Reklam
Reklam
Nasıl Bir Doğru?
Nihat Güç

Nihat Güç

Nasıl Bir Doğru?

15 Şubat 2021 - 12:17

Bana göre, sana göre veya ona göre bir doğruluk mu dediniz? Yoksa kaynağını Yüce Allah'tan alan, insanlar üstü bir doğruluğu mu kastettiniz?
Yer yüzünde dilleri, ırkları, renkleri, kültürleri farklı milyarlarca insan yaşamaktadır. Her insanın edindiği bilgi ve aldığı eğitim haliyle birbirinden farklıdır. Hayatımıza yön veren, düşüncemizi şekillendiren doğru ve yanlışı bu minvalde kabul ettiğimiz ve düzenlediğimizde aynı ortak noktada buluşmamız mümkün olmayacaktır. 
Şayet doğrularımızı ve yanlışlarımızı insanlar üstü bir konuma sahip ilahi emirler doğrultusunda düzenlemezsek varlık olarak belimizi doğrultamayız, yolumuzu bulamayız, istikamet üzere devam edemeyiz bu dünya arenasında. Allah muhafaza doğru yolda ilerleyemeyeceğimiz gibi üzerinde yürüdüğümüz yanlış yolları, savunduğumuz yanlış düşünceleri de çoğu zaman doğru olduğunu iddia etmekten de kurtulamayız. 
Peki doğrular insanlar sayısınca bu kadar çok olabilir mi? Ya da olmalı mıdır?
Yüce Allah'ın emirlerine baktığımızda önümüze tek bir doğrunun çıkması gerektiğine inanıyorum. O da insanlar üstü bir doğru. Zamana, mekana, bölgeye, kişiye, dile, ırka ve renge bağlı kalmayan ve şartlara göre değişmeyen ve değişmeyecek olan tek bir doğru. 
Allah'ın bildirdiği doğruların karşısında kendi düşüncesinin doğru olduğunu iddia eden insanlar, insan sayısınca doğru olduğunu da iddia etmiş olurlar.
Evet! Doğruluk kişiden kişiye değişmemesi gereken bir konu. Her şeyin bir sahibi olduğu gibi doğrunun da tek sahibi vardır ve olmalıdır. Tarifini yaptığı, çerçevesini çizdiği, sınırlarını belirlediği, kimseye iltimas geçmediği bir doğrudan bahsediyorum. İnanırsınız, inanmazsınız bu da sizin bileceğiniz bir durum. Doğrunun bir ve tek olduğu konusu tam anlamıyla bir inanç ve teslimiyet meselesi. 
İstikamet üzere yürüyebilmek için şu ayeti dikkatli okumak ve doğu anlamak gerek. "Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür." (Hud/112) ayetiyle Yüce Allah bizler için doğruluğun kaynağını açıklamaktadır. Nitekim Peygamber Efendimiz de bu ayetin ifade ettiği mananın ağırlığı karşısında: “Beni Hud Suresi kocattı” (Tirmizi, Tefsir,56) demiştir.
Peki bu ayet ne diyor, ne istiyor bizlerden?
Bu ayette Yüce Allah bizlere: "Emrolunduğun gibi dost doğru ol diyor." Sade bir doğruluktan, kişiye mekana ve zamana göre değişen bir doğruluktan bahsetmiyor elbet. Eğer sade bir doğruluktan, zamana ve mekana göre değişen bir doğruluktan bahsetmiş olsaydı "Emrolunduğun gibi" kısmı yer almazdı bu ayette. 
Bu ayet sadece "Doğru ol" demekle yetinmiş olsaydı farklı anlaşılmalara da sebebiyet verebilirdi. O zaman her insanın kendisi için kabul ettiği doğrular olması kaçınılmaz olurdu. Ancak bu ayete dikkatli bakıldığı vakit taraflı tarafsız herkesin kabul etmesi gereken bir durum söz konusu. O da "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!" kısmıdır. Demek ki doğruyu da doğrunun şeklini ve şemalini de bildiren Allah'tır.
Buradan yola çıkarak: "Ey Muhammed! (s.a.v.) Mekkelilerin dediği ve istediği bir doğruluğa sahip ol, Araplara uygun olan bir doğruluğu dile getir, kadınlara ait doğruları ya da erkekleri sevindiren doğruları anlat, kölelerin istedikleri ya da kabile liderlerinin menfaatine olan doğruları savun, şahsi menfaatini mucip doğrulara sarıl." dediğini kabul edecek insan yoktur. Bu ayet tüm dünya insanları için dikkate şayandır. Zaman üstü olduğu gibi mekanla sınırlı da değildir. 
Evet! bu ayetle Yüce Allah bizlere: "Allah nasıl istemişse, nasıl dilemişse, nasıl emir buyurmuşsa, İlahi Kitapta neyi dile getirmişse o doğruya tabi ol. Sadece sen değil seninle beraber iman eden herkes böyle bir doğruya sahip olsun." demektedir.
Bu konuyu dile getiren sadece bir ayet de değil elbet. Başka bir ayeti kerimede de Yüce Allah: "(Ey Muhammed!) Bundan dolayı sen çağrıya devam et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların hevâ ve heveslerine uyma ve şöyle de: “Ben, Allah’ın indirdiği her kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah, hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş de ancak O’nadır.” (Şura/15) bu konuyu bir kez daha dile getirmektedir.
Doğruyu yazmak için doğru düşünmek, doğru düşünmek için de doğru bir bilgiye sahip olmak gerek. Doğru bir bilginin kendiliğinden oluşmadığını ve insanın bakış açısıyla ilgili olduğunu kabul etmemek mümkün değil. Aynı pencereden dışarıya bakan insanların farklı şeyleri gördükleri gibi aynı ayeti, aynı hadisi okuyan iki insanın farklı şeyleri anlaması da mümkün. Böylesi durumların ortaya çıkmaması için İlahi emirlere teslimiyet kaçınılmazdır. Menfaatimizin gerektirdiği bir yolda değil, bizler için çizilen yolda yürüyebilmeliyiz. 
Aynı ayeti farklı anlayan insanlardan biri muhtemelen yaşadıklarına göre, içinde büyüdüğü toplumun anlayışına göre anlıyordur okuduklarını. Diğeri de okuduklarına göre yaşantısını düzenliyor, çevresini yeniden anlamlandırıyor, iş ve işlemleri ilahi okumalar ışığında yeniden kurguluyordur. Fark bu.
Buradan yola çıkarak doğru bir bakış açısına sahip olmayan insanlar asla doğru bir bilgiye de sahip olamazlar. Doğru bir bilgi olmadığı vakit söylenenlerin çoğu haliyle doğru da olmayacaktır. 
Düşüncenin iş ve işleyişini doğru kurgulayamayan insanlardan ne doğru bir söz sadır olur ne de doğru bir davranış... 
Bakış açılarını henüz düzeltemeyenler bilgiyi de kendi bakış açılarına göre düzenleyeceklerinden şüpheniz olmasın. 
Doğru bir bakış açısı da ancak dini emirlere teslimiyetle mümkündür. Dini vecibelere teslim olunmadan doğruyu bulmak muhal. 
Doğru bir bilgi herkese nasip olmaz. 
Ne diyelim! Biraz da nasip işi.

YORUMLAR

  • 0 Yorum