Reklam
Yanlış Din Algısı: Ritüelin Gölgesinde Kaybolan Hakikat
Mehmet Emin KUŞ

Mehmet Emin KUŞ

Yanlış Din Algısı: Ritüelin Gölgesinde Kaybolan Hakikat

27 Şubat 2026 - 23:16

Müslüman toplumların en büyük problemlerinden biri, öncelik sırasını kaybetmiş olmalarıdır. Birinci sıradaki emri on beşinci sıraya, on beşinci sıradakini ikinci sıraya koyan bir zihinsel karmaşa yaşıyoruz. Bu sadece bir bilgi eksikliği değil; bu, bir değer kaybıdır. Bu, dinin ruhunu kaybetme meselesidir.

Bugün geniş kitleler için din; büyük ölçüde ritüellerden, şekilden ve görünür sembollerden ibaret hale gelmiş durumda. Oysa Kur'an-ı Kerim’de en çok tekrar edilen kavramlardan biri adalettir. Çünkü dinin direği adalettir; namaz ya da diğer ibadetler değil.

Evet, namaz farzdır. Oruç farzdır. Hac farzdır. Fakat adalet olmadan bunların hiçbirinin toplumsal karşılığı yoktur. Adaletin olmadığı yerde ibadet, sadece bireysel bir alışkanlığa dönüşür; ilahi maksadı gerçekleştirmez.

Dinin Direği: Adalet
Bir toplum düşünün: İnsanlar saf tutuyor ama hak yemekten çekinmiyor. Oruç tutuyor ama kul hakkını gözetmiyor. Hacca gidiyor ama emanet bilinci taşımıyor. Böyle bir zeminde ibadetler şeklen var, ruhen yoktur.

Hz. Muhammed’in hayatına baktığımızda, onun peygamberlikten önceki en güçlü sıfatının “el-Emin” olduğunu görürüz. Yani güvenilirlik. Çünkü adalet, güven üretir. Güven olmayan yerde din, ahlak üretmez.

İmam Gazâlî, dinin zahirine takılıp batınını ihmal eden toplumların çürüyeceğini söyler. Batın dediğimiz şey, ibadetin ahlaka dönüşmesidir. Namazın insanı kötülükten alıkoymasıdır. Oruçla nefsin terbiye edilmesidir. Eğer ibadet adalet doğurmuyorsa, orada bir kopukluk vardır.

Farzın Önüne Geçen Şekilcilik
Dinde olmayanı dine koymak, farzın önüne tali meseleleri geçirmek, öncelik kaybının en belirgin göstergesidir. İnsanların başörtüsünün santimini, sakalın boyunu, şekli detayları tartışıp; adaletsizliği, yolsuzluğu, liyakatsizliği görmezden gelmesi tam da bu sapmadır.

Oysa İslam’ın muamelat hükümleri; ticaret ahlakından kamu yönetimine kadar hayatın merkezine adaleti yerleştirir. Muamelat, ibadetlerden daha geniş bir alanı kapsar. Çünkü din, sadece bireysel kurtuluş değil; toplumsal düzen inşasıdır.

Adalet Olmadan İbadetin Hükmü Var mı?
Şu soru hayati önemdedir:
Adaletin olmadığı yerde ibadet Allah katında ne ifade eder?
İbadet, insanı daha adil yapmıyorsa; daha merhametli, daha dürüst, daha hakkaniyetli kılmıyorsa; o ibadet amacına ulaşmamış demektir. Çünkü namazın gayesi sadece eğilip kalkmak değil, kötülükten alıkoymaktır. Oruç sadece aç kalmak değil, empati üretmektir. Zekât sadece vermek değil, sosyal denge kurmaktır.

Adalet yoksa; namaz toplumsal dönüşüm üretmez.
Adalet yoksa; oruç merhamet doğurmaz.
Adalet yoksa; hac eşitlik bilinci oluşturmaz.
Dinin direği adalettir. Adalet çökerse, yapı ayakta kalmaz.

Öncelikleri Yeniden Düşünmek
Bugün Müslüman toplumların en büyük ihtiyacı; ibadet sayısını artırmak değil, adalet bilincini yeniden inşa etmektir. Çünkü adalet, dinin omurgasıdır. Omurga kırıldığında beden ayakta duramaz.
Dini savunmak; slogan atmakla değil, adil olmakla mümkündür.
Dindarlık; görünürlükle değil, hak gözetmekle ölçülür.

Belki de asıl mesele şudur:
Namaz kılan adil insanlar mı olacağız,
Yoksa adaletsiz ama namazlı bir toplum mu kalacağız?
Bu soruya verilecek cevap, sadece bireysel değil; tarihsel bir kaderi belirleyecektir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum