Bu yıl gökyüzü cömert. Yağmurlar zamanında yağdı, toprak suya doydu. Tarlalar umutla yeşerdi. Köylerde aynı cümle dolaşıyor: “Bu sene bereketli olacak.”
Ama cümlenin sonu hep yarım kalıyor.
Çünkü çiftçi, yağmurun hesabını değil mazotun hesabını yapıyor.
Traktörün anahtarı cebinde, gözü ise akaryakıt tabelasında. Toprağı sürmek, ekmek, gübrelemek, ilaçlamak, sulamak, hasat etmek, ürünü pazara taşımak… Tarımın her adımı mazotla atılıyor. Yağmur bedava ama üretim çok pahalı.
Eskiden kuraklık en büyük korkuydu.
Bugün en büyük korku maliyetler.
Yağmur bol olunca verim artar. Verim artınca masraf da artar. Çünkü daha çok sürersiniz, daha çok çalışırsınız, daha çok yakıt yakarsınız. Bereket arttıkça mazot gideri de büyür. İşte tarımın acı gerçeği burada başlıyor: Ürün çoğaldıkça kazanç artmıyor, bazen zarar büyüyor.
Çiftçi artık gökyüzüne bakıp sevinemiyor.
Önce pompaya bakıyor, sonra buluta.
Bir litre mazotun fiyatı, bir dönüm tarlanın kaderini belirliyor. Hesap basit ama ağır: “Bu tarladan çıkacak ürün, bu mazotu karşılar mı?” Eğer cevap tereddütlüyse, o yıl ne kadar yağmur yağarsa yağsın, çiftçi için bereket eksik kalıyor.
Ürün tarlada değerli, pazarda değersiz.
Maliyet tarlada büyüyor, kazanç pazarda eriyor.
Çiftçi çok üretince zenginleşmesi gerekirken, daha çok borçlanıyor. Çünkü girdi fiyatları ürün fiyatlarından daha hızlı artıyor. Mazot pahalı olunca; gübre pahalı, ilaç pahalı, nakliye pahalı, sulama pahalı… Hepsi birbirine bağlı bir zincir gibi.
Bu zincirin en ağır halkası ise mazot.
Tarım sadece toprakla yapılan bir iş değil artık; ekonomiyle verilen bir mücadele. Gençler köyde kalmak istemiyor. Tarlalar miras kalıyor ama emek miras kalmıyor. Çünkü toprağın bereketi, mazotun gölgesinde kayboluyor.
Oysa çiftçi kazanamazsa şehir de kazanamaz. Tarladaki zarar, pazardaki fiyat olarak herkese döner. Sofradaki ekmeğin maliyeti, tarladaki mazotla başlar.
Bu yıl yağmur var.
Toprak hazır.
Emek hazır.
Ama çiftçi yine temkinli.
Çünkü biliyor ki yağmur bereket getirir…
Mazot ise hesabı bozar.
Yorumlar
Kalan Karakter: