Reklam
Nihat Güç

Nihat Güç

Yalan

23 Ağustos 2019 - 14:18

Yalan; hakkın, hakikatin ve gerçeğin üstünün örtülmesidir. Yalan; doğrunun çarpıtılmasıdır aynı zamanda. Bahaneye sarılarak hak ve hukuktan ayrılmaktır yalan.
Kendiliğinden, random olarak vuku bulan bir eylem değildir. Üzerinde düşünülmüş, tasarlanmış, bilinçli bir eylemdir yalan. 

Kişi doğarken yalanı bilmez. Aslı temizdir insanın. Kişinin çevresi dostları ve akrabaları yaptıklarıyla ve söyledikleriyle yalanı öğretir insana. Üç dört yaşına kadarki çocuklara bakın ne demek istediğimi anlarsınız. 
Ortaya çıkışı bir çok şekilde olabilir. Genellikle icra edilmiş bir yanlışın üstünün kapatılması için baş gösterir. Yalanı şöyle de tarif edebiliriz; yanlışı yanlışla paklâma ve aklama işidir. 

Yalan söyleyen kişinin sadece kendisini ilgilendiren boyutu olduğu gibi kendisinden başlayarak toplumun her kesimini ilgilendiren bir boyutu da bulunmaktadır. Kişi söylediği yalanla kendisini yaratan Rabbini aldatmaya çalıştığını söylemekte fayda mülahaza ediyorum. 

Söylenen yalanın sebebi; icra edilen yanlışın, yanlış olmadığını lanse etmeye, yapılan yanlışı düzeltmeye yahut yapılan işin yanlış olmadığını izhar etmeye matuftur. 
Yalan söylemekle kişi; kendisi dahil ilgili herkesi kandırmaya yönelik bir çaba sarf etmiş olmaktadır. Bu vesileyle söylenmiş her yalan aslında bir ihaneti de barındırmaktadır.

Eğer yanlış yapmamaya gayret gösteriyorsa biri; kendisinden korkmanıza ve çekinmenize gerek yok. O büyük bir ihtimalle yalan söylemeyecektir size. Yanlış yapmamaya gayret gösteren insan aldatamaz kimseyi. Çünkü düzeltmesi gereken yanlışı, üstünden kalkması gereken çürük yumurtaları yoktur.

Allah’a, Resulüne ve Kitabına inanmış bir insan asla yalana tevessül etmez, edemez de. İnanmakta olduğu inanç yalan konuşmayı gerektirecek işlerden alıkoyacaktır. “…Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır” (Bakara/10) buyurulmaktadır. Yalan konuşmak, İslam inancına göre azaba sebeptir. İnancı olan insan bunu bilir ve buna göre davranır. Bir başka ayette de; “... yalan söz söylemekten de kaçının” (Hacc/30) buyurulmaktadır. Bu vesileyle yalan söylemenin hem ahlaki hem de itikadi bir boyutu bulunmaktadır. 

İslam; kişinin hem ahlakını hem de itikadını düzelten bir inanç sistemidir. Peygamber döneminde inancı sağlam hiçbir Müslüman yalana tevessül etmezdi, edemezdi.. Yalandan alıkoyan bir inanca sahiplerdi. 
İnanç ve ahlaki davranış birbirinden ayrılamaz iki konudur. Et ve tırnak gibidir. Biri diğerine tercih edilemediği gibi sadece biri yeterli kabul edilmezdi. Hem Müslümanın ahlakı İslam’ın istediği gibi olmalı hem de inancı tam ve mükemmel olmalıdır.

Bu konuyla ilgili Kur’an-ı Kerim’de çok enteresan bir ayet daha bulunmaktadır; “Kim bir hata veya günah kazanır da sonra bunu bir suçsuza yüklerse, gerçekten o, böyle bir yalanı (bühtan) ve apaçık bir günahı yüklenmiştir”. (Nisa/112)

Bu nokta-i nazardan baktığımızda yalanın iman (inanç) ile de irtibatlı olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. Yalan bu vechiyle olsa gerek, münafıklık alameti içerisinde zikredilmiştir. Malumunuz Münafık Müslüman olarak kabul edilmediği gibi Kafirden daha aşağı bir derekededir ve tehlikelidir. Buhari’de geçen bir hadiste; Münafıklığın üç hasletinden birinin de yalan söylemek olduğu asla unutulmamalıdır.

Yalan söylüyorsa bir kişi; ya imanında zayıflık mevcuttur, yada işlediği fecaati düzeltmekle meşguldür. 
Rabbim hepimizi yalandan ve yalancıdan muhafaza buyursun!

YORUMLAR

  • 4 Yorum