Doğa ile bağını kaybeden insan, her şeyden önce kalbiyle bağını kaybeder. Kalbiyle bağını kaybeden ise, insana da merhametini yitirir.
Bir yavru fokun öldürülmesi, bir ağacın kesilmesi, bir dağın oyulması ile bir çocuğun ruhunun kırılması arasında aynı kök neden vardır: hissizleşme/duyarsızlaşma/umursamama.
İnsan insana vahşet uyguladığında, bunu çoğu zaman “haklılık” zırhıyla yapar. Savaş der, disiplin der, namus der, çıkar der, düzen der… Oysa doğa hiçbir ağacı “daha güçlü” diye diğerine düşman etmez. Ormanda rekabet vardır ama kin ve nefret yoktur. İnsan ise kin üretir, ideoloji üretir, üstünlük üretir ve sonra bu ürettiklerini kendine kutsallaştırır.
Bir insan bir başka insanı aşağıladığında, onun onurunu ezdiğinde, psikolojik ve/ya fiziksel şiddet uyguladığında, aslında doğanın içindeki denge yasasına karşı gelir. Çünkü doğa her zaman denge ister. İnsan ise hükmetmek ve sahip olmak ister.
Doğayla bağını kaybeden insan, diğer insanı “canlı” olarak değil “araç” olarak görmeye başlar. Kadını beden ve cinsel obje olarak, erkeği güç ve kazanç olarak, çocuğu proje ve yatırım olarak, çalışanı makine ve köle olarak, yaşlıyı yük ve fazlalık olarak görür. İşte vahşet tam da burada başlar. Silah çekmeden de vahşi olunabilir. Bir bakışla, bir sözle, bir sistemle ve bir plan projeyle…
İnsanın insana yaptığı zulüm, çoğu zaman ormandaki yangından çok daha yıkıcıdır. Çünkü yangın toprağı bir süre sonra yeniler. Ama kırılmış ve hor görülmüş bir ruh, nesiller boyu aktarılabilir. Travma, toprağın altındaki kökler gibi yayılır ve artar.
Ve doğa buna sessiz kalmaz. İnsan merhameti kaybettikçe iklim sertleşir. İnsan hırsı büyüdükçe şehirler betonlaşır. İnsan kalbi daraldıkça evler küçülür. Çünkü dış dünya, iç dünyanın yansımasıdır. Ve sen ne isen karşında da onu bulursun.
Gerçek vahşet, öldürmekten önce başlar: hissetmemekte, umursamamakta ve menfaatte.
Bir eşin eşini anlamaması, bir annenin çocuğunu dinlememesi, bir yöneticinin çalışanını değersiz görmesi… Bunlar küçük gibi görünen ama doğa ve varoluş yasasına aykırı kırılmalardır. Çünkü doğa ilişki üzerine kuruludur. Kök ile dal, su ile toprak, gece ile gündüz… Her şey birbirine bağlıdır ve İlişki halindedir...
İnsan bu bağı unuttuğunda, insanı da kendi özünü de varlığı da ve varlığın Yaratanını da unutur.
O yüzden mesele doğayı korumak değildir sadece. Mesele insanın kalbini korumasıdır. Çünkü kalp kuruduğunda, insan önce insana yabancılaşır. Sonra da toprağa.
Ve belki de en derin soru şudur:
Doğa bizden mi korkuyor, yoksa biz kendi içimizdeki vahşeti görmekten mi kaçıyoruz? Hiçbir şey sebepsiz değildir. Bugün, Dünya üzerindeki her türlü vahşet insanın öz'ünden, varlıktan ve hakk'ikatinden kopuş'uyla başladı. Hatırla ve öz' üne dön.
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.




YORUMLAR