Reklam
Reklam
İflas Etmeye Razıyım (2)
Nihat Güç

Nihat Güç

İflas Etmeye Razıyım (2)

12 Ekim 2019 - 10:57

Geçen hafta yazma konusunda birçok şeyi konuşmuştuk. Kaldığımız yerden devam etmek istiyorum. Müsaadenizle Hocam…
-Buyurun. Sizi dinliyorum.
-Her yazarın bir hedef kitlesi vardır. Peki sizin hedef kitleniz kimler? Kimler için yazıyorsunuz?
-Öncelikli hedef kitlem elbetteki Müslümanlardır. Çünkü ben Müslümanım. Nasıl ki bir Yahudin'in birinci hedef kitlesi Yahudiler ise, nasıl ki bir Hıristiyan'ın birinci hedef kitlesi Hıristiyanlar ise benim de birinci hedef kitlem elbette Müslümanlar olacaktır. Müslümanlara ulaşmak, kendileriyle dertleşmek istiyorum. Bunun için yanlış yazmaktan, yanlış yapmaktan, yanlışı savunmaktan ve yanlışı önermekten korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmuyorum. Dini bir düşünceye sahibim ve bu yüzden çekincelerim var. Hatta korkularım bulunmuyor değil. Bu yüzden bir Yahudiye, bir Hıristiyan'a anlatmaktan önce Müslümana anlatmayı yeğliyorum. Müslümanları hedef kitle olarak seçmem ve bir şeyler anlatmam önceliğimdir. Çünkü Müslümanların derdi benim derdimdir. Kederleri benim kederimdir. Sıkıntıları benim sıkıntılarımdır. Bu şekilde kabul ediyor ve inanıyorum. Bütün bu kabullerden sonra kardeşlerimin dertleriyle dertlenmek ve bunu dile getirmeyi kendime bir görev addediyorum.
-Müslümanların dertlerini ve kederlerini dile getiriyorsunuz. Daha önce yazdığınız birkaç yazınızda dile getirdiğiniz gibi Müslümanların ayet ve hadisleri okumadığından bahsediyorsunuz. Bu doğru mu?
-Daha önce bir çok platformda dile getirdim. Yazdım ve çizdim. Müslümanım diyenlerin okudukları çok şey var ama okumadıkları bir tek şey var. Okumadıkları, ilgilenmedikleri ve alakadar olmadıkları yegane şey kendi dinleri. Evet Müslümanlar her şeyi irdeliyorlar ama sıra kendi dinlerine gelince asla. Nedense dinlerini okumaya sıra gelmiyor bir türlü. Gençlerin ellerinde ismi ve sanı duyulmamış nice kitaplar dolaşıyor. Her türlü fikri empoze etmeye matuf bu kitaplar okunuyor. Bir kaygı taşıdıklarını düşünüyorum. Bu kaygının sonucunda dini kitapları ve yazıları ayıklıyorlar. Kendi dinlerini okumamaya direniyorlar da diyebilirim. Bu kendilerinin bileceği bir iş elbet. Ama dindar olduklarını, isimlerinin Müslüman olduğunu, Müslüman bir toplumda yaşadıklarını söylemeseler bari. Hem dini simgeleri ifade eden isimlerini ileri sürmekten geri kalmazlar hem de dinlerini okumaya yanaşmazlar. Son dönemlerde köprünün altından sanırım çok su aktı. İkilemi iliklerine kadar yaşıyorlar Müslümanlar.
-Nasıl bir ikilem bu? Biraz açar mısınız?
-Yaklaşık bir asırdır girdaba kapıldılar. Ağırlıkları kalmadı, çör çöpe döndüler. Akan su ağırlıkları olmayan Müslümanları doğru istikametin dışında her yöne savurdu. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, Müslümanın ağırlığı dinini bilme oranı kadardır. Ne karar biliyorsanız o kadar ağırsınız demektir. Haftalık liste yapan bir çok kişi biliyorum. Bu kişiler okunacaklar listesinden dinini çıkardıkları için ağırlıkları zayıfladı hatta hiçbir ağırlıkları dahi kalmadı. Müslümanım diyenlerin Müslüman olup olmadıklarını içten içe mukayese ettikleri ve çekişmeye giriştikleri bir ikileme saplandılar. Ya dinlerini öğrenip sahipleneceklerdi. Ya da dinlerine sahip çıkmaktan vazgeçeceklerdi. Ne yazık ki ikinci şıkkı seçtiler. Dinlerini sahiplenmekten vazgeçtiler ama vazgeçmedikleri bir unsur daha vardı. İsimleri… Keşke dinlerinden vazgeçtikleri gibi isimlerinden de vazgeçebilselerdi. Şimdi bambaşka şeyler konuşuyor, bambaşka mekanlarda bulunuyor olurduk. Dini hançerleyen kişiler de, dinden yakından veya uzaktan ilgi ve alakası olmayan kişiler de kendilerini dindar addedebiliyor bu ortamda. Dinden geçinmenin derdine düştüklerini de söyleyebilirim. 
İşte bu nokta-i nazardan baktığımız zaman okuyucu kitlemiz her ne kadar Müslüman olsa da okuduklarının İslamca olmasına dikkat etmediği gibi pek istemiyor da. İçine sindiremiyor dersek daha doğru söylemiş oluruz sanırım. Yiyecek konusunda aburcubur yiyenlere iyi gözle bakılmaz toplumumuzda. Dini bir kaygı taşımayan hatta dini hedef almış yazıları okumada herhangi bir kaygı taşımayanlar yazdıklarım ile araları pek yoktur. Okuma konusunda önlerine konulan her yemeği yemek mecburiyeti varmış gibi davranıyorlar. Ama asıl yemeğe itirazları devam ediyor. 
-Sizin dini konuları irdeliyor olmanız okuyucu sayısını etkiliyor mu peki?  
-Etkilemez mi? Yüzlerce baskı yapan kitapların içeriğine bakıyorum. Çoğu zaman okurken yüzüm kızarıyor, renkten renge giriyorum. Aşktan ve meşkten başka bir şey yok içinde. Değil dini bir kaygı, içinde insanlık adına bir kaygıları dahi yok. Her türlü müstehcenliği sanat adı altında yutturmaya çalışıyorlar insanlarımıza. Bizler farkında değiliz, gençlik nasıl farkında olsun. Eskiden beri sanat ile ilgili farklı şekillerde ifade edilen bir durum vardı. “Sanata tapma.” diyorum bu duruma. Evet, insanlarımız, adına “Siz ne derseniz deyin” sanata tapıyorlar. Bu konuları yazanlar da çizenler de okuyucuya tapıyor. Belki okuyucu bu konuyu bilmiyordur. Bunu mazur görebilirim. Ya topluma yol göstermesi gereken yazarlara ve çizerlere ne diyeceğiz? Bilenlerin sorumluluğu daha farklı ve fazladır. 
-Her konuda olduğu gibi bu konuda da yazarların sorumluğu daha fazla olduğunu mu söylüyorsunuz?
-Evet! Bilmek yük yüklenmek, sorumluluk üstlenmektir. Yazdığınız bir yanlıştan etkilenerek yönünü değiştiren bir vatandaşın sorumluluğunu sanat diyerek omuzlarınızdan atamazsınız. Yanlış yapanlar sorumlu olduğu gibi yanlışa çağıranlar da en az onlar kadar sorumludur. Okuyucunun ne dediği yazar açısından önemli oluyor da Allah’ın ne dediği önemli olmuyorsa bu noktada çok düşünmek gerek. Böylesi bir ortamda yazar okuyucuya tapıyor mu? 
Çok okunuyor olmak, çok doğru şeyleri yazdığınız anlamına gelmez. Olayı bu yönüyle değerlendirdiğimiz zaman okuyucu sayısının azlığına veya çokluğuna takılmamak gerek. Kaç kişinin okuduğu beni ilgilendirmiyor. Evvela ortaya çıkardığınız eserinizin hesap versin. Yarın öbür gün yazdıklarımızın da Allah’ın huzuruna çıkacağını unutmamamız gerek. Hani Allah, “Her şeyden hesaba çekileceksiniz.” diyor ya? Yaptığımız her şeyin hesabı sorulacak bizden. Yazdıklarımız amellerimizdir bizim. Allah’ın huzurda hesap veremeyeceğim bir yazıyı ne diye kaleme alayım ki? Benim için asıl önemli olan öbür taraf, yani ahiret. Bu dünya bir şekilde geçiyor. Her an kayıp gidiyor elimizden.
-Bir tek kaynağınız var anlaşılan. Yazılarınızın dini olmasına dikkat ediyorsunuz. Bu doğru mu?
-Evet! Dini bir içeriğe sahip olmayan yazıların beni ilgilendirmediğini rahatlıkla söyleyebilirim. Yazdıklarımın içeriğinden hesaba çekileceğim. Bunda kuşku yok. O halde bana fayda dokundurmayacak yazılardan bana ne? Buradan baktığım zaman kimin ne yazdığı beni ilgilendirmiyor. Bu konuya takılmıyorum da. Nasıl olsa hesabını kendisi verecek.
-Çok teşekkür ederim.
-Allah razı olsun asıl ben teşekkür ederim. Bu haftalık da bu kadar yeter diyorum. Haftaya görüşmek üzere…
-Allah’a emanet olun.

YORUMLAR

  • 2 Yorum