakarak bir de kendinize söyleyin. Bunu yapabilmek güç ister, yürek ister, mertlik ister, yiğitlik ister, cesaret ister. 
Bakın o zaman ne kıyametler kopacak zihninizde, ne fırtınalar esecek içinizde. Kıvrım kıvrım kıvrılacak ruhunuz. Belki de o zaman baypas ameliyatına ihtiyaç duyacaksınız.
O zaman fokurdayan kazanların farkına varacak, yoğunlaşan bulutların yağdırdıkları yağmur gibi göz yaşlarınıza hakim olamayacaksınız. 
Dikkat edin! Gözyaşlarınızdan oluşacak selde boğulabilirsiniz.
Ha! Aynaya ne dersiniz!
Bence denemekte fayda var!

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Mehmet Ali Güç
    2 ay önce
    Diline kalemine sağlık olsun kardeşim nice hayırlı başarılar dilerim. Allah yar ve yardımcınız olsun inşallah. Kaleminiz usta olunca zevkle okuyorum
  • Nihat GÜÇ
    1 ay önce
    Allah razı olsun çok Teşekkür ederim hocam