Reklam
Dünya Nüfusunun Kalp Atışı Nerede Atıyor?
Mustafa Pakır

Mustafa Pakır

Dünya Nüfusunun Kalp Atışı Nerede Atıyor?

18 Ocak 2026 - 11:48

Dünya haritasına alışık olduğumuz gibi bakarsak, hikâye hep aynıdır: Kıtalar, okyanuslar, sınırlar… Oysa haritayı bu kez insanla doldurduğunuzda, ezber bozan bir gerçek karşınıza çıkar. Dünya nüfusunun yarısı, yani yaklaşık 4 milyar insan, haritada küçük bir yeşil daireyle gösterilen Doğu, Güney ve Güneydoğu Asya’da yaşıyor. Geri kalan 4 milyar insan ise Amerika’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Avustralya’ya uzanan devasa bir alana yayılmış durumda.


Bu tablo sadece istatistik değil; insanlık tarihinin, coğrafyanın ve geleceğin özeti.
Bugün dünyada 8 milyar insan yaşıyor. Hayal edin, bu nüfusu iki eşit parçaya ayırıyorsunuz. Bir yarısı gezegenin kara yüzeyinin yaklaşık yüzde 85’ine dağılmış durumda. Diğer yarısı ise dünyanın nispeten küçük bir köşesine sıkışmış halde. Haritalarda “küçük” görünen Asya’nın bu bölümü, aslında insanlığın kalp atışının en yoğun hissedildiği yer.
Bu yeşil bölge; Çin’i, Hindistan’ı, Pakistan’ı, Bangladeş’i, Endonezya’yı, Japonya’yı ve Güneydoğu Asya ülkelerini kapsıyor. Bin yılı aşkın süredir dünya nüfusunun ağırlık merkezi burası. Sadece Hindistan ve Çin’in toplam nüfusu yaklaşık 2,8 milyar. Karşılaştırmak için söyleyelim: ABD’nin nüfusu 340 milyon civarında. ABD nüfusunu Hindistan’a birkaç kez sığdırabilirsiniz; yine de yer kalır.
Peki neden? Cevap ideolojide değil, coğrafyada yatıyor. Himalaya dağ silsilesinden doğan Ganj, İndus, Yangtze ve Mekong gibi nehirler, dünyanın en bereketli vadilerini besledi. Pirinç tarımına dayalı bu ekosistem, Batı’daki buğday ağırlıklı tarıma kıyasla çok daha fazla insanı besleyebildi. Yani Doğu’nun kalabalıklığı bir tesadüf değil; doğanın sunduğu imkânların tarihsel bir sonucudur.
Haritanın kırmızıyla gösterilen kısmı ise dünyanın geri kalanını kapsıyor: Kuzey ve Güney Amerika, Avrupa, Afrika, Rusya ve Avustralya. Alan olarak devasa; nüfus olarak ise yeşil bölgeyle eşit. Amerika kıtaları bunun en çarpıcı örneği. Kanada’nın tundralarından Brezilya’nın yağmur ormanlarına kadar uzanan geniş topraklara rağmen, nüfus yoğunluğu Asya’ya kıyasla oldukça düşük. ABD’de kilometrekareye düşen insan sayısı yaklaşık 37 iken, Hindistan’da bu rakam 480’in üzerinde.
Üstelik kırmızı bölgenin önemli bir kısmı ya yaşanmaz ya da yaşaması son derece zor alanlardan oluşuyor: Sahra Çölü, Sibirya, Avustralya çölleri, Amazon Havzası… Haritada büyük görünseler de insan barındırma kapasiteleri sınırlı.
Bu demografik gerçek, yalnızca nüfusla ilgili değil; küresel güç dengeleriyle de doğrudan bağlantılı. Son iki yüzyılda dünya siyasetini ve ekonomisini “kırmızı bölge”, özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika şekillendirdi. Ancak şimdi tablo değişiyor. Yeşil bölgedeki 4 milyar insan modernleşip orta sınıfa geçtikçe, dünyanın en büyük tüketici pazarı ve en büyük emek havuzu ortaya çıkıyor.
Asya artık sadece Batı’nın “üretim bandı” değil. Yapay zekâdan teknolojiye, yenilenebilir enerjiden bilimsel araştırmalara kadar birçok alanda küresel merkeze dönüşüyor. Aynı zamanda en büyük sınavlar da burada veriliyor: İklim krizi, su yönetimi, şehirleşme, gıda güvenliği… Tokyo’dan Mumbai’ye, Mekong Deltası’ndan Şanghay’a kadar bu bölge, insanlığın sürdürülebilirlik mücadelesinin ön cephesi.
Batı açısından bu harita bir gerçeklik kontrolü niteliğinde. Geniş alanlar, düşük nüfus yoğunluğu, “kişisel alan” dediğimiz şeylerin aslında insanlığın çoğu için bir lüks olduğunu hatırlatıyor. Dünya nüfusunun yarısının kaderi, diğer yarısının geleceğini doğrudan etkiliyor.
Sonuçta bu harita “biz ve onlar” ayrımı yapmak için değil; tek bir gezegeni paylaşan 8 milyar insanın nasıl yaşadığını anlamak için önemli. İnsanlığın yarısı küçük bir alanda nefes alıyorsa, bu nefesin ritmi hepimizi ilgilendirir. 21. yüzyılda kırmızı ve yeşil bölgeler arasında kurulacak köprüler, sadece küresel düzeni değil, ortak geleceğimizi de belirleyecek.

YORUMLAR

  • 0 Yorum