Televizyon dünyasında bazı diziler vardır; daha ilk bölümlerinden itibaren izleyiciye farklı bir şey vaat eder.
İnci Taneleri de böyle bir diziydi. Senaryosunu yazdığı ve başrolünü üstlendiği Yılmaz Erdoğan, uzun bir aradan sonra televizyona güçlü bir hikâyeyle dönmüş, özellikle Azem karakteri üzerinden derin, şiirsel ve yer yer toplumsal bir anlatı kurmuştu.
Ancak dizinin 51. bölümde ekrana veda ettiği final, ne yazık ki ilk bölümlerin yarattığı güçlü etkiyi taşıyamadı. Hatta birçok izleyici gibi ben de bu finali açıkça “zayıf” buluyorum.
Bunun en önemli nedeni, final bölümünün önemli bir kısmının eski bölümlerden kesitlerden oluşmasıydı.
Elbette bazı diziler finalde geçmiş sahnelerle bir hatırlatma yapar. Bu, karakterlerin yolculuğunu özetlemek açısından anlamlı olabilir. Ancak İnci Taneleri’nde bu kesitler o kadar uzun tutuldu ki, yeni bir hikâye anlatmak yerine sanki zaman dolduruluyormuş hissi doğdu. Oysa final bölümü, bir dizinin en yoğun, en güçlü ve en çarpıcı anlatı anı olmalıdır.
Bir diğer mesele ise hikâyenin doğal akışıyla ilgili. İnci Taneleri’nin ilk sezonu gerçekten güçlüydü. Azem karakterinin trajik geçmişi, Dilber’in dramatik hikâyesi, sokak hayatı ile entelektüel dünyanın çarpışması ve toplumsal eşitsizliklere dokunan sahneler diziyi sıradan bir dramın ötesine taşıyordu. Fakat ilerleyen bölümlerde hikâyenin odağı giderek dağıldı. Yan karakterlerin artması ve ana dramatik hattın zayıflaması, dizinin temposunu düşürdü.
Bunun televizyon sektöründe çok sık görülen bir nedeni vardır: Hikâye aslında bitmiştir ama dizi devam eder. Başarılı projeler çoğu zaman reyting nedeniyle uzatılır. Ancak hikâye doğal sonunu geçtiğinde, anlatı ister istemez zayıflar. İnci Taneleri’nde de üçüncü sezonun biraz böyle bir his verdiğini söylemek mümkün.
Finalde dikkat çeken bir diğer eksiklik ise karakterlerin hikâyelerinin yeterince derin bir kapanışla sonlandırılmamasıydı. İzleyici elli bölüm boyunca bu karakterlerle bir bağ kurdu. Azem’in ailesiyle ilişkisi, Dilber’in hayatındaki dönüşüm ve diğer yan hikâyeler çok daha güçlü sahnelerle tamamlanabilirdi. Ancak finalde birçok hikâye hızlıca geçildi ve bu da duygusal yoğunluğu azaltan bir etki yarattı.
Elbette İnci Taneleri’ni yalnızca final bölümüyle değerlendirmek haksızlık olur. Dizi, özellikle ilk sezonunda Türk televizyonlarında pek alışık olmadığımız bir dil kurdu. Yılmaz Erdoğan’ın şiirsel diyalogları, karakterlerin kırılganlıkları ve hayatın küçük ama derin hikâyelerine yaptığı vurgu, diziyi farklı bir yere taşıdı.
Belki de bu yüzden final daha fazla eleştirildi. Çünkü beklenti çok yüksekti.
Sonuçta İnci Taneleri, güçlü bir başlangıç yapan ama kapanışı o kadar güçlü olmayan bir dizi olarak televizyon tarihindeki yerini aldı. Bazı hikâyeler, başlangıçlarıyla hatırlanır. İnci Taneleri de muhtemelen biraz böyle anılacak.
Ama yine de şu gerçeği kabul etmek gerekir: Azem karakteri ve o hikâyenin ilk bölümleri, uzun süre hafızalarda kalacak.



YORUMLAR