Reklam
Reklam
Ömer Öztürk

Ömer Öztürk

Yazmak

09 Mart 2021 - 19:58

Her yazdığımız yazının sonunda yazılacak bir şey kalmadığını sanıyoruz. Hayal dünyamızın penceresini küçültmüş, sınırlı hafızamızla sınırlandırmışız kelimeleri. Eksikliğimizi, düşünce dünyamızın sözcüsü olan kelimelere mal edip, kullanılmış  bir kelimenin tekrar kullanmanın yersiz olduğu zannına kapılıyoruz. Halbuki on rakamdan binlerce permütasyon oluşturulabilineceği gibi binlerce kelimeden de milyon manalı kombinasyon çıkartılabilir. Bu yetkinlik, insanın basiretinden tutun da ferasetine kadar tüm parametrelerin eşgüdümlü hareket etmesine bağlıdır. Zira bazen otururken bazen yürürken gördüğümüz bir şey veya duyduğumuz bir cümle, kısaca yaşarken karşılaştığımız herhangi bir olay, içimizdeki birikmiş sessizliğe bir kıvılcım olur, konvansiyonel bakış açımızı değiştirir, algımızı artırır, bizi yeni bir şeyler yazmaya, söylemeye meyl eder… Bu sevkin  sonucunda ve yaptıklarımız kadar yapmadıklarımızdan da sorumlu olma bilinciyle, kendimizi birden yazının içinde buluruz… Yazdıkça devamı gelir, devamı geldikçe şevkimiz, azmimiz  artar.  Artık, boş sayfalar, ‘beni yaz’ diye çağırmaya başlar.  Söyleyeceğimiz bir vecizenin, insanlık tarihi boyunca defaten çeşitli versiyonlarının zikredilmiş olması da hevesimizi kırmamalı.  Önemli olan, bu yazılanların içinde var olmak, onu kanıksamak, kendisi ile yazdığı arasında aracı olmadan, simülasyona mahal vermeden, hazır sunulmuşa konmadan yüreğinin harmanından indirerek, ona inanarak onu tüm benliğiyle yaşamaktır. Ruhunu sanatına üflemiş bir sanatçı edasıyla, paylaşılan duygu ve düşüncelerin hissederek, özümüzden türeyerek doğmasına çalışmaktır.  Aksi halde yazılanların, sıradan kelimelerden müteşekkil bir cümle yığınına dönüşeceği, okuyucunun ruh alemine  nüfuz edemeyeceği, gerçeğini bilmek gerek.
                Asıl sorgulamamız gereken, aynamız olan yazımızda zikredilenlerin, verilmiş geçici roller olarak mı icra edildiği yoksa yaşanılmışın ya da yaşanılması istenilenin mi kelimelere yansıtıldığıdır? Bizden bağımsız dile gelen sözcüklerle kağıda dökülmüş kelimelerin, kibrin emarelerini teşhir etmek ya da alacağı lezzetten ziyade karnını doyurmak için yemek yiyen bir ferdin davranışından farkı yoktur…    Dürüstlükten bahseden birinin hayatı içtimaiyede tersi hareket etmesinin toplum nezdinde değeri neyse, kendi yazdıklarını, savunduklarını yaşamayan bir insandaki tezat odur. Kifâyetsizliğini kâfi sanıp, varsa vicdanıyla, hakikat ve hayal arasındaki en büyük paradoksu yaşamaya mahkum olur...  Velhasıl; İnsan, ya yazdığı gibi olmalı ya da olduğu gibi yazmalı… !
 
 

YORUMLAR

  • 3 Yorum
  • Mehmet oymak
    1 ay önce
    Yazı Tarihin derinliklerinde günümüze herseyi aktaran duygu düşünce ve heyacanlarımızın ortak anlatım metotu olan yazı sizin gibi değerli yazar araştırmacıların katkısıyla bir ölümsüzlük abidesi olmaktadır
  • Mehmet oymak
    1 ay önce
    Yazı Tarihin derinliklerinde günümüze herseyi aktaran duygu düşünce ve heyacanlarımızın ortak anlatım metotu olan yazı sizin gibi değerli yazar araştırmacıların katkısıyla bir ölümsüzlük abidesi olmaktadır
  • Mehmet oymak
    1 ay önce
    Yazı Tarihin derinliklerinde günümüze herseyi aktaran duygu düşünce ve heyacanlarımızın ortak anlatım metotu olan yazı sizin gibi değerli yazar araştırmacıların katkısıyla bir ölümsüzlük abidesi olmaktadır