Reklam
Boşanmanın Coğrafyası
Mehmet Emin KUŞ

Mehmet Emin KUŞ

Boşanmanın Coğrafyası

03 Şubat 2026 - 22:55

Eskiden Daha İyiydi mi, Şimdi Daha Özgür mü?

 
Boşanma tartışmaları genellikle iki uçtan yürütülür:
Bir taraf “Eskiden aile vardı, sabır vardı, uyum vardı” der.
 
Diğer taraf ise “Şimdi özgürlük var, haklar var, kimse katlanmak zorunda değil” diye karşı çıkar.
Gerçek şu ki, bu iki yaklaşımın da tek başına anlattığı bir hakikat yok.
 
Çünkü evlilik sadece iki insanın değil; kültürün, ailenin, ekonominin, dinin ve toplumun ortak ürettiği bir ilişkidir. Boşanma da öyle.
 
Geleneksel yaklaşımın haksız olduğunu söylemek kolay ama doğru değil. Eskiden insanlar büyük ölçüde aynı kültürden geliyordu. Beklentiler belliydi, roller tanımlıydı. Aileler evliliğe daha fazla rehberlik eder, çiftler sorun yaşadığında hemen dağılmak yerine çözmeye çalışırdı. Ortak değerler, belli bir uyumu beraberinde getirirdi.
 
Ancak burada çoğu zaman görmezden gelinen temel bir gerçek var:
O uyumun önemli bir kısmı eşitlikten değil, mecburiyetten doğuyordu.
 
Kadın çoğu zaman eziliyordu, baskı görüyordu, hatta şiddete maruz kalıyordu ama ses çıkaramıyordu. Çünkü boşanmanın bedeli, evlilikte kalmanın bedelinden daha ağırdı. Gidecek bir evi yoktu, ekonomik özgürlüğü yoktu, toplum onun yanında değil evliliğin yanında duruyordu. Şiddet, mutsuzluk ve baskı “sabır” adı altında normalleştiriliyordu.
 
Bu yüzden “eskiden boşanma azdı” demek,
“eskiden evlilikler sağlıklıydı” demek değildir.
Modern döneme geldiğimizde ise tablo değişti. Bugün kadın da erkek de hukuken ve fiilen kendini daha güvende hissediyor. Bir düğmeye basıldığında kolluk kuvvetlerinin dakikalar içinde kapıya gelmesi, özellikle yıllarca korunmayan kadınlar için son derece yerinde ve hayati bir kazanımdır. Bu, küçümsenecek ya da tartışmaya açılacak bir gelişme değildir.
 
Ancak modernliğin de kör noktaları var.
Bugün evlilik kararları çok hızlı alınıyor. Aileler sürece ya aşırı müdahil oluyor ya tamamen dışlanıyor. Gerçek uyum evlilikten önce yeterince sorgulanmıyor. Sabır ile katlanmak arasındaki fark sık sık karıştırılıyor. En ufak krizde “bitir gitsin” refleksi devreye giriyor.
 
Yani özgürlük arttı ama derinlik azaldı.
Asıl mesele geleneksel ya da modern olmak değil.
Asıl mesele, insanı merkeze alan ama toplumu da yok saymayan bir denge kurabilmek.
 
Ne kadının ezildiği, susturulduğu, “yuvanı bozma” diye baskılandığı eski düzen doğruydu;
ne de saygının, emeğin, sabrın değersizleştiği, her ilişkinin tüketim nesnesi gibi görüldüğü bugünkü yüzeysel anlayış.
 
Evlilik; ne kutsal bir hapishane,
ne de ilk sarsıntıda terk edilecek geçici bir sözleşmedir.
 
Boşanmanın coğrafyası da bu yüzden önemlidir. Boşanma her yerde aynı kelimeyle anılır ama her yerde aynı anlama gelmez. Batı toplumlarında evlilik, kutsal bir kaderden çok sürdürülebilir bir sözleşme olarak görülür. Anlaşma bittiğinde, sözleşme de biter. Kimse kimseye “niye boşandın” diye hesap sormaz; en fazla “iyi misin” diye sorar.
Ama dünyanın her yeri Batı değildir.
 
Ve her evlilik sadece iki kişi arasında yaşanmaz.
Türkiye’de boşanma meselesi coğrafyaya göre iki ayrı hikâye anlatır. Büyük şehirlerde boşanma artık olağan bir durumdur. Kadın çalışıyordur, ekonomik gücü vardır, sosyal çevresi vardır. Evlilik yürümediğinde “katlanmak” bir erdem sayılmaz.
 
Doğu ve Güneydoğu’da ise tablo uzun yıllar çok farklıydı. Bu bölgelerde boşanmak zordu; zor olduğu için değil, ayıp olduğu için. Boşanan kadın sadece evliliğini değil, itibarını da kaybederdi. Boşanan erkek “başaramamış” sayılırdı ama hayatına devam ederdi. Kadın ise çoğu zaman hayattan düşerdi.
 
Bugün bu tablo değişiyor. Kadınlar daha eğitimli, daha bilinçli, daha güçlü. Haklarının farkındalar ve artık susmak zorunda olmadıklarını biliyorlar. Bu yüzden boşanmalar arttı. Ama bu artış çoğu zaman yanlış okunuyor.
 
Gerçek şu:
Boşanmalar artmadı, görünür oldu.
Eskiden bitmiş evlilikler kâğıt üzerinde sürüyordu. Şimdi insanlar biteni bitmiş sayıyor.
Boşanmak hukuken kolaylaştı ama duygusal ve toplumsal olarak hâlâ kolay değil. Özellikle bu bölgelerde boşanan kadın hâlâ sorgulanıyor, suçlanıyor, “niye sabretmedin” diye yargılanıyor.
Asıl sorulması gereken soru şu değil:
“İnsanlar neden daha çok boşanıyor?”
 
Asıl soru şu:
İnsanlar neden mutsuzken evli kalmak zorunda bırakıldı?
Evlilik bir zorunluluk değil, bir tercihtir. Ve her tercih gibi sürdürülemediğinde bitme hakkı vardır. Boşanmayı konuşurken ahlâk dağıtmak kolaydır. Ama asıl ahlâk, insanlara mutsuzluk içinde yaşamayı dayatmamaktır.
 
Çünkü bazen boşanmak bir yıkım değil,
hayatta kalma biçimidir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum