Reklam
İslam Kalbe Hapsedilecek Bir Din Değildir
Nihat Güç

Nihat Güç

İslam Kalbe Hapsedilecek Bir Din Değildir

16 Eylül 2020 - 16:49



İnsanlarımızı kendi ellerimizle aldatıyoruz, hatta ikiyüzlü yapıyoruz. Yaptıklarımızla ve söylediklerimizle onları adeta münafıklaştırıyoruz. İnsanlarımızın davranışlarıyla sözleri arasına uçurumların konulmasını bir yönüyle biz istiyoruz, biz yapıyoruz. Bu konuda en büyük suçlu biziz. Bu aldatma sanırım sistematik olarak da yapılıyor. Bireysellikten azade bir durum arzediyor. Zaten eğitim sistemimiz de bu minvalde kurgulanmış. Toplumsal yapımız da haliyle buna müsait.
Toplumun ağzında sakız olarak kullanılan bir söz var. Bu söz hemen her kademede okutulan ders kitaplarımızdaki yerini almış durumda.
"Din kalp işidir, yürek işidir." diyorlar/yazıyorlar. Bu söylem bir yere kadar doğru ancak eksik bir ifade olduğunu hassaten vurgulamak istiyorum. 
Evet! İslam dini kalp ve yürekle başlar ama asla kalbe ve yüreğe hapsedilecek bir din değildir. Her şeyimizle Ehl-i Kitap'a benzemeye çalıştığımız gibi bu konuda da onlara benziyoruz. "Din kalp ve yürek işidir." söylemi ancak Hristiyan alemi için geçerli olabilecek bir söylem. Çünkü onların dini bir yaşantıdan ziyade yüreğe hapsedilmiş bir dinleri var. 
Aslında bu söz son bir kaç asırdır Müslüman beldelerde uygulanmak istenen ama bir türlü uygulama alanı bulamamış "laiklik" ile de yakından ilgilidir. Devlet işleri ile din işlerini birbirinden uzaklaştırmaya çalışan bu kavram, Müslümanları dini davranışlardan uzaklaştıran bir kavram haline dönüşüyor zaman zaman. 
Bu söylem insanları yozlaşmaya götürür. Çünkü devlete ait bir mekanda dini bir yaşantıya sahip olabilen bir insan; yine devlete ait olan başka bir mekanda/mekanlarda dini yaşantıya sahip olamıyor. Hatta bazı durumlarda dinden bahsetmek bile mümkün değildir. 
Kişi bazında, dini kalbe hapsedenler; sosyal hayattan tecrit ederek dini sadece camilere hapsetmeye çalışanlar gibidirler. Aralarında zerre fark yoktur. Herhangi bir yerde namaz kılanları veya sosyal hayatta dini vecibeleri yerine getirmeye çalışanları irticacı olarak lanse etmeye çalışanlar bu minvalde değerlendirilmelidir.  
Bu yönüyle "laiklik" ancak Hristiyanlar arasında yaşam alanını bulabilir. Çünkü İslam dini hem kalbe yerleşmesi, hem dil ile telaffuzu hem de sosyal hayatta tezahürü gerekir. İslam; bir yere bir mekana veya sadece kalbe hasredilecek bir din değildir. Bu söylem Müslümanlar arasında söz ve eylem birliğini isteyen İslam'a yakışmayan bir durumdur. 
Kalbe ve yüreğe yerleşen iman; bütün bedene yayılması ve bedene ait her hücreyi harekete geçirmesi gerekir. Bu yönüyle iman; damarlarda dolaşan kan gibidir. Her tarafa sirayet etmesi, her hücreye nüfuz etmesi, parmak uçlarına kadar ilerlemesi gerekir. Nasıl ki kanın gitmediği bir organ işlevselliğini kaybediyorsa kalbin tasdik, dilin de telaffuz ettiği bir dinin gereklerini yerine getirmeyen her organ aslında felç olmuş bir organdır. O halde iman sadece kalbe hapsedilecek bir nesne, bir durum değildir. Bütün organları harekete geçirebilen bir görevi vardır imanın. Vücut organlarında bir değişim sağlamayan/sağlayamayan bir iman, iman olarak telakki edilmesi imana haksızlıktır aynı zamanda. 
Organlara hakim olamayan/olamayan bir iman, sahibini cennete götürebilir mi hiç?
Çevremizde Müslüman olduğunu söyleyen insanlarda, günlük onlarca gayri İslami davranış sergiliyor olmaları bu durumun en bariz göstergesi değil midir? 
Bir adam; "din ve iman yürek işidir, kalp işidir, o halde din ve iman benim yaptığım hırsızlığa ve haksızlığa, sergilediğim hukuksuzluğa ne diye karışsın" derse ne diyeceğiz adama? Madem din ve iman kalp işidir o halde yalan söylemek ne diye kötü bir durum olsun ki? Madem kalbe hapsedilecek bir durumu ifade ediyorsa din ve iman ne diye aldatmaya, hileye, desiseye, zulme karışsın ki? 
Sahi bu söylemlerle dinin söz ve eylem kısmı birbirinden ayrılmamış olmuyor mu?
İnsanlarımıza din ve imanın yürek ve kalp işi olduğunu telkin ede ede dini yaşantıdan ve davranışlardan uzaklaştırdık. Kendi ellerimizle insanlarımızı iki yüzlü yaptık. Yetmedi sergilenen her yanlış sayesinde dönüp dini kötüler olduk.
Bu söylemler vesilesiyle Müslüman olduğunu söyleyen yani din ve imanı kalbinde saklayan kişi, en azılı kafirlerin giydiği elbiselere benzer kıyafetlere bürünerek, yediği haram yiyecekler arasında, her türlü gayr-i İslami düşünceyi savunurken dinin zirvesinde yaşadığını, hatta kanat çırptığını sanıyor. 
Bu konudaki zihni bulanıklığı dile getirmek dahi istemiyorum. 
Din; vicdan işidir, yürek ve kalp işidir diyen insanlarımızın sergilediği davranışlarıyla ve telaffuz ettiği sözleriyle küffardan hiçbir fark ne seziliyor ne de görülüyor. Hiç bir dini emare yok üzerinde. Halbuki kalbe yerleşen din ellere, dillere, ayaklara hatta beyinlere hükmetmesi gerekiyordu. 
Şahsen İslam'ı tarif ederken şu tabiri kullanıyorum. İslam; kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve bütün organlarla ifal'dir (davranıştır) diyorum. Ve bunu her platformda insanlarımıza deklare etmeye çalışıyorum.
Yanlış mıyım?

YORUMLAR

  • 4 Yorum
  • Araştırmacı Yazar Recep Fırat
    3 hafta önce
    İslam; kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve bütün organlarla ifal'dir Tebrik ederim, Allah Hayırlı uzun ümür versin.
  • nihat güç
    3 hafta önce
    Allah razı olsun Teşekkür ederim Recep Fırat hocam. Masanın en az üç ayağı olması gerektiği gibi imanında bu üç ayaktan biri eksik olursa sıkıntı olur
  • Mehmet Ali Güç
    1 ay önce
    Maşallah yüreğimize su serptiniz. Diline yuregine ve kalemine saglik
  • Nihat GÜÇ
    1 ay önce
    Allah razı olsun Teşekkür ederim M Ali hocam. Hürmetlerimi sunuyorum.