Reklam
Şöhret Hastalığı ve Yerinde Bırakmamak!
Mehmet Emin KUŞ

Mehmet Emin KUŞ

Şöhret Hastalığı ve Yerinde Bırakmamak!

02 Ocak 2026 - 09:32

Şöhret, insana geçici bir iktidar alanı sunar; alkışla beslenen, kalabalıkla var olan bir güçtür bu. Ancak iktidar gibi şöhret de zamanla gerçeği çarpıtır. İnsan, kendisini olduğu hâliyle değil, bir zamanlar alkışlanan hâliyle görmeye başlar. Aynaya değil, hafızaya bakar. Hafıza ise acımasız değildir; eksiltmez, yaşlandırmaz, yıpratmaz. Bu yüzden şöhretle kurulan ilişki çoğu zaman insanın kendisiyle kurduğu en büyük yanılsamaya dönüşür.
Sorun yaşlanmak ya da sahneden çekilmek değildir; asıl sorun, sahne dışında bir anlam inşa edememektir. Alkış kesildiğinde varlığı da kesilen insanlar için geri çekilmek bir olgunluk değil, yok oluş gibi algılanır. Oysa hayat, sahneden ibaret değildir; hatta sahne çoğu zaman hayatın en yapay alanıdır. Şöhret, insanı bu yapaylığa hapsederken, faniliği de görünmez kılar. Ta ki beden itiraz edene, zaman kendini dayatana kadar.

Bu noktada ortaya çıkan manzara trajiktir: geçmişin ihtişamıyla bugünün gerçeği arasındaki uçurum. İnsan, artık taşıyamadığı bir kimliği sırtında taşımaya çalışır. Alkışa duyulan ihtiyaç, üretme arzusunun önüne geçer. Ve şöhret, bir başarı hikâyesi olmaktan çıkıp, kabullenememenin sessiz itirafına dönüşür. Gerçek olgunluk ise ne alkışta ne sahnededir; insanın, zamanın önünde eğilmeyi öğrenebilmesindedir.

Bu meseleyi yalnızca İbrahim Tatlıses üzerinden okumak, asıl sorunun derinliğini perdelemek olur. Burada karşımıza çıkan şey, çağımızın ürettiği şöhret yanılsamasıdır. Şöhret, insana zamanı durdurabileceği, faniliğin kendisine uğramayacağı duygusunu fısıldayan tehlikeli bir sarhoşluk hâlidir. Alkış sustuğunda, ışıklar söndüğünde ve kalabalık dağıldığında insan, kaçtığı hakikatle baş başa kalır. İşte tam da bu yüzleşmeden kaçmak için sahnede kalmaya tutunur. Bu noktadan sonra sahne bir meslek alanı olmaktan çıkar, varoluşun tek dayanağına dönüşür. Sahneden inmek, onlar için işi bırakmak değil; hayattan silinmek anlamına gelir.

Tatlıses örneğinde görüldüğü gibi, şöhret bir süre sonra üretimi ve başarıyı değil, inkârı besler. Yaşlanmayı, gücün azaldığını, çağın değiştiğini kabullenemeyen insan, geçmişteki ihtişama sığınır. O ihtişam ise artık gerçekte değil, yalnızca hafızadadır. Bu kabullenişsizlik kişiyi giderek daha acı bir görünümün içine hapseder. Gerçek büyüklük, alkışlar sürerken sahnede kalmakta değil; alkış varken çekilmeyi bilmekte gizlidir. Şöhretin felakete dönüşmesi de tam olarak bu eşiğin geçilmesiyle başlar.

Siyasette de bu böyledir. 

Şöhret ve iktidar aynı damardan beslenir. Biri alkışla, diğeri oyla büyür; ama ikisi de insana kendisini vazgeçilmez hissettiren bir sarhoşluk verir. Siyaset sahnesi de tıpkı sanat sahnesi gibi geçicidir; fakat bunu en zor kabullenenler çoğu zaman sahnenin tam ortasında olanlardır. Uzun süre iktidarda kalan ya da kalabalıklar tarafından taşınan siyasetçi, bir süre sonra temsil ettiğini değil, bizzat kendisini merkeze koyar. Davalar, idealler, ilkeler geri çekilir; geriye “ben” kalır.
Siyasi güç, kişiye zamanı durdurabileceği yanılsamasını verir. Sandığın, halkın, değişen toplumsal taleplerin varlığı bilinmesine rağmen, insan kendisini hâlâ vazgeçilmez sanır. Oysa siyaset de çağını doldurur; her dönem kendi dilini, yüzünü ve aktörünü üretir. Dün alkışlanan sözler bugün karşılık bulmaz, dün kurtarıcı görülen figürler bugün yük olarak algılanır. Ama iktidar sarhoşluğu yaşayan siyasetçi bunu görmek istemez. Koltuktan kalkmak, onlar için sadece görevden ayrılmak değil; görünmez olmak demektir.

Bu yüzden siyasette de sıkça aynı manzarayla karşılaşırız: yaşlanan yüzler, tükenen sözler, tekrara düşmüş vaatler… Gücün azaldığını kabul etmek yerine, gücü zorla uzatma çabası başlar. Bu çaba ise çoğu zaman kişiyi büyütmez, küçültür. Gerçek siyasal erdem, iktidarı ele geçirmekten çok, zamanı geldiğinde onu bırakabilme cesaretidir. Ne yazık ki şöhret nasıl sanatçıyı kör ediyorsa, iktidar da siyasetçiyi kör eder. Ve her körlük gibi, en çok sahibine zarar verir.

Mehmet Emin Kuş 
Araştırmacı Gazeteci-Yazar 

YORUMLAR

  • 0 Yorum