Reklam
Reklam
Bahane Bulma Yarışması -V-
Nihat Güç

Nihat Güç

Bahane Bulma Yarışması -V-

10 Ocak 2021 - 12:47

Musa Hoca: "Kim ne derse desin İslam'ın ilk emri sadece "Oku" değildir. Halbuki ilk ayette açık ve net bir şekilde "Yaratan Rabbinin adıyla oku." buyurmaktadır. Şayet sizin dediğiniz gibi İslam'ın ilk emri sadece "Oku" olmuş olsaydı, sizin gibi tüm insanlar neyi okurlarsa okusunlar bu durum kendileri için bir ibadet olmuş olurdu. İncili okumakla, Tevrat'ı okumakla, domuz etinin daha leziz olması için yazılmış tüm yemek tariflerini okumakla, aşk meşk kitaplarını okumakla da ibadet olmuş olurdu. Halbuki durum hiç de böyle değildir. Çünkü Yüce Allah: "Yaratan Rabbinin adıyla oku" diyerek bizi Allah'a yönelten, Peygamberiyle tanıştıran, dinini anlatan, kıyameti hatırlatan okumalar yapmamızı istemektedir. Bunun aksi düşünülemeyeceği gibi iddia da edilemez. Kur'an-ı Kerimi okumadıktan ve anlamadıktan sonra istediğinizi okuyun, size dini anlamda bir fayda sağlamayacaktır." dedi: 
Bunun üzerine Yusuf: "Hocam! İşleri niye yokuşa sürüyorsunuz ki. "Oku" Allah'ın bir emri değil mi? Ben de okuyorum işte. Benden daha ne bekliyorsun ki?" diye sordu.
  Musa Hoca: "Bu vakitten sonra senden beklediğim fazla bir şey yok." dedi.
Yusuf: "Niye hocam. Benden ümidinizi niye kestiniz ki? Sevinmelisiniz aslında. Şimdi yüksek lisans yapıyorum. Yabancı dilim de çok iyi. Bitirir bitirmez doktoraya başlayacağım. Göreceksin yakın zamanda büyük bir adam olarak karşına çıkacağım. Bana Profesör Doktor...." der demez Musa Hoca:
"Boş ver Yusufçuğum boş ver! Siz şimdilik Profluğu mürofluğu bir tarafa bırakın. Bir iki şey daha sormak ve bir iki hususu daha ilave etmek istiyorum konuştuklarımıza." dedi.
Yusuf: "Buyurun!" deyince Musa Hoca: "Sakın faizi ticaretine ve kazancına bulaştırma. Çünkü faiz Allah ve Resulüne savaş açmak gibi meşum bir iştir." dedi. 
Yusuf: "Sen ne diyorsun Hocam! Her konuda olduğu gibi bu konuda da dini yanlış anlamışsın. O eski düşüncelerinden hiçbir şey kaybetmemişsin. Çok sular aktı o köprünün altından. Bankadan aldığım para faiz değil, kredi. İsmi üstünde, kredi. Daha geçen hafta çektiğim krediyle ihtiyaçlarımı gördüm. Bankanın bize verdiği promosyonları da ticari bir kazanç olduğunu düşünüyorum. Zaten bu zamanda kimse kimseye bir şey vermiyor. Banka benim babam olmadığına göre elbette verdiği paranın üzerine karını koyacak." diye cevapladı bu soruyu. 
Konuşurlarken bir zaman Musa Hoca: "Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor... der demez Yusuf hemen müdahale ederek Hoca'sının sözünü kesti:
"Bırak bu Emevi rivayetlerini Hocam." diyerek kırmızı görmüş boğaya döndü. Bunu söylerken oturdukları sandalyeden adeta ayağa kalkmıştı.  
Musa Hoca: "Bu konuda size bir iki tane fıkhi kuralı hatırlatmak istiyorum." der demez Yusuf yine yerinden fırladı ve: 
"Hocam! Bırakın eskilerin o uydurmalarını. Geri kalışımızın nedeni bu rivayetler değil mi? Ben de dini iyi biliyorum. Hocaların sohbetinde çok bulundum. Bir zamanlar yanlarından kalkmazdım hiç. Dedem hoca, ninem de hacı. Her cuma akşamı televizyondan okunan ayetleri de şimdiye kadar hiç kaçırmadım. Bırak başkasının verdikleri fetvaları." dedikten sonra: "Hocam! Eğer müsaade ederseniz size bir olayı anlatmak istiyorum." dedi. Bunu söylerken gözleri parlıyordu Yusuf'un. 
Musa Hoca'nın kendisine: "Buyurun seni dinliyorum." deyince sesine biraz farkındalık vererek konuşmaya başladı. "Hocam! Şimdi bir avuç Yahudi, İsrail'de tohum ıslahına ağırlık veriyor ve laboratuar ortamında geliştirdikleri tohumdan milyon dolarlık ihracat yapıyorlar. Biliyor musunuz bu tohumlar bir daha ekilmiyor. Yani her sene yeniden tohum almak zorundasınız. Ama biz hala eski rivayetlerin peşine düşüp yerimizde sayıyoruz. Bunları bıraktığımız gün bizler de bir çok konuda başarılı oluruz." dedi.
Musa Hoca istifini hiç bozmadan: "Yusufçuğum. Benim köyde bir kaç dönüm tarlam var. Geçen yıl tarlama karpuz ekmek istedim. Aldığım tohum poşetlerinin üzerinde ne yazıyordu biliyor musunuz?" diye sordu.
"Kesin 'Madde in İsrael' diye yazıyordur."
"Hayır! Bilemediniz. "Sadece poşetin üzerinde yazmıyordu o yazı. Her çekirdeğin üzerinde de aynen nakşetmişlerdi. Habbeleri tek tek inceledim. 'Madde in Yusuf' yazıyordu hepsinde." dedikten sonra çayını eline alıp yudumlamaya başladı Musa Hoca. 
Bu söz karşısında Yusuf: "Ya" demekle yetindi. 
Çaylar yenilenmişti. Musa Hoca böylelerini muhatap bile kabul etmezdi vakti zamanında. Bu gibi insanlara cevap vermemek için uzun uzadıya yutkunurdu. Ancak eski öğrencisi olması hasebiyle konuşmasını sürdürmek, düşüncelerini öğrenmek, içine saplandığı saplantıdan kurtarmak adına konuşuyordu. Nerede duracağını kestiremeden devam etti Musa Hoca: 
"Evet! Ben; sizin ve sizin gibi düşünen insanların nasıl bir düşünce yapısına sahip olduklarını çözemedim doğrusu. Sanırım bahane üretme merkezi gibi çalışıyor, her şeye mutlaka bir mazeret buluyorsunuz. Ama bir şeyi yapmak isterseniz bir yolunu bulursunuz. İstemezseniz de bir bahane bulursunuz. Bu bahaneleri nereden bulduğunuza, nasıl ürettiğinize akıl sır erdirmek de mümkün değil. Nasrettin Hoca'nın ipe un serili hikayesini çok okumuş olmalısınız. Bahane bulma yeteneğinizi özellikle de ibadetler konusunda sergiliyor olmanıza şaştım doğrusu. Bir ibadeti ifa etmemek için bin bir takla atıyorsunuz. Böyle yapacağınıza doğrudan doğruya inanmadığınızı söylerseniz belki daha inandırıcı olabilirsiniz." dedi.
Yusuf: "Doğru bildiğim yolda yürümek en büyük idealim. Ben de doğru bildiklerimi söylüyorum Hocam." dedi. 
Yusuf'un bu söyledikleri karşısında Musa Hoca şaşmış kalmıştı. Nutku tutulmuş, konuşamaz derekeye doğru yuvarlanıyordu her dakika. Denizlerdeki dalgalar gibi evrilip duruyordu.
Elindeki çayı bitirdikten sonra:
"Yusufçuğum! Bir insan için hakkı ve hakikati görmesi için sadece göz yetmiyor. Bir de insanda "basiret, feraset ve olayları değerlendirmek için Kur'ani bilgi de gerekiyor." dedikten sonra biraz duraksadı ve: "Keşke bunlar sizin tembelliğinizden kaynaklanıyor olsaydı da itikadınız bozulmasaydı. Kızmayacağınızı bilseydim size son olarak Kur'an-ı Kerimden bir örnek vererek bitirirdim bu sohbeti."
Yusuf: "Kızmayacağıma söz veriyorum." deyince.
Musa Hoca: "Dini ibadetleri yerine getirmeyen insanların durumu Şeytan'ın durumu gibidir." deyince:
Yusuf: "Nasıl yani? Böyle bir benzetmeyi nasıl yapabilirsiniz ki?" diye sorma gereğini hissetti. Bunun üzerine Musa Hoca kendinden emin bir şekilde:
"Allah kıyamete kadar geçerli olan Yüce Kitabımızda Şeytanın hikayesini boşu boşuna anlattığını mı sanıyorsun?" diye sordu. Yusuf bu soruya yumuşak bir aksanla:
"Sahi Hocam, Allah Şeytanı bize niye anlatıyor. Şeytan'dan bize ne?" diye sordu. 
Musa Hoca: "Elbette ibret almamız içindir. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmamız içindir. Hatta Şeytanlaşmamak içindir. Hani Yüce Allah Adem (a.s.)'i yaratınca Meleklere ve Şeytana secde etmeleri konusunda emir buyurdu. Melekler hiç bir bahane aramadan, kul olma bilinciyle emri hemen yerine getirdiler. Çünkü emir itiraz edilmeyecek derecede büyük bir yerdendi. Bu yüzden secdeye itiraz etmedikleri gibi herhangi bir bahane de sığınmadılar. Olaya buradan bakınca secdeyi güzel yapanlar adeta melekleşirler. Ancak Şeytan melekler gibi yapmadı. Kibirlendi böbürlendi ve secde etmemek için bahane üstüne bahane üretmeye başladı. Bahanelerini temellendirmek için de aklını kullandı ve Allah'a karşı diklenerek: "Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten, onu da topraktan yarattın. Hayırlı olan secde etmez." diye kendisini temize çıkarmaya çalıştı. Kendince kıyas yapıyor ve haklılığını ispatlamaya çalışıyordu. Secde etmemek için bin bir dereden su getirdi. Olmadı ipe un serdi. Hatta secde etmemek için Allah'ı suçladı ve secde etmemenin en önemli sebebinin Allah olduğunu dile getirdi. Rabbim bizleri muhafaza buyursun." dedi.
Kısa bir sessizlik çöktü ortalığa. Soğumaya yüz tutmuş çaylarından geriye kalan son yudumlarını da aldılar. Yusuf olayın şaşkınlığını yaşıyordu. İç muhasebesini çoktan yapmaya başlamıştı bile. Bu olaya şimdiye kadar bu pencereden de hiç bakmamıştı. "Hocam bu konunun sizin dediğiniz gibi olup olmadığını ortaya çıkarmak için araştıracağım. Eminim ki durum sizin dediğiniz gibi değildir." dedi. Bunun üzerine Musa Hoca:
"Umarım bu konuyu araştırırsınız. Ama her konuda olduğu gibi bu konuda da ön yargılardan uzak ve kendi durumunuzu da göz önüne getirerek ayet ve hadislerden yola çıkarak öğrenirsiniz. Size söyleyebileceğim son sözlerim budur. Haydi kalkalım" diyerek ayağa kalktı. İçtikleri çayların parasını ödedikten sonra eski öğrencisi ile vedalaşarak ara sokağa girdi. Hızlı adımlarla gözden kaybolup gidinceye kadar kendi kendine: "Rabbim bizi şeytanlaşmaktan muhafaza buyursun." dedi.

YORUMLAR

  • 0 Yorum