Şanlıurfa’nın siluetine kazınmış iki sütun… Halk arasında “mancınık” diye anılıyor. Rivayet o ki, bu mancınıklara İbrahim bağlandı ve ateşe atıldı. Aynı anlatının devamında denir ki, ateş suya dönüştü; odunlar balık oldu; bugün Balıklıgöl’de yüzen balıklar o ateşin küle dönmeyen hatırasıdır.
Anlatı güçlüdür. Duygusal ve semboliktir. Fakat tarih, sembollerle değil verilerle konuşur.
Kronolojinin Soğuk Gerçeği
Hz. İbrahim’in yaşadığı dönem geleneksel kabule göre MÖ 2000’ler civarıdır. Buna karşılık Urfa Kalesi’nin mevcut sur ve burç kalıntıları Roma dönemine, özellikle MS 4. yüzyıla tarihlenir. Arada yaklaşık 2400 yıllık bir zaman farkı vardır.
Roma döneminde inşa edilmiş bir yapının unsurlarına, iki bin yıl önce yaşamış bir peygamberin bağlanmış olması tarihsel olarak mümkün değildir.
Kaledeki sütunların “mancınık ayağı” olduğuna dair arkeolojik bir kanıt da yoktur. Büyük ihtimalle anıtsal bir Roma yapısının kalıntılarıdır. “Mancınık” ifadesi, dramatik anlatının ürünüdür.
Balıklıgöl Rivayeti
Aynı şekilde Balıklıgöl’deki balıkların “kutsal” olduğu, bunların Hz. İbrahim için yakılan ateşin odunlarından dönüştüğü; göldeki suyun da ateşten meydana geldiği yönündeki anlatı da teolojik değil, folkloriktir.
Kur’an’da ateşin “serin ve selamet” kılındığı ifade edilir; ancak ateşin suya dönüştüğü, odunların balık olduğu şeklinde bir anlatım yoktur. Bu detaylar, sonraki halk rivayetlerinin ürünüdür.
Balıklıgöl’deki balıklar biyolojik olarak bölgedeki doğal türlerdir. Onlara kutsiyet atfetmek inanç tercihidir; fakat bunu tarihsel olay gibi sunmak bilimsel değildir.
Mit ile Hakikat Arasında
Şehirler hikâyelerle büyür. Kutsal anlatılar bir kimlik üretir. Urfa’nın “peygamberler şehri” olarak anılması, yüzyıllar içinde oluşmuş kolektif bir hafızanın sonucudur.
Ancak şu ayrımı yapmak zorundayız:
Bir anlatı inanç değeri taşıyabilir; ama bu, onun tarihsel gerçeklik olduğu anlamına gelmez.
Efsaneler kültürel mirastır. Fakat tarih, kanıt ister.
İnanç mı, Turizm mi, Gelenek mi?
Bu tür anlatılar zamanla:
Şehre kutsiyet atfetme,
Manevi çekim merkezi oluşturma,
İnanç turizmini güçlendirme,
Kolektif aidiyet üretme
gibi işlevler üstlenir.
Sorun, insanların inanması değil; inanç anlatılarının tartışılmaz tarih gibi sunulmasıdır.
Dolayısıyla
Urfa Kalesi’ndeki sütunların mancınık olduğu iddiası da, Balıklıgöl’deki balıkların ateşin odunlarından dönüştüğü anlatısı da mevcut tarihsel ve bilimsel veriler ışığında efsanevi kabullerdir.
Bunlar kültürel folklorun parçasıdır; fakat tarihsel gerçeklik değildir.
Efsane, şehri büyüler.
Ama hakikat, zihni özgürleştirir.




YORUMLAR