İnsan hayatında en çok tartışılan konulardan biri “doğru yatırım” meselesidir. Özellikle ekonomik belirsizlik dönemlerinde altın, döviz ya da gayrimenkul üzerinden yapılan kıyaslamalar, çoğu zaman insanların psikolojisini etkileyen bir yarışa dönüşür. Oysa yatırım sadece kazanç hesaplarından ibaret değildir; aynı zamanda hayat kalitesi, ihtiyaçlar ve huzur ile doğrudan ilişkilidir.
Birçok kişi altınını bozdurup ev ya da araç aldığında, bir yıl sonra altının yükseldiğini görünce pişmanlık hissine kapılabiliyor. “Keşke satmasaydım” düşüncesi, bireyin yaptığı tercihleri sorgulamasına yol açıyor. Ancak aynı senaryoda altın değer kaybetseydi, bu karar “zekice” veya “dahice” olarak yorumlanacaktı. Bu durum bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. İnsanlar çoğu zaman sonuçlara göre kararları yargılar, oysa doğru karar; o günün şartları, ihtiyaçları ve imkânları doğrultusunda verilen karardır.
Ev, insan için sadece bir yatırım değildir; güven, huzur ve barınma ihtiyacının karşılığıdır. Aynı şekilde araç, birçok kişi için bir lüks değil, günlük hayatı kolaylaştıran temel bir ihtiyaçtır. Altın ise tarih boyunca güvenli liman olarak görülmüş, değer saklama aracı olmuştur. Fakat altın, insana bir yuva sıcaklığı ya da yaşam konforu sunamaz. Altını hayatın merkezine koymak, bazen hayatı ertelemek anlamına gelebilir.
Modern çağda insanlar, sürekli grafik takip ederek, piyasa hareketlerini analiz ederek yaşamaya çalışıyor. Ekonomik verileri takip etmek elbette önemlidir; ancak hayatın tamamını buna adamak, insanı ruhsal olarak yıpratabilir. Çünkü yatırım araçları huzur satın almaz. Huzur, doğru zamanda doğru ihtiyaçları karşılayabilmekle ve hayatı yaşayabilmekle ilgilidir.
Bir an için şu soruyu sormak gerekir: İnsan, tüm hayatını daha fazla kazanma beklentisiyle ertelediğinde geriye ne kalır? Eğer yaşam boyunca sadece birikim yapılır ve hayatın sunduğu imkanlar sürekli ertelenirse, geride yaşanmamış anılar ve kullanılmamış fırsatlar kalabilir. Maddi birikim elbette önemlidir, ancak hayatın tek amacı haline geldiğinde insanın asıl hedeflerini gölgede bırakabilir.
Ekonomik açıdan bakıldığında da ilginç bir gerçek vardır. Eğer herkes altının sürekli değer kazanacağını kesin olarak bilseydi, kimse ev, araba ya da başka bir ihtiyaç satın almazdı. Bu durum, hayatın ve ekonominin doğal akışına da aykırıdır. Çünkü üretim, tüketim ve ihtiyaç dengesi toplumların gelişmesini sağlar.
yatırım araçları, insan hayatını kolaylaştıran birer araçtır. Ancak araçlar amaç haline geldiğinde, insan asıl hedefini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır. Doğru yatırım, sadece maddi kazanç getiren değil, aynı zamanda yaşam kalitesini artıran tercihtir. İnsan bazen birikim yapmalı, bazen de birikimini hayatını güzelleştirmek için kullanmalıdır. Çünkü gerçek kazanç, sadece rakamlarda değil; huzurda, güvenlikte ve yaşanmış bir hayatın değerinde saklıdır.




YORUMLAR