Reklam
Dost Doğru Olmak
Nihat Güç

Nihat Güç

Dost Doğru Olmak

29 Ağustos 2019 - 10:47


İnsanın hayatında uyması ve yaşaması gereken önemli kurallar vardır. Bu kuralların başında da “doğruluk” gelmektedir. Doğru olmak ve doğru davranmak her şeyin ve her işin başıdır. İnsanın hayat kurallarının temelinde “doğruluk” olmalıdır. 

“Doğruluk” aslında ahlaki bir özelliktir. Doğruluk düşüncede, sözde ve davranışta kendisini gösterir. 
Yeryüzünde var olan ahlaki özelliklerinden en doğrusunu hiç kuşkusuz Kur’an-ı Kerim serd etmiştir. Kur’an-ı Kerim’in tamamı insanların uymaları ve hayatlarında sergilemeleri gereken ahlaki kuralları ihtiva eder. Kur’an-ı Kerim’in her bir emri Müslümanlar için ifa edilmesi gereken birer vecibedir aslında. 
Müslümanım diyen her insanın bu ahlaki kurallara riayet edip etmediğini içten içe sorgulaması gerekir. Yapılan iç muhasebe sonucunda görülen eksikliklerin ve noksanlıkların yeniden Kur’an-ı Kerim’e müracaat edilerek giderilmesi de bir başka vecibedir.  

Toplumlar üstü ilahi bir kitap olan Kur’an-ı Kerim her zaman ve her toplumda uygulanabilir ahlaki davranış örneklerini serd etmiştir. İlahi kitaptan alınmayan her ahlaki kural, doğru olmayabilir. Böylesi kurallara şüphe ile bakmak, ahirette hesabının olacağını düşünmek ve ilahi emirler ile mukayese yapmak kaçınılmaz bir durumdur. Tüm iş ve işlemlere bakabilmek için her Müslümanın Kur’an’i bir gözlüğe sahip olmalıdır. Her olaya bu gözlükten bakmasını bilmelidir. 

İlahi emirlerle yoğrulmuş bir yaşam; doğru ahlaki özellikleri de barındıracaktır içinde. 
Doğru olmak, doğru davranmak ve doğru düşünüp doğru kalabilmek başka hiçbir varlıkta bulunmayan, ancak akıllı olan insana has bir durumdur. “Doğruluğun” insana sağlayacağı üstün haslet ve meziyetleri daha iyi anlayabilmek ancak zıddını bilmekle mümkündür. Her şey “zıddı ile kaimdir” kuralı bize bir çok şey öğretmektedir. Doğruluğun zıddını açıklamak istersek, tek kelimeyle Kur’an-a muhalefet olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Aynı zamanda her türlü yalan, hırsızlık, aldatma, hile ve desiseyi ifade eder. Bir başka ifadeyle doğruluğun zıddını kendi heva ve hevesine göre davranmaktır da diyebiliriz. Yine doğruluğun zıddını; kişinin muhatabına karşı her türlü gayri İslami hareket ve davranışı sergilemesi olarak da zikredebiliriz. 
Dinimizde adamına göre bir muamelenin olmadığını; “emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hud/112) ayeti ile daha iyi anlamış oluyoruz. Bu ayet Peygamber'in (sav) şahsında hiç kimseyi ayırmadan ve kayırmadan herkese hitap ettiğine inanıyoruz. Tüm insanlığa rehber ve önder olması için Peygamberinden (sav) doğru olmayı isteyen Yüce Allah; bizlerden de doğru olmayı, doğru davranmayı ve doğru düşünmeyi istemektedir. Bu doğruluk insanların istediği bir doğruluk değil, her insanı yaratan Yüce Yaratıcının her insandan uygulamalarını istediği bir doğruluktur. 

Peki ama nasıl?
Bazen; bazı insanlar doğru davranışları sergilemek veya yanlış hareketlerde bulunmak gibi bir ikilemin içinde sıkışıp kalabilirler. Yapılan tercih kişinin çıkarına zarar verebildiği gibi fayda da sağlayabilir. Eğer insan; gördüğü fayda karşısında doğru davranmaya, doğru düşünmeye ve doğru söylemeye devam ediyor da; gördüğü veya görebilme ihtimali olan dünyevi bir zarar karşısında doğruluktan sapabiliyor ve her türlü yalan ve hilenin sergilendiği bir pozisyonu tercih edebiliyorsa; bu kişinin menfaatler yumağında boğulmak üzere olan “menfaatperest” biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Böylesi menfaatperest kişiler için dini emirlerin herhangi bir mana ifade etmediğini de gözden kaçırmamak gerek.

Müslüman; kendi menfaatinin yanında Müslüman kardeşinin menfaatini de isteyendir. Müslüman kardeşinin iyiliğini düşünmesinin karşılığı her zaman bu dünyada olmayabilir. En güzel ve en iyi mükafatın Yüce Allah (c.c.) katında olduğunu bilmeli ve unutmamalıdır. Müslümanın bu düşüncesi Allah (c.c.) rızasına matuftur. Zaten böylesi bir davranışı Allah (c.c.) istemektedir bizlerden. Dünyevi çıkarlar için insanları kandırmaya matuf kırk takla atmayı da yine Yüce Allah (c.c.) yasaklamaktadır bizlere. 

Aleyhimizde de olsa doğru söylemek, doğru davranmak, doğru düşünmek ve yalpalamadan istikamet üzere hareket edebilmek; Yüce Rabbimizin bizlerden istediği en büyük ahlaki özelliktir. İki gözün görmediği bir ortamda farklı davranışlar sergilemek İslami ahlak ile uyuşmayan bir karakterdir. Kardeşimiz veya akrabamız dahi olsa yaptıklarını “İlahi Kelam” ile bir mukayeseye tabi tutmak bizler için elzemdir. Olması gereken budur. Kim olduğuna bakmadan sergilediği davranışlar ilahi emirler ile uyuşuyorsa ne ala. Baş göz üzerine deriz. Bu durum karşısında eyvallah! deyip geçer gideriz. Ama yapılanlar, ulu orta sergilenenler ve söylenenler ilahi hükümlere ters bir durum arz ediyorsa; kim olduğuna, nerede gerçekleştiğine, kişinin makam ve koltuğuna bakmadan karşı çıkmak ve engellemek ise birinci görev olarak bellemeliyiz. Bu konuyla ilgili olarak Yüce Allah: “Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhinde bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp, heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır”. (Nisa/135)

Doğruluk karşısında insanların dünyevi hırslarından dolayı kapıldıkları ikilemler, kişinin karşılaşacağı zarar oranında değişiklik arz edebilir. Zarar verebilecek bir durum ile karşılaştıkları ortamlar ve durumlarda doğruluktan cayabiliyor ve yolundan sapabiliyorsa, yukarıda zikrettiğimiz ayeti duymamış veya anlamamış demektir. Belki de biraz daha cesur davranarak “bu ayet benimle ilgili değildir” bahanesine de sığınabilir.
Aslında yüce dinimizin her emri; lehimizde de aleyhimizde de olsa her zaman, her yerde ve her olayda ilişkilendirebilmeliyiz. Bu durum akraba da olsa düşman da olsa "emrolunduğun gibi dosdoğru ol" ilahi emri, bir şiar olarak hayata ilmik ilmik nakşedilmelidir. Kişi sözleriyle, düşündükleriyle ve yaşadıklarıyla ilahi emirleri hayatında sergileyebilmeli ve gösterebilmelidir. 

Yüce dinimize göre doğruluk; kişiye göre bir değişkenlik göstermez. “Bana göre doğru”, “sana göre doğru”, yada “ona göre doğru” diye bir durum asla söz konusu değildir. Asıl doğruluk Kur'an-ı Kerim’in emrettikleridir. İlahi emirlerin tamamı her insan için doğruluğun timsali iken, yasakların tamamı da yanlışın en bariz ifadeleridir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum