Reklam
Reklam
Nasıl Bir Din?
Nihat Güç

Nihat Güç

Nasıl Bir Din?

23 Kasım 2020 - 21:25

Nasıl bir "Din" düşünüyoruz? Nasıl bir "Din" tasarlıyoruz? Nasıl bir "Din" tasavvur ediyoruz? Sahi kabul ettiğimiz dinin kaynağı ne? Bizim için çevrenin verdikleri mi daha önemli yoksa dinin öğretileri mi? Kur'an-ı Kerimi anlayarak baştan sona kaç sefer okuduk? Kaç tane hadis kitabını elden geçirdik kısa sürede. 
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in nerede doğduğu ve nerede vefat ettiği bilgisinden başka ne öğrendik dinden. Dinin hayatımızdaki yansımasına şahit olan insanlar var mı?
Her türlü gayr-i İslami okumalarla şekillendirdiğimiz düşünce yapımızla mı şekillendirdik dinimizi? Yoksa dinin şekillendirdiği bir akılla mı değerlendirdik olup bitenleri veya olması gerekenleri? 
Eğer dinimizi olması gerektiği gibi anlamadan önce düşüncelerimizi her türlü örf, adet, gelenek, görenek ve Avrupai tarz Hristiyan fikirleri ile şekillendirdiysek kimse kusura bakmasın İslam'ı olması gerektiği gibi anlamamız, kavramamız ve yaşamamız mümkün değildir. Böylesi bir atmosferde hiç bir düşüncemiz, anlayışımız, kavrayışımız ve yaşayışımız İslami olamaz. Hal böyle olunca olaylara bakışımız ve nesneleri görme şeklimiz de İslam'dan uzaklaşmış olur. Haliyle isteklerimiz ve özlemlerimiz de din üzere cereyan etmez bir türlü. 
Hem kendimize hem de çevremize göre yepyeni bir din oluşturduk kafamızda. Kimseye dokunmayan bir din... Herhangi bir şey düzenlemeyen bir din... İnsanın düşünce şekline karışmayan bir din... İnsanın eskiden beri yaşadığı yaşam biçimini yeniden elden geçirmeyen bir din... Yapacaklarını sınırlamayan ve düzenlemeyen bir din...
Geçmişten gelen ve kaynağı belli olmayan düşünceden, yaşam biçiminden ve bakış açısından vazgeçmeyen bir insanın dini anlaması ve kavraması pek mümkün değildir. Tıpkı zil zurna sarhoş olan bir insana hiçbir şey anlatamayacağınız gibi. Siz anlatsanız bile o anlayacak durumda değildir. Çünkü aklı yerinde değildir adamın. Sarhoşluk sadece içki ile oluşan bir durum da değildir elbet. Aklın üstünü örten, idraki ve görmeyi engelleyen her şey bir sarhoşluktur. Konuyu daha iyi kavrama adına şu ayeti bir kez daha okumakta fayda mülahaza ediyorum: "... Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır." (A'raf/179) Sahi kavramaya yaramayan bir kalp, görmeye yaramayan bir göz ve işitmeye yaramayan bir kulak ne iş yapar insan için?
Kişinin İlahi Kelamın söylemlerini iyi ve doğru anlaması için öncelikle ayık bir kafaya, berrak bir akla ve duru ve aydınlık bir zihne sahip olması gerekir. En önemlisi geçmişten getirdiği ve çevreden edindiği her türlü ön yargılardan uzak durması da bir başka gereklilik. Nasıl ki bir insanın Yüce İslam dinini doğru, dürüst ve düzgün anlaması için her türlü küfür ve şirk içeren düşüncelerden vazgeçmesi ve uzak durması gerektiği gibi. Aksi tekdirde dini ya eksik anlayacaktır ya da yanlış. Belki de her ayeti kendisine ve çevresinde cereyan eden olaylara göre yorumlayacaktır. 
Şirk; Mekkeli Müşriklerin düşüncelerini şekillendirmiş ve yüreklerine sinerek bir dünya görüşünü oluşturmuştu. İşte bu yüzden söz konusu melanetleri sinelerinden silip atmadan karşılarında duran Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i anlamaları da mümkün olmadı. Çünkü her türlü şirk unsurlarıyla yoğrulmuştu o insanların hayatları, beyinleri ve düşünceleri. Onların evvela dimağlarını temizlemeleri gerekiyordu bu çirkeften. Müslüman sayılmak ve Cenneti hak etmek için "La ilahe illallah" cümlesini nezih bir şekilde söyleyebilmek son derece önemlidir. Fahri Kainat: "Her kim la ilahe illallah derse Cennet'e girecektir." (Müslim, Kitabü'l iman, 53) sözünü iş olsun diye mi serdediyor? Cennete gitmek için Müşriklerden farklı okumak, farklı düşünmek, farklı yaşamak, farklı bir bakış açısına sahip olmak gerekmez mi? Söyleyen insanlar için Cenneti mucip kılan "Kelime-i tevhit"i salt bir cümle olarak telaffuz edilecek basitlikte olabilir mi hiç? Evvela düşünceyi şekillendiren sonra da söylenmesi gereken sözleri düzenleyen bir ifade değil midir? Günümüzde es geçtiğimiz en önemli fonksiyonu da insanın yaşamsal boyutuna vurgu yapmasıdır bu cümlenin. Bu üç konuda meydana gelecek bir eksiklik aslında inançtaki bir eksikliği ifade eder. Cennete sevk ve idare etmeye sebebiyet verecek bu cümlenin düşünceyi değiştirmeye ve yaşamı düzenlemeye dönük bir söz olmaması mümkün mü? Şayet yaşamsal bir tarafı olmamış olsaydı ilk dakikadan itibaren tüm müşrikler iman etmezler miydi? Sahi Müşrikler ölümü göze alarak Hz. Muhammed (s.a.v.) ile niye savaştılar? 
Evet! İman teslim olmak isteyen Müslümanlardan yıllardır şekillendirdikleri düşünceleri ve fikirleri silmeyi emreder ki yaşam bir düzene girebilsin. Yeniden resetlenen bir akıl Allah'ın istediği bir mefkureye ancak sahip olabilir. 
İslam ile uyuşmayan düşünceleri kafadan silmeden veya herhangi bir düzeltmeye gitmeden yapılacak her türlü kabul işe yaramayacaktır. Yani İslam; kendisine inanacak olanlara; "Bu yaşına kadar inandıklarının tamamını bir kenara at ki sana yeni bir inancı doğru ve net verebileyim." der. 
Cahiliye döneminde birçok kişi afalladı böylesi bir öneri karşısında. Sadece cahiliye dönemi ile ilgili de değildi bu öneri. Kıyamete kadar devam edecek bir durum bu.

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Mikail ercan
    4 ay önce
    Allah razı olsun. Allah gayretini mükâfat a tebdil eylesin Sayın hocam
  • Nihat GÜÇ
    4 ay önce
    Mikail ercan. Allah razı olsun çok Teşekkür ederim hocam