Reklam
Suçu Başkasında Arama Hastalığı
Nihat Güç

Nihat Güç

Suçu Başkasında Arama Hastalığı

20 Ekim 2020 - 11:12

Sanırım son dönemlerde zirve yapan en popüler hastalık bu! Bu illet başka hastalıklara da benzemiyor. Teknolojinin gelişmesine rağmen tıp bilimi henüz bir çare de üretemedi buna. Başlı başına kronik bir vakıa.
Müslümanların bilerek kapıldıkları veya içine birileri tarafından sürüklendikleri çok önemli bir girdaptan bahsediyorum. Bu girdaba herkesi çekmeye çalışıyorlar son dönemlerde. Nefse de hoş geliyor çünkü. Neyin nesidir diye soracak olursanız fazla uzatmadan hemen söyleyelim. Bu girdabın, bu illetin, bu hastalığın, bu tutkunun adı; "Kendini aklama ve paklama adına suçu başka yerde, başka insanlarda başka kulvarlarda arama." rahatsızlığıdır. Bu durum kangren olmuş, henüz tedavisi ufukta gözükmeyen bir leke.
Günümüzde hiç kimse kendisini yapılan yanlışlardan dolayı suçlu görmüyor, yanlış yapabilme ihtimalini dahi kabul etmiyor. Hep başkasını suçluyor ve yanlış yapmakla itham ediyor. "Biz mi? Tabi ki biz, sütten çıkmış ak kaşık gibiyiz. Asla hata yapmaz, kötüye, kötülüğe ve yanlışa tevessül dahi etmeyiz. Çünkü biz başkayız. Belki de biz gökten zembille inenlerdeniz."
Son dönemlerde; “Benim dışımdaki herkes ve her şey yanlış, bir tek doğru olan ve asla yanılmayan benim.” demeler hayli çoğaldı. Bu söylemlerin yüksek perdeden dillendiriliyor olması da bir başka handikap. Zaman zaman suçu kendi davranışlarımızda veya düşüncelerimizde aramak gerekirken dönüp hatayı din kardeşlerimizde veya dinin kendisinde bulmaya çalışıyoruz. 
Hatta din; yaşanamaz, uygulanamaz, kural ve kaideleri günümüze uyarlanamaz gibi bir çok bahaneye sığındık/sığınıyoruz. Bana kalırsa bizim düşüncelerimizde daha kötüsü zuhur etti. Dinden habersiz bir yaşamı, bir düşünceyi; dinin bir emri, bir kuralı, bir kaidesi sanacak kadar kendimizden geçtik. Belki de dünyalıklarla sarhoş olmuştuk. Tabi her şeyin bir yolu, bir yordamı var. Tüm bu söylediklerimi yapabilmek ve dillendirebilmek için kalp temizliğini en zirveye taşıdık. İşimize geldiği gibi tebdil ettik kimi ibadetleri kimisini de bizimle ilgili değil diyerek tehir ettik. Bununla da yetinmeyerek top yekun diskalifiye ettiklerimizin haddi ve hesabı yok. 
Bir gün Efendimiz (s.a.v.) itikafta iken eşi kendisini ziyarete gitti. Bir süre yanında kaldıktan sonra Efendimiz (s.a.v.) kendisini eve götürmek istedi ve yürümeye başladılar. Ümmü Seleme Validemizin (r.a.) odası önündeki mescit kapısına geldiklerinde Ensar’dan iki zat ile karşılaştılar. Selâmlaştılar. İki zat aceleyle uzaklaşmaya çalıştılar. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu kişilerin suizanda bulunmayacaklarına emindi. Lakin şeytan içlerine şüphe tohumu atmasın diye arkalarından seslenerek:
“Acele etmeyin, durun. Yanımdaki kadın Safiyye bint-i Huyey’dir.” dedi. Ve bu olaya istinaden bütün ümmetine şöyle ikazda bulundu:
“Şeytan, insanın vücudunda dolaşan kan mesabesindedir. Ben haklı olarak gönüllerinize şeytanın şüphe atmasından korktum.” 
Kimin kalbi Peygamber (s.a.v.)'in kalbinden daha pak daha temiz ve daha saf idi.
Yanlış anlaşılmasın! Kalp temizliği elbette önemlidir. Ancak her şey kalp temizliğiyle kayıtlı ve sınırlı değildir. Hem kalp temizliğinin ölçüsü ve kriteri ne? Yüce Allah, kalp temizliğini ve mutmainliğini emretmiş olduğu ibadetleri yerine getirmeye bağlamışken bizler farklı tellerden çalmaya deva mettik. "Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur." (Rad/28)
"Namaz kılmıyorum ama kalbim temiz. Oruç tutmuyorum ama kimsenin hakkını da yemiyorum. Zekat vermiyorum çünkü zengin değilim. Hacca gitmedim çünkü Arapları sevmiyorum. Arapça harfleriyle karşılaşmak istemediğim için de Kur'an okumuyorum. Hadislere de bakmak istemiyorum. Zaten dinimizin ilk emri oku değil mi? Bu yüzden elime ne geçerse okuyorum, araştırıyorum, yazıyorum çiziyorum." söylemlerini pelesenk ettik dilimize. 
Halbuki yapılması ve söylenmesi gereken bir tek şey vardı. O da; "Ben dini emirleri ne kadar öğrendim, hayatımda dini vecibeleri ne kadar yaşayabiliyorum." dememizdi. Bu da zordu tabi. Her yürek bunu kaldıramazdı. Dayanamazdı hakikate, gerçeğe...
Günümüz Müslümanları çok zor bir virajı dönüyorlardı. Ya devrileceklerdi virajı dönerlerken ya da savrulacaklardı. Savrulduklarından eminim ama devrildiklerinden henüz tam manasıyla mutmain  değilim. 
Başkasından beklemeden, kimin ne yaptığına bakmadan, kendi hayatımıza ve yaşantımıza odaklanma zamanının geldiğini gayet iyi biliyorum. Ölmeden önce yanlışlarımızı ve doğrularımızı irdelemek, onlarla yüzleşmek Kur'an ve Sünnet ışığında yeniden dizayn etmek kaçınılmaz bir durum. 
Bence eleştiriye kendimizden başlamak en büyük erdem. Şayet böyle yaparsak daha doğru yolda olacağımıza olan inancım tamdır. Ne güzel buyurmuş Rabbim: "Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır." (Haşr/18)

YORUMLAR

  • 4 Yorum
  • Ramazan Yıldız
    3 gün önce
    Hocam ağzınıza yüreğinize sağlık çok anlamlı ve insanları içten büyüleyen yazılar yazıyorsunuz.inşallah en büyük mertebeye ve en büyük hedefinize ulaşırsınız.saygilarimla sevgilerimle çok değerli hocam.
  • büşra yıldız
    1 ay önce
    nihat hocam ben okulunuzada bu sene eğitime başladım ve çok sevdim:) ... iyki sizin gibi bize rabbimizi anlatan hem öğretmen hemde yazarın öğrencisiyim çok şanslıyım sizin köşe yazılarınızı yakın zamandan beri takip ediyorum ve çok beğeniyorum . bize bilgi ve inanç anlamında çok şey katıyorsunuz . Allah razı olsun sizden Allah karşımıza sizler gibi hocalar çıkarsın inşallah:)
  • Fanı şeyhanli
    1 ay önce
    Allah razı olsun
  • Nihat GÜÇ
    1 ay önce
    Fani şeyhanlı Sizden de allah razı olsun Teşekkür ederim hocam