Reklam
Reklam
Bahane Bulma Yarışması -I-
Nihat Güç

Nihat Güç

Bahane Bulma Yarışması -I-

20 Aralık 2020 - 11:50

Yıllardır görüşmediği öğrencisiyle karşılaşan Musa Hoca çok sevinmişti. Yapılan tokadan sonra hal hatırını sordu öğrencisinin. Yusuf'u daha lisedeyken dinine bağlı, Kur'an-ı Kerimi okurken bülbül gibi şakırdayan ve ibadetlerine düşkünlüğünden dolayı çok seviyordu.
"Zamanın var mı biraz konuşalım mı? Görüşmeyeli uzun bir süre oldu. Ne var ne yok? Neredesin? Ne yapıyorsun?" diye sordu Musa Hoca. Eski öğrencisi Yusuf'un elinden tutmuş rahat konuşabilmek için çay ocağına doğru yol almaya başlamışlardı. 
"Hocam!" diye başladı Yusuf. "Liseyi bitirdiğim sene istediğim Üniversiteyi kazandım. Gittim bir yıl hazırlık, toplam beş yıl okudum. Okul biter bitmez aynı fakültede yüksek lisansa da başladım. Yüksek lisans devam ederken başka bir fakültede araştırma görevlisi olma hakkını da kazandım. Bu hafta gidip göreve başlayacağım. Bu arada evlendim. Eşim de aynı üniversite de araştırma görevlisi."
"Çok güzel. Hayırlı uğurlu olsun. Allah yar ve yardımcın olsun. Rabbim güç kuvvet versin." dedi Musa Hoca.
Bu arada çay ocağında konuşmalarıyla kimseyi rahatsız etmeyecekleri bir köşeye geçmiş karşılıklı oturmuşlardı. Öğleden önce kimseler pek olmazdı burada. Renk cümbüşü ve dizayn edilme şekliyle dikkat çeken nadide bir mekandı. Yöresel motiflerin daha fazla yer kapladığı resimlerle donatılmıştı. Sadece çay içmek üzere uğrayan insanlardan ziyade muhabbet etmek isteyen insanların zevkine göre tasarlanan bu mekan masa ve sandalyeler de bu minvalde konumlandırılmıştı. Çay arasında muhabbet yapılacak bir mekandan ziyade muhabbet arasında çay içilebilecek bir konsepte sahipti. 
Yıllardır görüşemediği öğrencisiyle karşılıklı oturan Musa Hoca muhabbet arasında çay içeceklerdi. Çay ocağında yerlerini aldıktan sonra Yusuf'a eski arkadaşlarından, hatırladığı kişilerin durumundan haberdar olup olmadıklarını öğrenmek adına: "Sizinle beraber mezun olan arkadaşlarından görüştüğün kimse var mı?" sorusuna Yusuf:
"İnan ki kimseyle görüşmüyorum. Hatta görüşmek de istemiyorum o dönemin arkadaşlarıyla." deyince Musa Hoca neye uğradığını şaşırdı. Bunun nedenini anlamak için:
"Niye ki?" diye sordu. 
"Hocam! Hiç değişmiyorlar değişmeye de kapalıdırlar. Eski tas eski hamam devam ediyorlar hayatlarına. Kendilerini geliştirme gibi bir dertleri yok. Okuma gibi bir düşünceye de sahip değiller. Böylesi insanlarla görüşüp ne yapacağım ki." dedi.
"Ne olursa olsun eski arkadaşlarındır. Kendileriyle irtibatı kesmemen lazım. Dünya meşgalesi onları da kasıp kavurmuş olabilir. Bu durumu küçümsememek ve garipsememek gerek." dedi Musa Hoca. 
"Bir noktada haklısınız ancak okumayan bir insanla işim olmaz benim." diyen Yusuf okuduğu kitaplardan dem vurmaya başladı. Sıraladıkça sıralayası geliyordu kitapların isimlerini ve türlerini. Sessizlik içerisinde dinledi öğrencisini. İçinde bulunduğu ortamı anlamaya çalıştı. Bu vesileyle konudan konuya atladılar. Dünyevi iş ve işlemleri konuştuktan sonra: 
"Evladım Müslümanlar olarak namaz kılmamız gerekir." dediği anda Yusuf Hocasının sözünü keserek:
"Hocam! Ben sizin gibi düşünmüyorum. Ahlak her şeyin başıdır. Evvela ahlaklı olmak lazım." diye atıldı. Sergilediği tavırlarıyla sanki bu konuya girmek istemeyen, bu minvalde çalışmış ve hazırlığını tam yapmış bir durum arz ediyordu.
Musa Hoca: "Ahlak bizler için çok önemlidir. Olmazsa olmazlarımızdan birisidir. Bu konuda size katılıyorum. Fakat konuşmak istediğim bir başka konu var. O da namaz. Bu gün seninle bu konuyu konuşmak, bu konuyu tartışmak istiyorum. Ne dersin?" der demez Yusuf: 
"Hocam! Bence kul hakkı yemek en büyük günah. Çevremize baktığımız vakit bu konuda toplum olarak gırtlağımıza kadar çirkefe battığımızı düşünüyorum. Bu konudan daha büyük günah da bilmiyorum. Bu konuya dikkat etmemiz gerekir. Hatta çevremizdeki insanlara da bu konuda duyarlı olmaları konusunda çağırı yapmamız da kaçınılmaz. Hatırlıyor musunuz bilmem. Lise yıllarında söylediğiniz bir sözünüz vardı. Hiç unutmam." 
"Neymiş unutmadığınız o söz. Söyle bakalım." diye sordu Musa Hoca. 
"Yüce Allah her şeyi affeder ancak kul hakkını affetmez, diyordunuz." 
"Evet! Doğru ve yerinde bir söz. Sadece o zamana has kullandığım bir cümle değil bu. Hala kullanıyorum yeri ve zamanı geldiğinde. Evet! Bir Müslüman'ın dikkat etmesi gereken konulardan biri de kul hakkıdır. Ancak şimdi kul hakkından konuşan olmadı. Yusuf kardeşim! Seninle bugün enine boyuna namaz konusunu konuşmak istiyorum. Ha! Ne dersin? Eğer sözümü kesmeyecek ve beni dinleyecek olursan namaz konusunu ..." der demez Yusuf, Hocasının sözünü keserek:
"Hocam! Müslümanların sahip olması gereken ihlas konusunu es geçmeyelim. İhlas öncelikli konularımızdan biri olmalı. Ben nice insanlar biliyorum ihlasın ne olduğunu bile bilmiyorlar. İki kelimelik bir tarifini dahi yapamazlar. Hatta ihlas kelimesini duymayanlar bile var bu dünyada. Eğer bir Müslüman'da ihlas yoksa ibadetlerden bahsetmeye gerek olmadığını da rahatlıkla söyleyebilirim."  
  Musa Hoca, konuşmasını olur olmaz kesen Yusuf'a kızmaya başlamıştı bile. Ancak bunu hemen deklare etmek istemiyordu. Ne de olsa karşısında oturan araştırma görevlisi, yüksek lisans yapan eski bir öğrencisi. Birbirlerinin üzerinde hak ve hukukları vardı. Sükunetini muhafaza ederek: 
"Ben namaz dedikçe sen başka bir telden çalıyorsun. Bir türlü namaz konusunda mutabık kalmadığımızı itiraf etmeliyim. Bunun sebeb-i hikmetini merak ediyorum." diyerek sitemini dile getirdi. Yusuf:

YORUMLAR

  • 2 Yorum