Her şey ara'yış'la başlar...
İnsan çoğu zaman bilinci sandığı şeyin aslında iyi ezberlenmiş bir tekrar olduğunu zann'eder... Oysa hatırla'yış, geçmişten bir veri çağırmak değildir; öz'ün kendini yeniden tanı'masıdır. Hatırla'yış, zihinin değil ruhun refleksidir. Bir an gelir, bir cümle, bir bakış, bir sızı sana ait olmayan hiçbir şey taşımadığını hissettirir. İşte orada başlar yolculuk. Çünkü hatırla'yan artık ara'yan değildir.
Ardından çöz'üm'le'me gelir sanılır. Oysa çöz'üm'le'me çoğu zaman parçalamak değil, dağınık olanın neden bir araya gelemediğini fark etmektir. İnsan çözümle'diğini sanırken aslında savunur kendini. Gerçek çözümleme, haklı çıkma ihtiyacının terk edilmesiyle başlar. İşte ters köşe tam buradadır: Çözdüğün şey problem değil, problemle kurduğun anlayış ve kimliktir.
Sonra anla'yış… Anla'yış, bilgi artışı değildir; direnç ve körlük kaybıdır. Bir şeyi anladığında artık onunla savaşmazsın. Anla'yış, kalbin kaslarını yumuşatır ve gevşetir. “Neden böyle oldu?...” sorusu yerini sessiz sessiz bir kabul alanına bırakır. Anla'yan insan suskunlaşır çünkü iç gürültüsü diner.
İdrak, çoğu kişinin sandığı gibi büyük bir aydınlanma ânı değildir. İdrak, küçük bir yer değiştirmedir. Sen aynı yerde dururken hakk'ikat bir adım daha öne çıkar. Bakış açısı değil, bakışın merkezi değişir. O an fark edersin ki mesele senin başına gelenler değil, senin kim olarak ve nasıl durduğundur.
Kavra'ma, idrakin bedenle buluştuğu yerdir. Kavra'yan insan sadece bilir gibi yapmaz, davranış değiştirir. Dili, temposu, sınırları farklılaşır. Kavra'yışta rol yapamazsın. Çünkü beden yalanı taşıyamaz. Kavra'dığını yaşarsın, yaşayamadığını kavramış sayılmazsın, farkında ol.
Ardından biliş gelir ama bu biliş akademik bir birikim ve veri depolama değildir. Bu, sezgiyle akılın barıştığı noktadır. Bilgi artık yük olmaz, yön olur. Zihin hizmetkâr olur, efendi değil. İşte o zaman düşünce seni yormaz, bilâkis seni taşır.
Ve bilinç… Bilinç sandığımızdan çok daha sade bir hâlidir. Karmaşık teoriler değil, sade ve net bir iç duruştur. Bilinçli insan her şeyi bilmez ama neyin kendine ait olmadığını hemen fark eder. En büyük öz'gürlük budur işte.
Son aşama ise çoğunun fark etmeden ve doğal olarak geçtiği yer: hâl edinmek. Burada artık aşamalar konuşulmaz. Çünkü hâl, anlatılmaz, yaşanır. Hâl edinmiş olan hatırlamaya çalışmaz; o hatırlayıştır. Çözümlemez; çözülmüştür. Anlamaz; anlayışın kendisi olmuştur. İdrak etmez; idrakin içinden bakar. Bilmez; bilincin sessizliğinde yaşar. Ve tüm bu aşamalardan sonra ise "hakk ediş" gelir ancak! Emin ol...
Ve ters köşe şudur ki...:
Bu yol ileriye doğru değil, içe doğru yürünür. Ulaşılan bir yer yoktur, çıkarılan ve atılan fazlalıklar vardır. Kazandıkların değil, bıraktıklarını ve vazgeçtiklerin seni sen yapar.
İşte bu yüzden gerçek uyanış gürültülü değil, sessiz, sakin ve zariftir. Ve en derin bilgelik, “ol'dum” diyen değil “artık fazlalık değilim, hafifledim” diyendir. Hatırla...
Y'ol'umuz her daim sev'gi'de buluşsun ve selâm ol'sun Can'lar...
Peri'han Taşdemir...
...
..
.


YORUMLAR