Reklam
Birliğin Esrarı
Sadık Kurt

Sadık Kurt

Birliğin Esrarı

14 Eylül 2020 - 17:56

Bana göre birliğin esrarı ve orijini; birlik olmayan, birbirinden oldukça farklı olan her birinin kendi başına gerçekten bir olduğu, yanı tefrikadır. Parçalarda, tefrikada; her şey birbirinden ayrı ve uzak, her şey kendi başına özgün ve özgürdür. Bu özgün, özgür, bağımsız, kendi başına ve kendi kendine hayat süren parçaların; yine özgün ve özgür iradeleriyle konsensüs sağlayıp bir araya gelmeleriyle; ‘BİRLİK'' dediğimiz o ütopik elma ortaya çıkmıştır...
       
Tüm parçaların kendi varlığını, özünü ve özgünlüğünü; kendi iradesiyle bir araya gelerek oluşturmuş olduğu yapıya ''BİRLİK'' diyoruz...

Benim birlikten anladığım budur. Bunun dışındaki bir araya gelmeler birlik olmayıp; bir güçlünün diğer bütün farkları ve parçaları bir potada eritmesidir. Bunun da adı; asimilasyon ve imhadır...

Buradaki tezimizi birkaç örnekle açıklığa kavuşturalım. Bir orduyu düşünelim. Ordu; bir askeri birliktelik ve organizasyondur. Ordunun temel taşı “avcı eri”dir. Her şeyden önce bir “er”, beyniyle, düşüncesiyle, fiziğiyle, vicdanıyla hür  ve özgün bir er. Erlerden tim, timlerden manga, mangalardan takım, takımlardan bölük, bölüklerden tabur, taburlardan alay, alaylardan tuğay, tuğaylardan tümen, Tümenlerden kol ordu ve kolordulardan da ordu meydana gelir. Ordudan geriye doğru geldiğimizde, muazzam bir organizasyon ve bütünlük, aşamalı aşamalı atomize olduğu görülmektedir. “erden” “ordu”ya doğru gidildiğinde; tümevarım metoduyla, birliğin gittikçe güçlendiğini görüyoruz. Ordu; güçlü, canlı bir bütün olan ama ‘’salt bir’’ olmayan muazzam bir birliktir.
Ordu için verdiğimiz örneği meclis, sendika, parti, dernek gibi birlikler için de verebiliyiz! 
Bütün bunlarda; çok seslilik, farklılık, birden fazla beyin, fikir ve düşünce vardır. Buradan da özgür beyinlerin etkileşimi ve sentezi söz konusudur. 

Allah (CC)’u. “Allahın ipine sımsıkı sarılıp ayrılığa düşmeyiniz” diye emir ferman buyurmaktadır.  
İnsan eşrefi mahlukattır. Yaratılanların en şereflisidir. En özeli ve en hayırlısıdır. Çünkü insan hiçbir yaratıkta olmayan cüzi irade, akıl, fikriyat ve muhakeme etme melekelerine sahiptir. İnsan bu ulu melekeler sayesinde; iyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı, helali ve haramı seçebilmektedir.
İnsandaki bu üstün melekelerden ötürü;Allah (cc’)u insanı muhatap almaktadır. Ayrıca bu melekelerin anlam kazanması için, öncelikle insanın özgür olması lazım, imkan ve irade sahibi olması lazım. Yani Allah (CC)’u bütün istidatlarını sosyolojik hayata idealize edebilen fert ve gurupları öncelikle muhatap almakta ve onlara seslenmektedir. 

“Allahın ipine sımsıkı sarılıp ayrılmayın’’ Ferman-i İlahiyi yerine getirebilmek için; evvela özgür ve özgün bir şahsiyetin olması gerekir. Bu sorumluluğun altından kalkabilecek maddi manevi bir iradenin mevcudiyeti zorunludur. Bu vesileyle özgür toplum,hakiki birliktelik; özgür bireylerden, özgür şahıslardan ve özgür organizasyonlardan geçmektedir. Yani özgür ve özgün farklılıkların oluşturduğu bir bütünlük, ancak ve ancak; hakiki birlikteliği ifade edebilir.

Aslında bu esrarı; mevcudatın külliyatında  müşahade etmek mümkündür. Şöyle yer yüzüne ve evrenin derinliğine bir bakalım. Dünyayı saran gaz tabakaları; her gök cisminin kendi nevi şahsına münhasır göğü,çekim-itim enerjisi. Bütün bunlara rağmen, uzayda muazzam bir düzen ve ahenk olduğunu görüyoruz. Düzen ve birlik mevcudatın tefrikatında; farklı varlığın külli ve düzenli mecmuasında; farklılıkların birbirine destek vermesinde nevzuhur olunduğu görülmektedir. Düzen ve birlik tüm varlıkta, tüm varlığı bir araya getiren yüce kudrettin zahiri ve batını sırlarında mündemiçtir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum