Reklam
Reklam
Ömer Öztürk

Ömer Öztürk

Aşk

30 Aralık 2020 - 20:37

                                                    AŞK                  
                 Geçenlerde bir arkadaş aşka dair bir şeyler yazar mısın? dedi. Aşkı yazmak için yaşamak gerekmez mi? dedim. Aşkı yaşamayan var mı ki? dedi… Arkadaşı kırmamak adına haddim olmadan bir şeyler  karalamak istedim…
               Aşk nedir… Tarifi var mıdır,  tarif edenler yaşamış mıdır.. Aşık kimdir Maşuk nedir. Aşk karşılıklı mıdır gibi yüzlerce sual söylenmiştir tarih boyunca, daha nice tanımlar elbette yapılabilir bu konuda... Lakin bu üç harfin taşıdığı manayı açıklamaya, anlamaya ne sorular yetmiş ne cevaplar kafi gelmiş… Buna rağmen Aşktan tüm insanlık kendi hissesine düşeni almış,  aşkı herkes kendi ahvaline, yaşanmışlık derecesine göre yorumlamış ancak bu üç harfin yarattığı infiale kimse dur diyememiş, bir türlü sonuna nokta  konulamamıştır.
                Bizimde denizde bir damla misali tarihe bir anektod kalması, virgül konulan yere birkaç kelam yerleştirmek adına; Hani diksiyonu muhteşem bir konuşmacıyı büyük bir hayranlıkla, iştiyakla ağzı açık dinlersiniz de sonunda size ne anlatıldı denilse,  koca bir hiç zikredersiniz ya. İşte aşk ağzı açık kalarak büyük bir istekle yaşadığınız o koca ‘hiç’tir. 
          Aşk; maşuka olan muhabettinden dolayı hayatın kendisine bağışlamış ömrü, koşarak feda edebilen Devreş Abdidir... 
          Aşk;  temsil, metafor değil yaşanılmış olan, kavuşmak uğruna türlü zillete mahkum olup hiçbir zaman müşteki olmadan yola revandır… 
         Aşk;  ne kirpiktir ne kara kaştır, ne yaştır ne selvi baştır, sevmek ateş ise aşk içinde yanmaktır…. 
         Aşk; şehveti, gururu, enaniyeti bir kenara bırakıp, söz dinlemez yüreğe prangalar takmaktır.
         Aşk; şevktir, sonunda hüsran olacağını bile bile, yaşama katılan heyecan, nihayetsiz muhabbettir. 
         Aşk;  Bir daha açılmamak üzere soldaki kümbete mil çekerek, birinde, birbirinde yok olmaktır. 
         Aşk;  herkesin büyük bir perestiş ile gözünü kamaştıran lakin çeşitli nedenlerde hiç kimsenin varamadığı ateşten kaynak, sınırı belirsiz dikenli bir tarlaya, yalınayak girip çıkmak için uğraşmamaktır…  
          Aşk; dokunmadan, yaklaşmadan,  sarılmadan hep uzaktan bakmak, hep uzakta var olmak, her an onunla yürüdüğünü sanıp onca uzaklığa rağmen ona ram olmaktır.  
          Aşk; nebata dönüşüp gururunu, mutluluğunu, tüm ömrünü bağışlamak, perişanlığı pişmanlığa tercih ederek sıkıldığında yumruk yerine sol tarafını tutmak, yutmaktır yutkunmaktır… 
             Uzattıkça bir şeyler anlattığımı zannediyorum. Halbuki fazla söze ne gerek var. İçimizden geldiği gibi hissederek söyleyeceğimiz tek kelime, tadı bilinmeyen onlarca kelimeye bedel değil midir?
              Bence aşk; vazgeçmektir…  
              Neyden mi? 
              Kendinden…. 
             Ya sence?

YORUMLAR

  • 7 Yorum