Reklam
İnanç Meselesi
Nihat Güç

Nihat Güç

İnanç Meselesi

07 Eylül 2019 - 20:26

Günümüz insanları kendi hayat felsefesine karışmayan bir inanç, davranışlarına müdahale etmeyen bir din, düşüncesini şekillendirmeyen bir ilahi kitap oluşturmuş vaziyettedirler. 

Dinin asli kaynaklarının öngördüğü bir inanca, bir bakış açısına, bir yaşam biçimine sahip olan insanlar olduğu gibi yaşadığı ortama ve topluma göre bir inanç sistemini oluşturan insanlar da mevcuttur günümüzde. Farklı iki zıt kutbu temsil eden bu insanların aynı isimle isimleniyor olmaları, bazı ortak davranışa sahip olmaları, aynı havayı teneffüs etmeleri aynı inanca, aynı dine sahip oldukları manasına gelmez. İsimlere ve cisimlere bakarak bir inancı, bir dini resmetmek doğru bir sonuç doğurmayacaktır. 
Özellikle dinin ana kaynaklarını doğru ve olması gerektiği gibi okumak ve algılamak her Müslüman için aksatılmaması gereken vazife-i asliyedendir. Hatta dinin istediği bir inanç kayıtsız ve şartsız bir teslimiyeti gerektirir. “Hesabıma gelmedi” demek dinimizle ilgili bir durum değildir. Her insan hesabına gelmediği bir noktayı dinden çıkardığını veya değiştirdiğini varsayın. Gördüklerini ve duyduklarını dinin kendisi kabul eden insanlar her geçen gün mantar gibi türüyor olması bunun sonucu değil midir? Dini inanç sisteminin insanı yontması ve bir şekle sokması gerekirken; insanın yonttuğu kendisine göre şekillendirdiği bir dine doğru evrilmiş oluyoruz. Bu gidişat çok tehlikelidir. Sonuç felaket olur. Kendi yaşam biçimine, bakış açısına göre şekillendirilen bir inanç sistemi, insan sayısınca din ortaya çıkaracaktır. Halbuki din; insanlığı ortak bir noktada toplaması gerekiyordu. İnancın dışındaki kişisel özellikleri ve coğrafyadan kaynaklanan farklılıkları kastetmiyorum. Kişinin elinde olmayan farklılıkların ana unsur olarak kabul edilmesi insan doğasına da ters gelir zaten. 

İnanç konusunda büyük bir sorun bulunmaktadır. Bu sorun ne Kur’an’dan ne de Hadisten kaynaklanıyor. Bu sorunun asıl çıkış noktası şudur: İnsanlarımızın var olan inancı ile dini mübin'in oluşturmak istediği inancı cem etmeye kalkışmasından ortaya çıkmaktadır. Öncelikle Müslüman olacak her insanın var olan eski inancını ve yaşam biçimini terk etmesi gerekir. İslam’ın istediği de budur. Çünkü inanç delik ve boşluk kabul etmez. Bir bütündür. Ya vardır ya da yoktur. Benzetme yapacak olursak bir balon gibidir. Balonda iğne deliği gibi bir delik olsa asla hava tutmaz ve kendisinden beklenen şişkinliği sergilemez. 

Kast ettiğim sorun; insanın “kendine has bir dini inancı” şekillendirdikten sonra Kur’an’a müracaat etmesinden ileri geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Halbuki her insan Müslüman olmadan önce inandığı tüm inanç sistemini sıfırlaması ve yeniden bir inanç sistemini oluşturması gerekiyordu. Müşrüklerin; Hz. Muhammed’e (s.a.v.) karşı çıkıyor olmalarının temelinde bu zikrettiğim geçmişten gelen gelenekten kopmamak yatıyordu. Babalarımızı bu yol üzerinde bulduk demeleri bundan kaynaklanmıyor muydu? Eski inanç sisteminin tamamını zihinden silinmeliydi ki iman; iman olsun. 

Çevrede oluşan bu durumu müşahede ettikçe hayretim daha da mucip hale gelmektedir. Yaşananlar karşısında Yahudilerin ve Hristiyanların ellerinde ilahi kitaplarının bulunmasına rağmen sapıtarak Allah'ın gazabına duçar olduklarını hatırlamaktan alıkoyamıyorum kendimi. Sapıtmış eski din mensuplarının ellerinde olan ve okudukları kitaplarına rağmen Sırat-ı Müstakime ulaşmıyor olmaları bizlere bir şeyler anlatması açısından çok önemlidir. Bu nokta-i nazardan bakıldığında Kur’an’ı ve Hadisi okumak çoğu insan için haliyle yetmiyor. Doğru bir inanca sahip olmak için; “dinin asıllarını” doğru okumak ve doğru anlamak gerekiyor. Bunun içinde her insanın sabitelerinden vazgeçmesi gerekiyor.

Gördüklerimize inanan bir topluma dönüşmüşüz. Bu durum çevrede gördüklerini din olarak görme hastalığına sebebiyet vermektedir. Burada yapılması gereken çok şey vardır. Sağlam bir dini inanca sahip olmak için birinci aşamada: Günümüzden ana kaynaklara gidip ana kaynakları yeniden değerlendirmek kimseye bir şey kazandırmayacaktır. Hatta çoğu zaman durumu içinden çıkılmaz kılacaktır. Ama ana kaynaklardan günümüze gelmek, günümüzü ana kaynakların çizdiği çerçevede değerlendirmek doğru olandır. Asıl yapılması gereken de budur.  

Bu sorunun tek çözümü dinin asli kaynaklara rücu etmekle çözüleceğine olan inancımı her daim muhafaza etmekteyim.

YORUMLAR

  • 6 Yorum